Lazrail
Emektar Üye
- Katılım
- 10 Kas 2020
- Mesajlar
- 165
- Tepki puanı
- 218
- Puanları
- 160
Vay be dertleşme konu başlığı kapatılmış şikayetlerden ötürü. Ama üzgünüm. Buraya gelen insanlar dertli olduğu için ve uzun zamandan beri bu süregeldiğinden bu forumun atardamarı gibi bir şey oldu. Her neyse bu tarz ufak adımlarla belki forum daha iyi olur. Sürekli dertli konular açıldığından şikayetçiyim ben de. Yine de hayattaki bazı gerçekleri söylemek gerekli. İçimi dökmek istedim. Ne zaman kalemi elime alsam yaptığım şey de bu ya. Hep dertlenince yazasım geliyor. Bilemiyorum. Ama yazmak bana iyi geliyor. Sizlerle konuşmak bana iyi geliyor. O yüzden bu yazımda kaybeden bir insan olmak nasıl bir şey bunu biraz tarif etmeye çalışacağım.
Bir çok kişinin benimle empati kurabileceğine eminim. Bir çok kişi de benden daha acı tecrübelere sahiptir. Bu yazıyı okuyan birçok kişi de büyüyüp geçmişe baktığı zaman kaybeden olduğunu anlayacaktır. Gerçek bir kaybeden hayatın hiçbir alanında bir başarıya sahip olamamış ve elle tutulur şeyleri az olan kişiye denir. Benim elle tutulur ve emek verdiğim bazı şeyler var en azından. Ama burada anlatmayacağım. Hem zaten bu elle tutulur şeylerin de işime yaradığını ve bana bir şey kazandırdığını pek görmedim. Yine de buna sahip olamayan kaybedenleri düşünemiyorum. Benden kötü halde olanlar vardır demiştim değil mi? Gerçek bir kaybeden saygın bir ailede doğmamıştır, sevgilisi olmamış ve sürekli reddedilmiştir. Belki doğuştan yakışıklı olsa belki şeytan tüyü olsa belki özgüvenli olsa şansı olabilirdi. Ama tanrı kaderini böyle yazmamıştır. Bu ne güzel bir hediyedir böyle değil mi? Etrafındaki insanlar ona saygı duymaz ve onu dışlarlar. Öne çıkan iyi bir özelliği yoktur bu kaybedenimizin ki bunun farkında da değildir. Sosyal açıdan da tam bir özürlüdür. Nerede ne diyeceğini bilmez, etrafındaki insanların kalbini kırar. Olur olmadık laflarıyla pot kırıp mahçup olur. Onu dışlamayan insanlar dahi onunla arkadaşlık ederken kırdığı ilk potta onu değersiz olarak görmeye başlarlar. Çünkü kaybedenimiz iyi olan şeyleri mahvetmekte de ustadır. Sanki bu dünyaya acı çekmeye, her şeyin en kötüsünü yaşamaya ve iyi olan şeyleri de kötüleştirip kendini süründürmeye gelmiştir. E tabi bu kadar çok kötü şeyleri yaşadıktan sonra psikolojisinin bozulması kaçınılmazdır. O noktadan sonra ipin ucu kopmuştur. Kaybedenimiz belki hayatında tutunabileceği iyi alışkanlıklar edinseydi paçayı kurtarırdı. Ama psikolojisi de bozulunca artık gerçek bir kaybeden olmuştur. Artık tüm başına gelenler yetmezmiş gibi gün içerisinde negatif duygularla aşkındır, sürekli uyuyarak hayattan kaçmak ister. İnsanların seni sevmesini sağlayacak bir çıkarı olmadığında senden yüz çevirmesi karşısında midesi bulanır. Bu bulantı o kadar ağır gelir ki insanlardan daha çok kaçar ve hayatın ona sunduğu bu kırmız hapın (hayatın gerçekleri) ağırlığı altında ezilir ve kendini porno bağımlısı, depresyon hastalığına sahip, arada bir kumar oynamaktan ve alkol içmekten çekinmeyen ve fırsatını bulsa uygun koşullar sağlanınca uyuşturucuyu deneyeceğine emin olduğumuz birisi hale gelir. Kadınların sevgisine layık olmadığı düşüncesi bilinçaltına yerleşir ve maaşını da bir