Onlar düşmanımız. Düşmana teslim olmayacağız. Hep yanlış baktık işe biz. Hep kendimizi suçladık. Ben yapamıyorum, ben başarısızım dedik. Onların kurduğu sisteme laf etmedik. Sorun sende bende değil, sömürü düzeninde. Şimdi bizde problem olmadığını anladıysak çözüm yollarına bakalım.
Düşünce yapısını değiştirmek bize yardımcı olabilir. Bu sistemde onlar zevk anlarını paylaşıp bununla para, mal, mülk ve keyif elde ediyorlar. Biz ise para, zaman, sağlık, enerji kaybedip manen çöküyor, ahlaken bitiyor, zihnen çürüyoruz. Günah boyutu da işin ahiret yönüyle en korkunç olanı. Şimdi aklıselim bir insan olarak şunu söyleyelim kendimize:
"Neden onlara para kazandıralım ki? İstedikleri tam olarak bu. Senin, benim geri dönmemizi bekliyorlar. Bizi sömürüyorlar ve kaybettiğimiz şey sadece boşa geçen zaman değil, yaşanmamış ömür.' Evet, tam olarak olay budur. Şimdi villalarında, evlerinde milyonlara servis ettikleri iğrençliğin getirisiyle keyifle hayatın tadını çıkarıyorlar. Bu çarkı döndüren bizim enerjimiz, duygularımız, insanlığımız. Biliyorlar ki biz geri geleceğiz, onlar yenilerini servis edecek. Bu bir döngüdür."
Onlara para kazandırmayalım. 'Ben sağlıklı bir insan olmayı tercih ediyorum' deyip ipleri elimize aldığımızda ve bu zihniyeti içselleştirdiğimizde geriye sadece tiksinti kalacaktır.
Zaman öyle hızlı geçiyor ki... Bir gün geriye dönüp baktığımızda 'iyi ki yapmışım' diyeceğimiz ne varsa şimdi derhal hayatımıza girmeli. 'İyi ki kurtulmuşum' diyeceğimiz ne varsa da an itibariyle zihnimizden silinmeli. Biliyorum, peşin lezzetlere alıştık ama emekle gelen yemeğin tadını bir alsak, süreçten kopmayız bir daha.
Durun, düşünün. Bu bir faciadır. Yapılan şeyi daha basit düşünün: İki insanın mahreminin milyonlara servis edilmesi. Ne çirkin, değil mi? Dünya bu hale nasıl geldi? Bu dönem yaşananlar eşi benzeri olmayan şeyler. Şimdi bu iğrençliklerin içinde temiz kalabilmek öyle kıymetli ki... Durun, nefes alın, vazgeçin. 'Benden onlara 5 dakikalık izlenme ile de olsa destek gitmeyecek' deyin. Sonra bir çay doldurun, bir kitap okuyun. Yaşamak, hayatı hissetmek, nefes almak ne güzelmiş diyeceksiniz.
Biraz daha düşünün; hareket eden pikseller ile kararan hayatlar... Ekrana bakarak geçen yıllar, giden gençlik, biten enerji, azalan umut, hüzün, stres, acı, yokluk. Bize kalan budur. Onlar ise para kazanıyor; senin üzerinden para kazanıyor, seni sömürerek. Senin en doğal insani duygularını, sana kalması gereken enerjini, ruhunu, kimliğini sömürerek. Buna dur demelisin, dur demeliyiz! Biz ne yapıyoruz böyle? Bu bir perde gözlerimizdeki, işte sana perde arkasını anlatıyorum.
Bir bıraksak çözülecek düğüm... Güneş daha bir güzel gelecek gözlerimize. 'Yaşamak ve nefes almak ne güzel' diyeceğiz. Kir pas gidecek yüreğimizden. Sabahlar bizim, neşe bizim olacak. Enerjimiz bize kalacak, yüzümüze bir tebessüm ilişecek ve güleceğiz, güldüreceğiz. Spor yapacağız belki, biraz yürüyüş... Hayatımıza yön vereceğiz, kararlar alacak ve arkamıza bakmayacağız. Yetişeceğiz, büyüyeceğiz. Belki bir yuva, bir evlat... Hayat güzel. Akan piksellerden daha güzel.
