İnsanın En Çetin Savaşı Kendisiyledir.
NoFap sürecimde 1000. güne özel olarak bir yazı yazmak istedim. İçimi dökmek, belki birilerine umut vermek, belki de sadece bu uzun yolculuğu bir şekilde belgelemek adına… Emin değilim. Ama içimde bir şeyler paylaşma ihtiyacı vardı ve sanırım bu yazı o ihtiyacın karşılığı.
Sürece 15 Aralık 2023 tarihinde başladım. Bugün, 10 Eylül 2026 itibariyle 1000. güne ulaşmış bulunuyorum. Buralara kadar gelmek hiçte kolay olmadı o yüzden bu özel günü kutlamak adına günübirlik 100-150 kilometrelik bir bisiklet yolculuğuna çıkacağım güzel bir anı olur diye düşünüyorum.
Beynin mümkün olduğunca az enerji harcamaya ve alışkanlıkları otomatikleştirmeye meyilli olduğunu farkettim. Kullan ya da kaybet mantığı gibi. Bir şeyi ne kadar sık tekrar ederseniz, beyniniz de onu o kadar sıradanlaştırıyor. Aynı şekilde uzun süre yapmadığınız bir davranış da zamanla hayatınızın merkezinden çıkabiliyor.
Ben genelde sanalda vakit geçiren biriyim. Bu yüzden klasik pornografik içeriklerden ziyade sexting tuzaklarına karşı çok daha temkinli olmaya özen gösterdim. Çünkü süreci bozacak asıl tehlike bana pornografi değil, sexting olabilirdi. Bu yüzden özellikle bu konuda kendimi sürekli uyanık tuttum. Pornoyu engellemek nispeten kolaydı; asıl savaş, anlık duygusal ve cinsel boşluklara düşmemekti.
Kriz Yönetim: Elbette sürecin doğal bir parçası olarak krize girdiğim oluyor. Ben bir robot değilim. İnsanım. Bazen günlerce süren gerginlikler, bazen aniden yükselen dürtüler, bazen de “bir kereden bir şey olmaz” diye gelen düşünceler Hepsi geldi geçti.
Kriz anlarında en büyük motivasyonum şu oluyor: “Süreci buraya kadar getirmişim. Bin güne yaklaşmışken, belki de bin güne ulaşmışken bozmanın bir anlamı var mı? Buna gerçekten değer mi?” Kendime sorduğum bu soru, çoğu zaman o anki fırtınayı dindiriyor. Çünkü bir noktadan sonra süreç, sadece “yapmama” değil, “kendine verdiğin sözü tutma” meselesine dönüşüyor.
Bir gün herkesin bu illetten kurtulabileceğini umuyorum. Çünkü ben de bir zamanlar o bataklığın içinde kaybolmuş biriydim. 14-15 yaşlarındayken inanılmaz ağır bir PMO bağımlısıydım. Hayatımın büyük bir kısmını o döngüye teslim etmiştim. Boz, pişman ol, tekrar başla, yine boz… Bu kısır döngüden çıkmak kolay olmadı. Defalarca düştüm. Defalarca kalktım. Ve en sonunda buraya kadar gelmeyi başardım. Bu yüzden kimsenin “ben yapamam” demesine inanmıyorum. Yapabilirsin benim gibi hayatının 3/1 kadarını sanalda geçirmiş biri bunu başardıysa herkes başarabilir inancındayım.
Şu an 22 yaşıma yeni bastım. Yazılımcıyım. Uzaktan çalışıyorum, dolayısıyla bütün gün bilgisayar başındayım. Eskiden bu durum büyük bir risk teşkil ederdi. Çünkü bilgisayar, eski alışkanlıklarımın en büyük tetikleyicisiydi. Ama artık durum farklı. Gün sonunda PC başından kalktığımda inanın PMO aklıma bile gelmiyor. Biraz yorgunluk, biraz da sürecin artık otopilot modunda ilerlemesi… Beynim o eski yolu unutmuş gibi. Boş zamanlarımda elbette aklıma gelebiliyor. Ama o boşlukları sevdiğim şeylerle doldurmaya çalışıyorum. Küçük yaştan beri oyun oynamayı çok severim. Gerek FPS, gerek hikâyeli oyunlar… Kısaca oyun oynamayı inanılmaz seven biriyim. Oyunlar, boşlukları doldurmak için kullandığım en sağlıklı kaçış noktalarımdan biri haline geldi.
Buraya kadar her şey güllük gülistanlık gibi görünmüş olabilir. Fakat bir durum var ki, buna “sorun” denir mi bilmiyorum: Zaman zaman cinsel isteğimi tamamen kaybetmiş gibi hissediyorum. İstesem bile pornografik içeriklerden etkilenmiyorum. Eski heyecanımı tam anlamıyla yitirmiş gibiyim. Bu durum bazen beni düşündürüyor. “Acaba iyileşirken bir şeyleri fazla mı bastırdım?” diye soruyorum kendime. Yoksa bu, beynin gerçekten yeniden dengelenmesinin doğal bir sonucu mu? Henüz net bir cevabım yok. Ama şunu biliyorum: Eskiden istek, kontrolsüz ve yıkıcı bir bağımlılığın parçasıydı. Şimdi yokluğu bile, bir anlamda özgürlüğün işareti gibi geliyor bana. Yine de bu konuyu daha fazla araştırmam, kendimi daha iyi gözlemlemem gerektiğinin farkındayım.
Bu süreci yaşayan ya da yaşamaya çalışan herkese şunu söylemek isterim: Yol uzun. Zor. Bazen yalnız. Bazen saçma. Bazen “neden kendimi bu kadar zorluyorum ki?” dedirtecek kadar yorucu. Ama imkansız değil. Kendinizle yaptığınız bu savaşta pes etmeyin. Çünkü bir gün, geriye dönüp baktığınızda, o savaşın sizi kim olduğunuzdan daha güçlü biri yaptığını göreceksiniz.
1000 gün… Sadece bir sayı. Asıl önemli olan, o sayının ardında neler kazandıklarınız.
Kendinize iyi bakın.
Ve asla pes etmeyin.
NoFap sürecimde 1000. güne özel olarak bir yazı yazmak istedim. İçimi dökmek, belki birilerine umut vermek, belki de sadece bu uzun yolculuğu bir şekilde belgelemek adına… Emin değilim. Ama içimde bir şeyler paylaşma ihtiyacı vardı ve sanırım bu yazı o ihtiyacın karşılığı.
Sürece 15 Aralık 2023 tarihinde başladım. Bugün, 10 Eylül 2026 itibariyle 1000. güne ulaşmış bulunuyorum. Buralara kadar gelmek hiçte kolay olmadı o yüzden bu özel günü kutlamak adına günübirlik 100-150 kilometrelik bir bisiklet yolculuğuna çıkacağım güzel bir anı olur diye düşünüyorum.
Beynin mümkün olduğunca az enerji harcamaya ve alışkanlıkları otomatikleştirmeye meyilli olduğunu farkettim. Kullan ya da kaybet mantığı gibi. Bir şeyi ne kadar sık tekrar ederseniz, beyniniz de onu o kadar sıradanlaştırıyor. Aynı şekilde uzun süre yapmadığınız bir davranış da zamanla hayatınızın merkezinden çıkabiliyor.
Ben genelde sanalda vakit geçiren biriyim. Bu yüzden klasik pornografik içeriklerden ziyade sexting tuzaklarına karşı çok daha temkinli olmaya özen gösterdim. Çünkü süreci bozacak asıl tehlike bana pornografi değil, sexting olabilirdi. Bu yüzden özellikle bu konuda kendimi sürekli uyanık tuttum. Pornoyu engellemek nispeten kolaydı; asıl savaş, anlık duygusal ve cinsel boşluklara düşmemekti.
Kriz Yönetim: Elbette sürecin doğal bir parçası olarak krize girdiğim oluyor. Ben bir robot değilim. İnsanım. Bazen günlerce süren gerginlikler, bazen aniden yükselen dürtüler, bazen de “bir kereden bir şey olmaz” diye gelen düşünceler Hepsi geldi geçti.
Kriz anlarında en büyük motivasyonum şu oluyor: “Süreci buraya kadar getirmişim. Bin güne yaklaşmışken, belki de bin güne ulaşmışken bozmanın bir anlamı var mı? Buna gerçekten değer mi?” Kendime sorduğum bu soru, çoğu zaman o anki fırtınayı dindiriyor. Çünkü bir noktadan sonra süreç, sadece “yapmama” değil, “kendine verdiğin sözü tutma” meselesine dönüşüyor.
Bir gün herkesin bu illetten kurtulabileceğini umuyorum. Çünkü ben de bir zamanlar o bataklığın içinde kaybolmuş biriydim. 14-15 yaşlarındayken inanılmaz ağır bir PMO bağımlısıydım. Hayatımın büyük bir kısmını o döngüye teslim etmiştim. Boz, pişman ol, tekrar başla, yine boz… Bu kısır döngüden çıkmak kolay olmadı. Defalarca düştüm. Defalarca kalktım. Ve en sonunda buraya kadar gelmeyi başardım. Bu yüzden kimsenin “ben yapamam” demesine inanmıyorum. Yapabilirsin benim gibi hayatının 3/1 kadarını sanalda geçirmiş biri bunu başardıysa herkes başarabilir inancındayım.
Şu an 22 yaşıma yeni bastım. Yazılımcıyım. Uzaktan çalışıyorum, dolayısıyla bütün gün bilgisayar başındayım. Eskiden bu durum büyük bir risk teşkil ederdi. Çünkü bilgisayar, eski alışkanlıklarımın en büyük tetikleyicisiydi. Ama artık durum farklı. Gün sonunda PC başından kalktığımda inanın PMO aklıma bile gelmiyor. Biraz yorgunluk, biraz da sürecin artık otopilot modunda ilerlemesi… Beynim o eski yolu unutmuş gibi. Boş zamanlarımda elbette aklıma gelebiliyor. Ama o boşlukları sevdiğim şeylerle doldurmaya çalışıyorum. Küçük yaştan beri oyun oynamayı çok severim. Gerek FPS, gerek hikâyeli oyunlar… Kısaca oyun oynamayı inanılmaz seven biriyim. Oyunlar, boşlukları doldurmak için kullandığım en sağlıklı kaçış noktalarımdan biri haline geldi.
Buraya kadar her şey güllük gülistanlık gibi görünmüş olabilir. Fakat bir durum var ki, buna “sorun” denir mi bilmiyorum: Zaman zaman cinsel isteğimi tamamen kaybetmiş gibi hissediyorum. İstesem bile pornografik içeriklerden etkilenmiyorum. Eski heyecanımı tam anlamıyla yitirmiş gibiyim. Bu durum bazen beni düşündürüyor. “Acaba iyileşirken bir şeyleri fazla mı bastırdım?” diye soruyorum kendime. Yoksa bu, beynin gerçekten yeniden dengelenmesinin doğal bir sonucu mu? Henüz net bir cevabım yok. Ama şunu biliyorum: Eskiden istek, kontrolsüz ve yıkıcı bir bağımlılığın parçasıydı. Şimdi yokluğu bile, bir anlamda özgürlüğün işareti gibi geliyor bana. Yine de bu konuyu daha fazla araştırmam, kendimi daha iyi gözlemlemem gerektiğinin farkındayım.
Bu süreci yaşayan ya da yaşamaya çalışan herkese şunu söylemek isterim: Yol uzun. Zor. Bazen yalnız. Bazen saçma. Bazen “neden kendimi bu kadar zorluyorum ki?” dedirtecek kadar yorucu. Ama imkansız değil. Kendinizle yaptığınız bu savaşta pes etmeyin. Çünkü bir gün, geriye dönüp baktığınızda, o savaşın sizi kim olduğunuzdan daha güçlü biri yaptığını göreceksiniz.
1000 gün… Sadece bir sayı. Asıl önemli olan, o sayının ardında neler kazandıklarınız.
Kendinize iyi bakın.
Ve asla pes etmeyin.