eskorta vermekten çekinmez. Çünkü arzunun satın alınabilir bir şey olduğuna kanaat getirmiştir. Satın alabilse saygıyı da satın alırdı buna şüphe yok. İnsanların ne mal olduğunu bilir ve sırf onları eğlendirecek türlü mallıklar yapan bir soytarı olduğu için onunla arkadaşlık yaptıklarının farkına varmaya başlar. Ama şanslıdır ki soytarılığından dolayı değil onu olduğu haliyle kabul eden ve hatalarını ona söylemekten çekinmeyerek seven birkaç kişiye daha doğrusu bir dosta sahiptir. İşler öyle sarpa sarmıştır ki etrafındakiler ne kadar kötü bir hale geldiğini sezip ona tavsiyelerde bulunduğunda bu tavsiyeleri uygulamaya tenezzül etmez. İş işten geçmiş, karakteri oturmuş ve kaybeden olmuştur bir kere. Verilen tavsiyeleri uygulasa dahi ne kadar tolere edebilirdi ki kaybeden kişiliğini? Yeniden yapılanmanın çok zorlu olacağını bildiğinden ve yine kaybetmekten korktuğundan denemek dahi istemez. Ya yine kendimi soytarılık yaparken bulursam? Ya yine sevilmeyen, saygı duyulmayan ve yokmuş gibi davranılan birisi olursam? 22 yaşına girmek üzereyim. Doğum günüm yaklaştı. Ne doğru düzgün bir üniversite okuyup düzgün bir iş sahibi oldum. Ne yakışıklıyım, ne kaslıyım ne de şeytan tüyüm var. İlişki geçmişimde de eskortlardan başka bir şey yok. Sahip olduğum elle tutulur yeteneklerimi de para kazandıracak ya da bana fayda sağlayacak bir şeye dönüştüremedim. Ha faydası var elbette ama o da sadece içsel tatmin ki o da yeterli değil artık. 22 yaş bazı şeyler için çok erken diye düşünebilirsiniz. Ama hayat ya yukarı ya da aşağı giden bir şey ve 22 yaşına kadar yukarı gitmediyse ve ne kadar çok zaman ilerlerse bu yönü değiştirmek gittikçe daha zor oluyor. Hani yeni şeyler denemeye olan hevesiniz bitiyor demiştim ya o mesele. Ben sevgiye, ilgiye ve saygıya muhtaç birisiyim. Özellikle de bu ihtiyaçların kendim tarafından karşılanması gerek. Zira ailenizin, arkadaşlarınızın, sevgilinizin sizi sevmesi vs hiçbir zaman yeterli değil. Gerçi onlarda (ailem) kendilerini nasıl seveceklerini ve saygı duyacaklarını bilmiyorlar ki bana öğretmiş olsunlar.
İşte benim hikayem bu forumdaşlarım. Ben buyum. Gerçekten hasta (depresyon) mıyım? Emin değilim. Kurtuldum mu ondan da pek emin değilim. Sadece eskiye nazaran biraz daha iyiyim. Ama ya doğuştan ya da yaşadıklarımdan derinlerde bir şeylerin iyi olmadığını biliyorum. Belki de ben abartıyorumdur. Süreli geçmişe bakarak yol alınmaz ki. Yine de beni hata üstüne hata yapmaya iten geçmişimdeki anılar. Geçmişime bakıp iyi şeyler görememek bu sürünme döngüsünü beslememe neden oluyor. Her neyse işte. Yine de her şeye rağmen en azından bir şeylerin değişeceğine dair umudumu kaybetmedim ve siz de kaybetmeyin. Büyük ihtimalle siz benim kadar çok çamura batmamışsınızdır. Önümdeki gelecek için tek temennim bir şeylerin iyiye gittiğini görebilmem. Fazlasında gözüm yok. İnsanın karakterinin değişmesi çok zor. Ama bilemiyorum. Umarım kaderim güzel yazılmıştır. Bunu umut etmekten başka bir çare düşünemiyorum. Çünkü benim inancıma göre kader deneyimlenen bir şeydir seçilen değil. Umuyorum ki güzel şeyler deneyimlerim. Ha tabi sizler de öyle. Uzun uzadıya yazdım. Sabır gösterip derdime ortak olan gönlü güzel insanlara teşekkür ederim.