Uyanma zamanı gelmedi mi?
Düşünce yapısını değiştirmek bize yardımcı olabilir. Bu sistemde onlar zevk anlarını paylaşıp bununla para, mal, mülk ve keyif elde ediyorlar. Biz ise para, zaman, sağlık, enerji kaybedip manen çöküyor, ahlaken bitiyor, zihnen çürüyoruz. Günah boyutu da işin ahiret yönüyle en korkunç olanı. Şimdi aklıselim bir insan olarak şunu söyleyelim kendimize:
"Neden onlara para kazandıralım ki? İstedikleri tam olarak bu. Senin, benim geri dönmemizi bekliyorlar. Bizi sömürüyorlar ve kaybettiğimiz şey sadece boşa geçen zaman değil, yaşanmamış ömür.' Evet, tam olarak olay budur. Şimdi villalarında, evlerinde milyonlara servis ettikleri iğrençliğin getirisiyle keyifle hayatın tadını çıkarıyorlar. Bu çarkı döndüren bizim enerjimiz, duygularımız, insanlığımız. Biliyorlar ki biz geri geleceğiz, onlar yenilerini servis edecek. Bu bir döngüdür."
Onlara para kazandırmayalım. 'Ben sağlıklı bir insan olmayı tercih ediyorum' deyip ipleri elimize aldığımızda ve bu zihniyeti içselleştirdiğimizde geriye sadece tiksinti kalacaktır.
Zaman öyle hızlı geçiyor ki... Bir gün geriye dönüp baktığımızda 'iyi ki yapmışım' diyeceğimiz ne varsa şimdi derhal hayatımıza girmeli. 'İyi ki kurtulmuşum' diyeceğimiz ne varsa da an itibariyle zihnimizden silinmeli. Biliyorum, peşin lezzetlere alıştık ama emekle gelen yemeğin tadını bir alsak, süreçten kopmayız bir daha.
Durun, düşünün. Bu bir faciadır. Yapılan şeyi daha basit düşünün: İki insanın mahreminin milyonlara servis edilmesi. Ne çirkin, değil mi? Dünya bu hale nasıl geldi? Bu dönem yaşananlar eşi benzeri olmayan şeyler. Şimdi bu iğrençliklerin içinde temiz kalabilmek öyle kıymetli ki... Durun, nefes alın, vazgeçin. 'Benden onlara 5 dakikalık izlenme ile de olsa destek gitmeyecek' deyin. Sonra bir çay doldurun, bir kitap okuyun. Yaşamak, hayatı hissetmek, nefes almak ne güzelmiş diyeceksiniz.
Biraz daha düşünün; hareket eden pikseller ile kararan hayatlar... Ekrana bakarak geçen yıllar, giden gençlik, biten enerji, azalan umut, hüzün, stres, acı, yokluk. Bize kalan budur. Onlar ise para kazanıyor; senin üzerinden para kazanıyor, seni sömürerek. Senin en doğal insani duygularını, sana kalması gereken enerjini, ruhunu, kimliğini sömürerek. Buna dur demelisin, dur demeliyiz! Biz ne yapıyoruz böyle? Bu bir perde gözlerimizdeki, işte sana perde arkasını anlatıyorum.
Bir bıraksak çözülecek düğüm... Güneş daha bir güzel gelecek gözlerimize. 'Yaşamak ve nefes almak ne güzel' diyeceğiz. Kir pas gidecek yüreğimizden. Sabahlar bizim, neşe bizim olacak. Enerjimiz bize kalacak, yüzümüze bir tebessüm ilişecek ve güleceğiz, güldüreceğiz. Spor yapacağız belki, biraz yürüyüş... Hayatımıza yön vereceğiz, kararlar alacak ve arkamıza bakmayacağız. Yetişeceğiz, büyüyeceğiz. Belki bir yuva, bir evlat... Hayat güzel. Akan piksellerden daha güzel.
Uyanma zamanı gelmedi mi?