Bir çok kişinin benimle empati kurabileceğine eminim. Bir çok kişi de benden daha acı tecrübelere sahiptir. Bu yazıyı okuyan birçok kişi de büyüyüp geçmişe baktığı zaman kaybeden olduğunu anlayacaktır. Gerçek bir kaybeden hayatın hiçbir alanında bir başarıya sahip olamamış ve elle tutulur şeyleri az olan kişiye denir. Benim elle tutulur ve emek verdiğim bazı şeyler var en azından. Ama burada anlatmayacağım. Hem zaten bu elle tutulur şeylerin de işime yaradığını ve bana bir şey kazandırdığını pek görmedim. Yine de buna sahip olamayan kaybedenleri düşünemiyorum. Benden kötü halde olanlar vardır demiştim değil mi? Gerçek bir kaybeden saygın bir ailede doğmamıştır, sevgilisi olmamış ve sürekli reddedilmiştir. Belki doğuştan yakışıklı olsa belki şeytan tüyü olsa belki özgüvenli olsa şansı olabilirdi. Ama tanrı kaderini böyle yazmamıştır. Bu ne güzel bir hediyedir böyle değil mi? Etrafındaki insanlar ona saygı duymaz ve onu dışlarlar. Öne çıkan iyi bir özelliği yoktur bu kaybedenimizin ki bunun farkında da değildir. Sosyal açıdan da tam bir özürlüdür. Nerede ne diyeceğini bilmez, etrafındaki insanların kalbini kırar. Olur olmadık laflarıyla pot kırıp mahçup olur. Onu dışlamayan insanlar dahi onunla arkadaşlık ederken kırdığı ilk potta onu değersiz olarak görmeye başlarlar. Çünkü kaybedenimiz iyi olan şeyleri mahvetmekte de ustadır. Sanki bu dünyaya acı çekmeye, her şeyin en kötüsünü yaşamaya ve iyi olan şeyleri de kötüleştirip kendini süründürmeye gelmiştir. E tabi bu kadar çok kötü şeyleri yaşadıktan sonra psikolojisinin bozulması kaçınılmazdır. O noktadan sonra ipin ucu kopmuştur. Kaybedenimiz belki hayatında tutunabileceği iyi alışkanlıklar edinseydi paçayı kurtarırdı. Ama psikolojisi de bozulunca artık gerçek bir kaybeden olmuştur. Artık tüm başına gelenler yetmezmiş gibi gün içerisinde negatif duygularla aşkındır, sürekli uyuyarak hayattan kaçmak ister. İnsanların seni sevmesini sağlayacak bir çıkarı olmadığında senden yüz çevirmesi karşısında midesi bulanır. Bu bulantı o kadar ağır gelir ki insanlardan daha çok kaçar ve hayatın ona sunduğu bu kırmız hapın (hayatın gerçekleri) ağırlığı altında ezilir ve kendini porno bağımlısı, depresyon hastalığına sahip, arada bir kumar oynamaktan ve alkol içmekten çekinmeyen ve fırsatını bulsa uygun koşullar sağlanınca uyuşturucuyu deneyeceğine emin olduğumuz birisi hale gelir. Kadınların sevgisine layık olmadığı düşüncesi bilinçaltına yerleşir ve maaşını da bir eskorta vermekten çekinmez. Çünkü arzunun satın alınabilir bir şey olduğuna kanaat getirmiştir. Satın alabilse saygıyı da satın alırdı buna şüphe yok. İnsanların ne mal olduğunu bilir ve sırf onları eğlendirecek türlü mallıklar yapan bir soytarı olduğu için onunla arkadaşlık yaptıklarının farkına varmaya başlar. Ama şanslıdır ki soytarılığından dolayı değil onu olduğu haliyle kabul eden ve hatalarını ona söylemekten çekinmeyerek seven birkaç kişiye daha doğrusu bir dosta sahiptir. İşler öyle sarpa sarmıştır ki etrafındakiler ne kadar kötü bir hale geldiğini sezip ona tavsiyelerde bulunduğunda bu tavsiyeleri uygulamaya tenezzül etmez. İş işten geçmiş, karakteri oturmuş ve kaybeden olmuştur bir kere. Verilen tavsiyeleri uygulasa dahi ne kadar tolere edebilirdi ki kaybeden kişiliğini? Yeniden yapılanmanın çok zorlu olacağını bildiğinden ve yine kaybetmekten korktuğundan denemek dahi istemez. Ya yine kendimi soytarılık yaparken bulursam? Ya yine sevilmeyen, saygı duyulmayan ve yokmuş gibi davranılan birisi olursam? 22 yaşına girmek üzereyim. Doğum günüm yaklaştı. Ne doğru düzgün bir üniversite okuyup düzgün bir iş sahibi oldum. Ne yakışıklıyım, ne kaslıyım ne de şeytan tüyüm var. İlişki geçmişimde de eskortlardan başka bir şey yok. Sahip olduğum elle tutulur yeteneklerimi de para kazandıracak ya da bana fayda sağlayacak bir şeye dönüştüremedim. Ha faydası var elbette ama o da sadece içsel tatmin ki o da yeterli değil artık. 22 yaş bazı şeyler için çok erken diye düşünebilirsiniz. Ama hayat ya yukarı ya da aşağı giden bir şey ve 22 yaşına kadar yukarı gitmediyse ve ne kadar çok zaman ilerlerse bu yönü değiştirmek gittikçe daha zor oluyor. Hani yeni şeyler denemeye olan hevesiniz bitiyor demiştim ya o mesele. Ben sevgiye, ilgiye ve saygıya muhtaç birisiyim. Özellikle de bu ihtiyaçların kendim tarafından karşılanması gerek. Zira ailenizin, arkadaşlarınızın, sevgilinizin sizi sevmesi vs hiçbir zaman yeterli değil. Gerçi onlarda (ailem) kendilerini nasıl seveceklerini ve saygı duyacaklarını bilmiyorlar ki bana öğretmiş olsunlar.
İşte benim hikayem bu forumdaşlarım. Ben buyum. Gerçekten hasta (depresyon) mıyım? Emin değilim. Kurtuldum mu ondan da pek emin değilim. Sadece eskiye nazaran biraz daha iyiyim. Ama ya doğuştan ya da yaşadıklarımdan derinlerde bir şeylerin iyi olmadığını biliyorum. Belki de ben abartıyorumdur. Süreli geçmişe bakarak yol alınmaz ki. Yine de beni hata üstüne hata yapmaya iten geçmişimdeki anılar. Geçmişime bakıp iyi şeyler görememek bu sürünme döngüsünü beslememe neden oluyor. Her neyse işte. Yine de her şeye rağmen en azından bir şeylerin değişeceğine dair umudumu kaybetmedim ve siz de kaybetmeyin. Büyük ihtimalle siz benim kadar çok çamura batmamışsınızdır. Önümdeki gelecek için tek temennim bir şeylerin iyiye gittiğini görebilmem. Fazlasında gözüm yok. İnsanın karakterinin değişmesi çok zor. Ama bilemiyorum. Umarım kaderim güzel yazılmıştır. Bunu umut etmekten başka bir çare düşünemiyorum. Çünkü benim inancıma göre kader deneyimlenen bir şeydir seçilen değil. Umuyorum ki güzel şeyler deneyimlerim. Ha tabi sizler de öyle. Uzun uzadıya yazdım. Sabır gösterip derdime ortak olan gönlü güzel insanlara teşekkür ederim.
Son düzenleme:





