Son Paylaşımlar

Sitemize Hoşgeldiniz NeverFap Türkiye

Bize katılmak için kayıt olabilir veya giriş yapabilirsiniz.

Forum Rehberi >>>

Neverfap Türkiye Forum kurallarını öğrenmeniz ceza almanızı engeller. Kurallarımızı okuyunuz. Sağdaki simgeye tıklayarak gidebilirsiniz.

Yönetimle İletişime Geç >>>

Sitemizi kullanırken yaşadığınız sorun ve önerilerinizi yöneticiler ile paylaşabilirsiniz. Sağdaki simgeye tıklayarak gidebilirsiniz.

Gerçek Bir Kaybeden Olmanın Acısı

Lazrail

Emektar Üye
Katılım
10 Kas 2020
Mesajlar
170
Tepki puanı
227
Puanları
160
Vay be dertleşme konu başlığı kapatılmış şikayetlerden ötürü. Ama üzgünüm. Buraya gelen insanlar dertli olduğu için ve uzun zamandan beri bu süregeldiğinden bu forumun atardamarı gibi bir şey oldu. Her neyse bu tarz ufak adımlarla belki forum daha iyi olur. Sürekli dertli konular açıldığından şikayetçiyim ben de. Yine de hayattaki bazı gerçekleri söylemek gerekli. İçimi dökmek istedim. Ne zaman kalemi elime alsam yaptığım şey de bu ya. Hep dertlenince yazasım geliyor. Bilemiyorum. Ama yazmak bana iyi geliyor. Sizlerle konuşmak bana iyi geliyor. O yüzden bu yazımda kaybeden bir insan olmak nasıl bir şey bunu biraz tarif etmeye çalışacağım.

Bir çok kişinin benimle empati kurabileceğine eminim. Bir çok kişi de benden daha acı tecrübelere sahiptir. Bu yazıyı okuyan birçok kişi de büyüyüp geçmişe baktığı zaman kaybeden olduğunu anlayacaktır. Gerçek bir kaybeden hayatın hiçbir alanında bir başarıya sahip olamamış ve elle tutulur şeyleri az olan kişiye denir. Benim elle tutulur ve emek verdiğim bazı şeyler var en azından. Ama burada anlatmayacağım. Hem zaten bu elle tutulur şeylerin de işime yaradığını ve bana bir şey kazandırdığını pek görmedim. Yine de buna sahip olamayan kaybedenleri düşünemiyorum. Benden kötü halde olanlar vardır demiştim değil mi? Gerçek bir kaybeden saygın bir ailede doğmamıştır, sevgilisi olmamış ve sürekli reddedilmiştir. Belki doğuştan yakışıklı olsa belki şeytan tüyü olsa belki özgüvenli olsa şansı olabilirdi. Ama tanrı kaderini böyle yazmamıştır. Bu ne güzel bir hediyedir böyle değil mi? Etrafındaki insanlar ona saygı duymaz ve onu dışlarlar. Öne çıkan iyi bir özelliği yoktur bu kaybedenimizin ki bunun farkında da değildir. Sosyal açıdan da tam bir özürlüdür. Nerede ne diyeceğini bilmez, etrafındaki insanların kalbini kırar. Olur olmadık laflarıyla pot kırıp mahçup olur. Onu dışlamayan insanlar dahi onunla arkadaşlık ederken kırdığı ilk potta onu değersiz olarak görmeye başlarlar. Çünkü kaybedenimiz iyi olan şeyleri mahvetmekte de ustadır. Sanki bu dünyaya acı çekmeye, her şeyin en kötüsünü yaşamaya ve iyi olan şeyleri de kötüleştirip kendini süründürmeye gelmiştir. E tabi bu kadar çok kötü şeyleri yaşadıktan sonra psikolojisinin bozulması kaçınılmazdır. O noktadan sonra ipin ucu kopmuştur. Kaybedenimiz belki hayatında tutunabileceği iyi alışkanlıklar edinseydi paçayı kurtarırdı. Ama psikolojisi de bozulunca artık gerçek bir kaybeden olmuştur. Artık tüm başına gelenler yetmezmiş gibi gün içerisinde negatif duygularla aşkındır, sürekli uyuyarak hayattan kaçmak ister. İnsanların seni sevmesini sağlayacak bir çıkarı olmadığında senden yüz çevirmesi karşısında midesi bulanır. Bu bulantı o kadar ağır gelir ki insanlardan daha çok kaçar ve hayatın ona sunduğu bu kırmız hapın (hayatın gerçekleri) ağırlığı altında ezilir ve kendini porno bağımlısı, depresyon hastalığına sahip, arada bir kumar oynamaktan ve alkol içmekten çekinmeyen ve fırsatını bulsa uygun koşullar sağlanınca uyuşturucuyu deneyeceğine emin olduğumuz birisi hale gelir. Kadınların sevgisine layık olmadığı düşüncesi bilinçaltına yerleşir ve maaşını da bir eskorta vermekten çekinmez. Çünkü arzunun satın alınabilir bir şey olduğuna kanaat getirmiştir. Satın alabilse saygıyı da satın alırdı buna şüphe yok. İnsanların ne mal olduğunu bilir ve sırf onları eğlendirecek türlü mallıklar yapan bir soytarı olduğu için onunla arkadaşlık yaptıklarının farkına varmaya başlar. Ama şanslıdır ki soytarılığından dolayı değil onu olduğu haliyle kabul eden ve hatalarını ona söylemekten çekinmeyerek seven birkaç kişiye daha doğrusu bir dosta sahiptir. İşler öyle sarpa sarmıştır ki etrafındakiler ne kadar kötü bir hale geldiğini sezip ona tavsiyelerde bulunduğunda bu tavsiyeleri uygulamaya tenezzül etmez. İş işten geçmiş, karakteri oturmuş ve kaybeden olmuştur bir kere. Verilen tavsiyeleri uygulasa dahi ne kadar tolere edebilirdi ki kaybeden kişiliğini? Yeniden yapılanmanın çok zorlu olacağını bildiğinden ve yine kaybetmekten korktuğundan denemek dahi istemez. Ya yine kendimi soytarılık yaparken bulursam? Ya yine sevilmeyen, saygı duyulmayan ve yokmuş gibi davranılan birisi olursam? 22 yaşına girmek üzereyim. Doğum günüm yaklaştı. Ne doğru düzgün bir üniversite okuyup düzgün bir iş sahibi oldum. Ne yakışıklıyım, ne kaslıyım ne de şeytan tüyüm var. İlişki geçmişimde de eskortlardan başka bir şey yok. Sahip olduğum elle tutulur yeteneklerimi de para kazandıracak ya da bana fayda sağlayacak bir şeye dönüştüremedim. Ha faydası var elbette ama o da sadece içsel tatmin ki o da yeterli değil artık. 22 yaş bazı şeyler için çok erken diye düşünebilirsiniz. Ama hayat ya yukarı ya da aşağı giden bir şey ve 22 yaşına kadar yukarı gitmediyse ve ne kadar çok zaman ilerlerse bu yönü değiştirmek gittikçe daha zor oluyor. Hani yeni şeyler denemeye olan hevesiniz bitiyor demiştim ya o mesele. Ben sevgiye, ilgiye ve saygıya muhtaç birisiyim. Özellikle de bu ihtiyaçların kendim tarafından karşılanması gerek. Zira ailenizin, arkadaşlarınızın, sevgilinizin sizi sevmesi vs hiçbir zaman yeterli değil. Gerçi onlarda (ailem) kendilerini nasıl seveceklerini ve saygı duyacaklarını bilmiyorlar ki bana öğretmiş olsunlar.

İşte benim hikayem bu forumdaşlarım. Ben buyum. Gerçekten hasta (depresyon) mıyım? Emin değilim. Kurtuldum mu ondan da pek emin değilim. Sadece eskiye nazaran biraz daha iyiyim. Ama ya doğuştan ya da yaşadıklarımdan derinlerde bir şeylerin iyi olmadığını biliyorum. Belki de ben abartıyorumdur. Süreli geçmişe bakarak yol alınmaz ki. Yine de beni hata üstüne hata yapmaya iten geçmişimdeki anılar. Geçmişime bakıp iyi şeyler görememek bu sürünme döngüsünü beslememe neden oluyor. Her neyse işte. Yine de her şeye rağmen en azından bir şeylerin değişeceğine dair umudumu kaybetmedim ve siz de kaybetmeyin. Büyük ihtimalle siz benim kadar çok çamura batmamışsınızdır. Önümdeki gelecek için tek temennim bir şeylerin iyiye gittiğini görebilmem. Fazlasında gözüm yok. İnsanın karakterinin değişmesi çok zor. Ama bilemiyorum. Umarım kaderim güzel yazılmıştır. Bunu umut etmekten başka bir çare düşünemiyorum. Çünkü benim inancıma göre kader deneyimlenen bir şeydir seçilen değil. Umuyorum ki güzel şeyler deneyimlerim. Ha tabi sizler de öyle. Uzun uzadıya yazdım. Sabır gösterip derdime ortak olan gönlü güzel insanlara teşekkür ederim.
 
Son düzenleme:

Lazrail

Emektar Üye
Katılım
10 Kas 2020
Mesajlar
170
Tepki puanı
227
Puanları
160
Konu revize edildi. Bu yazıyı her dinlediğimde kimyamı değiştiren şu müzik eşliğinde okumanız tavsiyemdir :

 

Godfather

temet nosce
Katılım
15 Tem 2023
Mesajlar
16
Tepki puanı
45
Puanları
16
öncelikle şarkı için teşekkürler,
evet yazdıkların samimi ama tehlikeli bir noktaya gelmiş.
çünkü sadece yaşadıklarını anlatmıyorsun, kendine bir de etiket yapıştırmışsın “kaybeden”. bu senin için artık bir kimliğe dönüşmüş.
ve insan kendini ne olarak görmeye başlarsa, o oraya yerleşir.
yani şunu netleştirelim, kaybetmiş olabilirsin.
ama “kaybeden” olmak diye bir zorunluluk ve bu sonsuza kadar böyle gidecek diye bir şey yok.

bir kitaptan alıntı: ( bu kısmı iyice oku, lütfen )

her insan doğal olarak her zaman motivedir.
bunun size garip geldiğini biliyorum ama motivasyon bulmamız gerekmiyor. motivasyonsuzluk aslında sonradan öğrendiğimiz, edindiğimiz bir şey. motivasyonsuzluk, motive olamama, fabrika ayarlarımıza sonradan atılan bir modifikasyon. insanın fabrika ayarları motivasyondur ve bunu çocuklara bakarak anlayabilirsiniz. hemen her çocuk yürümeye, öğrenmeye, bir topu alıp fırlatmaya, diğer çocuklarla etkileşime girmeye motivedir. çocuklar, insanın olabilecek en doğal durumundalar ve bu da büyümek, öğrenmek ve bir şeyler yapmak için yanıp tutuşma halidir. çocukları oldukları yerde oturmaya zorlayamazsınız, hemen sıkılırlar. heyecan isterler, çevreyi keşfetmek isterler, bir şeyler yapmak isterler.

insanın en doğal özelliği sürekli motive olmasıdır. ama insanın içindeki tüm negatif pislik, motivasyonu öldürür. yani uzun vadeli, sürdürülebilir motivasyon, heyecanı arttırmaktan gelmez. heyecan bizi ateşleyebilir ama uzun vadeli motivasyon aslında bizi hapseden negatif şeyleri işlememizden gelir. ihtiyacımız olan şey, ateşe yakıt değil, negatif duygulardan, şüphede, korkudan, “kaybetmem kaçınılmaz” fikrinden özgür kalmak.

hayatınızla ilgili çıkarımlarınız sizin kaderiniz olmak zorunda değil. kaderiniz hala sizin ellerinizde. yapmanız gereken, problemlerinizi ciddiye almak ve efsanevi nakit akışı için harika fırsatlarınız olduğunun farkına varmak.
yine kaybedebilir misiniz? evet.
ama bu olasılığı ciddiye almak, size kazanmanız için en yüksek şansı verir.

kabullenme ile öğrenilmiş çaresizlik arasındaki fark
kabullenme ile öğrenilmiş çaresizlik farkına geri dönelim. öğrenilmiş çaresizlik gelecek ile ilgili bir şey. şimdi buradayım ve gelecekteki bir şey için çabalamanın hiçbir anlamı yok çünkü ne yaparsan yap işe yaramayacak.

kabullenme ise şimdiki zamanla ilgili, sizi şimdiki zamana getiren bir şey. kabullenme ile gelecekten ve özellikle de geçmişten çıkıyorsunuz. çoğu zaman olan şu: kabullenmenize kadar, geçmişte saplanıp kalmış oluyorsunuz. zihninizin geçmişe gidip, değişik sonuçlar varsayma kabiliyeti var. “eğer şu olsaydı ….” gibi.

şimdiki zamanda zorlandığımızda, bazen zihnimiz geçmişe gider ve “eğer şu olsaydı …” diye düşünmeye başlar. “eğer daha fazla çalışmış olsaydım …”,
“eğer dersleri daha fazla ciddiye almış olsaydım …”, “eğer onunla sevgili olsaydım …”, gibi. yani zihniniz, şimdiki zamana odaklanmak yerine, şimdi bu durumdan çıkmak için neler yapabileceğinize odaklanmak yerine, geçmişte neyi değişik yapsaydınız bu duruma düşmezdiniz diye düşünmeye başlar. fakat bu tabii ki, ciddi bilişsel enerji tüketmesine rağmen hiçbir faydası olmayan bir faaliyet.
zira geçmişe gidemezsiniz., bunun bir yolu yok. sanki problem çözmek için kullanabileceğiniz tüm enerjinizi, geçmişi yeniden yazmak için kullanmaya çalışırsınız ama bu tabii ki mümkün değil.

kabullenme de tam burada devreye girer. kabullenme, geçmişten gelen tüm o şeyleri alır ve tüm o düşünceleri serbest bırakır ve şu an olduğunuz noktayı, durumu kabul eder. “ama dersleri ciddiye almadım”, “o kişiyle sevgili olmadım”, “yeterince çalışmadım” diye kabullenir. ya da bazen yas gibi bir şeyi kabul eder yani “o kişi artık yaşamıyor ve ben sevdiğim birini kaybettim” diye kabullenir.

sonuçta gerçekten kabullenme süreci, sizin şimdiki zamana dönmenizi ve gerçekten geleceğe pozitif bir şekilde bakabilmenizi sağlar. öğrenilmiş çaresizlik ise, şimdiki zamanda harekete geçmemek için, gelecekle ilgili bir varsayım yapmanızdan ibarettir.

“üniversiteyi başaramadığımı kabullenmem, bu konuda artık bir şey yapmayacağım anlamına mı gelir?” hayır. aslına bakarsanız tam tersi. “üniversiteyi başaramadım, şimdi bu durumda ne yapacağım, ne yöne gideceğim?” diye düşünmeye başlarsınız. şu anki durumunuzu kabullenmeyi öğrendiğinizde, geleceğe doğal bir eğilim ile pozitif bakmaya başlarsınız. ama burada geleceğe bakmak bile aslında şimdiki zamanın dışına çıkmak anlamına gelmiyor. daha çok, “tamam, şimdi ne yapabilirim, hayatımı düzeltmek için atacağım ilk adım nedir?” diye düşünmeyi içeriyor.

aslında kabullenmek, bizim geçmişten çıkıp, şimdiki zamana geri gelmemize yardımcı olur. çünkü geçmişe saplandığımız sürece, harekete geçmek gerçekten zordur. öğrenilmiş çaresizliğin problemi, yapacağımız hiçbir şeyin bizi başarıya ulaştırmayacağını varsaymamızdır. ama bunu geçmişte kabul etmiş olmam, geçmişte yenilmiş olmam, gelecekte de yenilmeye devam edeceğim anlamına gelmez.

çoğu insanın kafasını karıştıran şey, bir kaybeden olduğunu kabullendiğinizi düşünmek. ama kabullenmek, bir kaybeden olduğunuzu kabullenmek değildir. kaybeden olduğunuzu kabullenmek öğrenilmiş çaresizliktir.
kabullendiğiniz şey, kaybeden olduğunuz değil, kaybettiğiniz.

kaybettiğinizi kabullendikten sonra da, bazı şeyleri her zaman daha değişik şekilde yapabilirsiniz. hala seçenekleriniz vardır ve hayatınızı yarın, gelecek ay ya da gelecek hafta nasıl yaşayacağınızı seçme şansınız vardır. ve bu da, kabullenme ile gelir. bazı şeyleri kabullendiğinizde, hayatınızı yoluna koymak için gerekli ilk adımları atabilmeye başlarsınız. öğrenilmiş çaresizlik ise, çabalamaktan kaçarak acıdan kaçma stratejisidir. nasıl olsa kaybedeceğiniz için “en iyisi çabalamayayım” dersiniz ve böylece en azından hayal kırıklığından korunursunuz. öğrenilmiş çaresizlik, insanın zaman içinde ümit etme - başarısız olma sürecinin acı verici olduğunu öğrenmesi ile olur.

22 yaşındasın. bu ne geç ne erken. bu sadece bir başlangıç noktası.
ve nasıl ilerleyeceğin sana bağlı.
ha bir de sevgiye, ilgiye, saygıya muhtaç olman seni özel yapmıyor.
hepimiz öyleyiz. ama bunları satın alarak, acındırarak ya da “kader” diyerek kaçamazsın. saygı, eylemlerin yan ürünüdür.
karakter de gökten düşmez; tekrar eden davranışlardan oluşur.

“ geçmişiniz geleceğinizi belirlemek zorunda değil, kontrol sizin elinizde “
( her şey eylemlerinizde )
 

Lazrail

Emektar Üye
Katılım
10 Kas 2020
Mesajlar
170
Tepki puanı
227
Puanları
160
“üniversiteyi başaramadığımı kabullenmem, bu konuda artık bir şey yapmayacağım anlamına mı gelir?” hayır. aslına bakarsanız tam tersi. “üniversiteyi başaramadım, şimdi bu durumda ne yapacağım, ne yöne gideceğim?” diye düşünmeye başlarsınız. şu anki durumunuzu kabullenmeyi öğrendiğinizde, geleceğe doğal bir eğilim ile pozitif bakmaya başlarsınız. ama burada geleceğe bakmak bile aslında şimdiki zamanın dışına çıkmak anlamına gelmiyor. daha çok, “tamam, şimdi ne yapabilirim, hayatımı düzeltmek için atacağım ilk adım nedir?” diye düşünmeyi içeriyor.
İşte şimdi şunu yapacağım dediğin anda da şu problem ortaya çıkıyor : Ya yine geçmişteki gibi olur ve yine başaramazsam ve etrafımdaki insanlar beni yargılar veya suçlarsa ne yaparım? Tüm bunlardan önemlisi zaten öğrenilmiş çaresizlik kişinin damarlarına işlediği için şunu der: Zaten ben aşşağılık bir insanın tekiyim bu yolu seçmem ve bu yolun getirdiği meyveler dahi beni aşşağılık bir insan olduğum gerçeğini değiştiremez. İşte problem bu yani harekete geçmeyi daha direk kafandaki düşüncelerle ve artık o oturmuş kişiliğinle reddediyorsun. Anlatabildim mi şimdi hocam? Ha tabi yine de kendimizi zorlayabiliyorsak yola çıkalım sorun yok. Dediklerin yazıda aslında olaylara biraz daha melankoli kattığımı ve olduğumdan daha ezik bir profil çizdiğimi gösterdi bana. Kendim hakkındaki düşüncelerim ne kadar da çarpıkmış değil mi? Bilmiyorum. Değişmek zor. Nasıl olacak onu da bilmiyorum. Aslında bu psikolojik durumu özetlemek gerekirse şöyle demeliyim: İki yöne doğru uzayan bir çizgi düşün. Bir ucunda yaşamak diğer ucunda intihar etmek olsun. Eskiden intihar etme noktasına yakındım ve gittikçe yaklaşıyordum ama içten içe kendimi yaşamak ucuna ittiriyordum. İttire ittire en ortaya kadar geldim. Şimdi yaşamak ucuna gitmeye çabalıyorum. Ama intihar ucuna yakın olduğum zamanki kadar kararlı değilim sıkıntı bu ve o uca gittiğimde de ne olacağını bilemediğimden korkuyor ve eskiye dönmek istiyorum belki de. Çünkü eskiden hiç olmazsa intihar ederek bir şeyleri çözmek yani bir şeylerin net olması beni rahatlatıyordu belki de. Her neyse benim işim uzun açıkçası. Bir şeyleri düzelirse gelir yazarım buraya okursunuz. Düzelmezse de kurcalamayın :)
ha bir de sevgiye, ilgiye, saygıya muhtaç olman seni özel yapmıyor.
hepimiz öyleyiz.
Özel olduğumu söylemedim. Yazı dilime abartı katarak olayı hikayeleştirdim sadece.
öğrenilmiş çaresizlik ise, çabalamaktan kaçarak acıdan kaçma stratejisidir. nasıl olsa kaybedeceğiniz için “en iyisi çabalamayayım” dersiniz ve böylece en azından hayal kırıklığından korunursunuz. öğrenilmiş çaresizlik, insanın zaman içinde ümit etme - başarısız olma sürecinin acı verici olduğunu öğrenmesi ile olur.
Aslında bu noktaya da öyle kolay kolay gelinmiyor. Kişi çabalıyor başaramıyor çabalıyor başaramıyor. Kendisi hakkında nasıl düşünmesi gerektiğini bilmediğinden ve duygusal anlamda kendine nasıl yakıt edineceğini bilmediğinden kendisini geriletecek bir kafa yapısı haline giriyor. Bir daha çabalamayacağım. Çünkü çabalarsam başaramayacağımı, rencide olacağımı başarsam dahi hile yaptığımın düşünülüp takdir görmeyeceğimi biliyorum algısına sahip oluyor. Öğrenilmiş çaresizlik edinilen bir şey ve bunun sebebi de başarısız olmaya verdiğiniz tepki ile alakalı. Eğer ki kişinin ailesi başarısız olduğu zaman kişiye başaramadım öyleyse beceriksizim, aptalım, malım, diğerleri kadar yetenekli değilim dememesi gerektiğini öğretseydi kişi öğrenilmiş çaresiz olmazdı. Ah şu aileler yok mu?


Dipnot: Yazdığım örneklerde abarttım ve beni yansıtmıyor olabilir belki de. Kafam karışık. Ama umarım kendimi ifade edebilmişimdir.
 

Lazrail

Emektar Üye
Katılım
10 Kas 2020
Mesajlar
170
Tepki puanı
227
Puanları
160
“ geçmişiniz geleceğinizi belirlemek zorunda değil, kontrol sizin elinizde “
( her şey eylemlerinizde )
Hayır kaderin elinde ve yaşayacaklarımız çoktan belirlendi. Ama bu çabalamayacağımız ve geleceği dair umutla dolu olmayacağımız anlamına gelmez. Kader öyleymiş diye bir köşeye çekilmek olur mu hiç?
 

Lazrail

Emektar Üye
Katılım
10 Kas 2020
Mesajlar
170
Tepki puanı
227
Puanları
160
“üniversiteyi başaramadığımı kabullenmem, bu konuda artık bir şey yapmayacağım anlamına mı gelir?” hayır. aslına bakarsanız tam tersi. “üniversiteyi başaramadım, şimdi bu durumda ne yapacağım, ne yöne gideceğim?” diye düşünmeye başlarsınız. şu anki durumunuzu kabullenmeyi öğrendiğinizde, geleceğe doğal bir eğilim ile pozitif bakmaya başlarsınız. ama burada geleceğe bakmak bile aslında şimdiki zamanın dışına çıkmak anlamına gelmiyor. daha çok, “tamam, şimdi ne yapabilirim, hayatımı düzeltmek için atacağım ilk adım nedir?” diye düşünmeyi içeriyor.
Tam da böyle düşünüyorum aslında.
“tamam, şimdi ne yapabilirim, hayatımı düzeltmek için atacağım ilk adım nedir?” diye düşünmeyi içeriyor.
Evet artık düşünme şeklim bu. Öğrenilmiş çaresizlikten çıkıyorsam demek ki :)
öğrenilmiş çaresizlik ise, çabalamaktan kaçarak acıdan kaçma stratejisidir. nasıl olsa kaybedeceğiniz için “en iyisi çabalamayayım” dersiniz ve böylece en azından hayal kırıklığından korunursunuz. öğrenilmiş çaresizlik, insanın zaman içinde ümit etme - başarısız olma sürecinin acı verici olduğunu öğrenmesi ile olur.
Eskiden tam olarak böyle düşünüp sürekli ağlıyordum ve çabalamaktan korkuyordum.

Kendim hakkında çarpık düşüncelere sahip değilim aslında. Yazının galeyanına gelip abartmışım biraz ya da geçmişteki halimi anlatmışım. Geçmişteki halimden şimdiye bir şeyler değişmiş aslında. Verdiğin bu cevapla bunun farkına vardım. Ama dediğim gibi yazarken eski halimi hatırladığım için şu anda da aynı kişiymişim gibi davranarak yazıyı devam ettirdim. Gerçi yazının sonunda değiştim demeye çalışmışım. Yine de bu kadar çok melankolik anlatımdan sonra değiştim demek absürt olmuş ve okuyucuya gerçekçi gelmemiş sanırsam.
 

Loner II

Merkür Yolcusu
Katılım
22 Tem 2021
Mesajlar
73
Tepki puanı
215
Puanları
48
Yaş
25
Konum
Viyana
Benim elle tutulur ve emek verdiğim bazı şeyler var en azından. Ama burada anlatmayacağım. Hem zaten bu elle tutulur şeylerin de işime yaradığını ve bana bir şey kazandırdığını pek görmedim. Yine de buna sahip olamayan kaybedenleri düşünemiyorum. Benden kötü halde olanlar vardır demiştim değil mi? Gerçek bir kaybeden saygın bir ailede doğmamıştır, sevgilisi olmamış ve sürekli reddedilmiştir. Belki doğuştan yakışıklı olsa belki şeytan tüyü olsa belki özgüvenli olsa şansı olabilirdi. Ama tanrı kaderini böyle yazmamıştır. Bu ne güzel bir hediyedir böyle değil mi? Etrafındaki insanlar ona saygı duymaz ve onu dışlarlar. Öne çıkan iyi bir özelliği yoktur bu kaybedenimizin ki bunun farkında da değildir. Sosyal açıdan da tam bir özürlüdür. Nerede ne diyeceğini bilmez, etrafındaki insanların kalbini kırar. Olur olmadık laflarıyla pot kırıp mahçup olur. Onu dışlamayan insanlar dahi onunla arkadaşlık ederken kırdığı ilk potta onu değersiz olarak görmeye başlarlar. Çünkü kaybedenimiz iyi olan şeyleri mahvetmekte de ustadır. Sanki bu dünyaya acı çekmeye, her şeyin en kötüsünü yaşamaya ve iyi olan şeyleri de kötüleştirip kendini süründürmeye gelmiştir. E tabi bu kadar çok kötü şeyleri yaşadıktan sonra psikolojisinin bozulması kaçınılmazdır. O noktadan sonra ipin ucu kopmuştur.
Yazdıklarını okudum. Bu forumdaki büyük bir çoğunluğun yaşadıklarını yaşamışsın. O büyük çoğunlukla bir iletişimim olmadı asla ama çıkışı yapmış biri olarak sadece kendi görüşlerimi aktarabilirim.

Seni o kadar iyi anlıyorum ki, okurken yazdıklarını bir gün boyunca kendime gelemedim zira kendi yaşadıklarımı hatırladım. Tek farkı bunu ben 18 yaşına kadar yaşadım. Olay burada Nofap falan değil, olay burada değişime duyulan arzu. Değişime duyulan arzu ve kararlılık her şeyi belirler. Saygın bir aile gerekmez, sevgiliye gereksinim yoktur ve reddedilmeler o ideali yıkamaz. Durumu şöyle açıklayabilirim: Ailem iş-ev harici dışarı çıkan kişiler değildi, 3-4 yıla öncesine dek bu durum böyleydi, şu an çok saygın insanlar mesela. İlk kız arkadaşım 19 yaşında oldu. Reddedilmeler ise her daim olacaktır, 25 yaşındayım ve yıllarca reddedildim zira reddedecek kişilerin özelliklerini anlamadım. Olay reddedilmek de değildi, reddedilecek gücü kendinde bulabilmekti. Tekrar ve tekrar...

Kaderci anlayışa karşıyım, kişinin mahkumiyetini kabul etmesidir bu sadece. Zeki Demirkubuz - Kader filmine mutlaka bak, her şeyi yıkmaya ve yok etmeye mahkum "kaderinin" sonuçlarını ise "Masumiyet" filmiyle gör. Bütün bu yaşadıkların kaderin değildir, senin seçimlerinin sonuçlarıdır. Seçimlerini değiştirerek başla; pot kırıyorsan dikkat et buna, ağzının ayarı olsun.

Kaybedenimiz belki hayatında tutunabileceği iyi alışkanlıklar edinseydi paçayı kurtarırdı. Ama psikolojisi de bozulunca artık gerçek bir kaybeden olmuştur. Artık tüm başına gelenler yetmezmiş gibi gün içerisinde negatif duygularla aşkındır, sürekli uyuyarak hayattan kaçmak ister. İnsanların seni sevmesini sağlayacak bir çıkarı olmadığında senden yüz çevirmesi karşısında midesi bulanır. Bu bulantı o kadar ağır gelir ki insanlardan daha çok kaçar ve hayatın ona sunduğu bu kırmız hapın (hayatın gerçekleri) ağırlığı altında ezilir ve kendini porno bağımlısı, depresyon hastalığına sahip, arada bir kumar oynamaktan ve alkol içmekten çekinmeyen ve fırsatını bulsa uygun koşullar sağlanınca uyuşturucuyu deneyeceğine emin olduğumuz birisi hale gelir. Kadınların sevgisine layık olmadığı düşüncesi bilinçaltına yerleşir ve maaşını da bir eskorta vermekten çekinmez. Çünkü arzunun satın alınabilir bir şey olduğuna kanaat getirmiştir. Satın alabilse saygıyı da satın alırdı buna şüphe yok. İnsanların ne mal olduğunu bilir ve sırf onları eğlendirecek türlü mallıklar yapan bir soytarı olduğu için onunla arkadaşlık yaptıklarının farkına varmaya başlar. Ama şanslıdır ki soytarılığından dolayı değil onu olduğu haliyle kabul eden ve hatalarını ona söylemekten çekinmeyerek seven birkaç kişiye daha doğrusu bir dosta sahiptir. İşler öyle sarpa sarmıştır ki etrafındakiler ne kadar kötü bir hale geldiğini sezip ona tavsiyelerde bulunduğunda bu tavsiyeleri uygulamaya tenezzül etmez. İş işten geçmiş, karakteri oturmuş ve kaybeden olmuştur bir kere. Verilen tavsiyeleri uygulasa dahi ne kadar tolere edebilirdi ki kaybeden kişiliğini? Yeniden yapılanmanın çok zorlu olacağını bildiğinden ve yine kaybetmekten korktuğundan denemek dahi istemez. Ya yine kendimi soytarılık yaparken bulursam?
Dostum, sevgi çıkarcıdır her daim. Karşılıksız seven ailelerimizin bile bizlerden bir çıkarı vardır. Seni çıkarsız sevecek bir kul bulamazsın şu dünyada; annelerimiz falan da karşılıksız sevmez hani, böyle bir yalan olamaz. Annelerin bile evlat ayrımı yaptığı bilinen bir gerçektir hem hayvan davranışında hem de insan davranışında.

Uyumak aslında psikanalizde bebekliğe dönüş olarak geçer ama uyumak sana sadece kaçış sağlar, nihai bir kurtuluş sağlamaz. O uykudan uyanmanın yegane yolu sağlam bir tokat yemektir hayattan, "yeni" denediğin bir şeyde başarısız olmak gibi. Tokat yiye yiye çıkarsın esaretten.

Eskort deneyecek kadar alçalmamalı insan. Deneyenler olduğuna eminim (ki denedim ben de bir kere, yalan yok) ama o kadar sağlıksız bir deneyim ki. Cinselliği elde etmenin en ucuz yolu ki sen de söylüyorsun, maaşımı veriyorum diye. MAAŞINI VERİYORSUN, 1 aylık geçimini veriyorsun ve aldığın zevk beş dakikalık. Arzulu bir cinselliğin bedeli o kadar büyüktür ki bu tür bir cinselliğe ömür boyu ulaşamayan çok erkek var. Bak, salt cinsellik demiyorum ki ona da ulaşamayan çok erkek var ama gerçek arzu o kadar büyük bir gücün belirtisidir ki karşısında hiçbir bahane ve hiçbir mantıklı gerekçe duramaz. Sadece şunu bil, bu tür bir gücün elde edilmesi gerçekten çok acılı yollarla olur, bedeli ise bütün o yollara değerdir.

Her dostun tavsiyesi kesinlikle dinlenmez. Dinlesen bile kendi dünya görüşünü yaratarak o görüşleri süzgeçten geçir. Nihayetinde dünyadaki en "embesil" adamın bile bir dünya görüşü vardır ve ona göre yaşar.

22 yaşına girmek üzereyim. Doğum günüm yaklaştı. Ne doğru düzgün bir üniversite okuyup düzgün bir iş sahibi oldum. Ne yakışıklıyım, ne kaslıyım ne de şeytan tüyüm var. İlişki geçmişimde de eskortlardan başka bir şey yok. Sahip olduğum elle tutulur yeteneklerimi de para kazandıracak ya da bana fayda sağlayacak bir şeye dönüştüremedim. Ha faydası var elbette ama o da sadece içsel tatmin ki o da yeterli değil artık. 22 yaş bazı şeyler için çok erken diye düşünebilirsiniz. Ama hayat ya yukarı ya da aşağı giden bir şey ve 22 yaşına kadar yukarı gitmediyse ve ne kadar çok zaman ilerlerse bu yönü değiştirmek gittikçe daha zor oluyor. Hani yeni şeyler denemeye olan hevesiniz bitiyor demiştim ya o mesele. Ben sevgiye, ilgiye ve saygıya muhtaç birisiyim. Özellikle de bu ihtiyaçların kendim tarafından karşılanması gerek. Zira ailenizin, arkadaşlarınızın, sevgilinizin sizi sevmesi vs hiçbir zaman yeterli değil. Gerçi onlarda (ailem) kendilerini nasıl seveceklerini ve saygı duyacaklarını bilmiyorlar ki bana öğretmiş olsunlar.

Burada kesinlikle sana katılıyorum. 22 yaş kesinlikle geç değil ama her yaşın ilerledikçe gitmen gereken o yol daha yokuş bir hal alıyor. O da yalan değil. Mutlaka iş edindirme kurslarına bak, şantiyede bile olsa bir işe gir veya mağazada çalış. Senin yaşadığın durum özel falan değil AMA çıkabilmek bu durumdan gerçekten özel bir şey. Ailenin seni sevmemiş olması veya arkadaşlar, sevgililer falan geçicidir. Ben de arkadaşlarımın sahteliğinden şüphelenirdim lisede ve üniversitede ve sevgi denen şey benim için dünyadaki en önemli şeydi. Sevgi o kadar kaypak bir duygu ki bir gün seni seven, öbür gün seni sevmeyebilir. Sevgi ve ilgi dayanılacak şeyler olsaydı bu dünyada romantik bir dünyada yaşıyor olurduk ve sevilen herkes dünyanın en mutlu insanı olurdu. Saygınlık ise kesinlikle önemli derken şaka değil bu, sevilmemek sana bir şey kaybettirebilir ama saygın olmamak sana ne sevgiyi ne de ilgiyi açacaktır hatta seni yerin dibine sokacaktır. Bunları sana söyleyen kişi, bendeniz Loner II, her ne kadar zamanla o değere, saygıya, ilgiye ve arzuya ulaşmış olsa da bu yollarda döktüğü teri, geçirdiği krizleri ve vazgeçme eşiğini sana ifade edebilse muhtemelen çok büyük şok olurdun. (Onun da hikayesi ilerleyen günlerde olsun ;))

Çok uzadı ama şunu söylemem gerekli. Duyduğumuz o hayranlık hikayeleri ve büyük başarılar çok büyük zorluklardan geçerek oluşturulmuştur doğru, belki Elon Musk olamayız veya Mark Zuckerberg olamayız veya modern dünyanın Tanrılarından biri olamayız ancak "BİZ" olabiliriz. Sen "Lazrail" olabilirsin, ben de "Loner II", başka biri de ne olmak isterse artık. Kaderci bir anlayışa sahibim diyorsun, o kaderi uyuyarak geçirmek istersen bilemem. Seni geçmişten de tanıyorum ki kendimden daha iyi noktalarda hayal ediyordum seni, potansiyelini harcadığına inanıyorum. O potansiyeli görmeye ihtiyacın var, o yolu yürümeye ihtiyacın var zira yürüdüğün yol ne kadar zorlu olursa olsun durduğun yerden çok çok daha bir noktaya götürecek seni.
 

Lazrail

Emektar Üye
Katılım
10 Kas 2020
Mesajlar
170
Tepki puanı
227
Puanları
160
Mutlaka iş edindirme kurslarına bak, şantiyede bile olsa bir işe gir veya mağazada çalış.
Şuanda bir işte çalışıyorum zaten :)
Sevgi o kadar kaypak bir duygu ki bir gün seni seven, öbür gün seni sevmeyebilir. Sevgi ve ilgi dayanılacak şeyler olsaydı bu dünyada romantik bir dünyada yaşıyor olurduk ve sevilen herkes dünyanın en mutlu insanı olurdu. Saygınlık ise kesinlikle önemli derken şaka değil bu, sevilmemek sana bir şey kaybettirebilir ama saygın olmamak sana ne sevgiyi ne de ilgiyi açacaktır hatta seni yerin dibine sokacaktır.
Bunu kavrayıp insanların bana saygı duymadığını fark edince sarsılmıştım bayağı. Yazıda ne kadar anlaşıldı bilmiyorum.
Değişime duyulan arzu ve kararlılık her şeyi belirler. Saygın bir aile gerekmez, sevgiliye gereksinim yoktur ve reddedilmeler o ideali yıkamaz.
İşte en önemli kısım burası. Kendimden biraz daha bahsetmem gerekirse yaşadığım her kötü deneyim beni bir adım daha geri gitmeye itti ileri değil. Benim değiştirmem gereken ilk karakteristik özelliğim de bu. Hani bazı insanlar vardır başına kötü bir şey gelince direk kendini alkol içerken, koluna kesik atarken, uyuşturucu içerken bulur. Örnekler farazidir. Demek istediğim başına kötü bişey geldiği zaman olayları daha da kötüleştirerek ve kendini cezalandırarak çözmeye çalışır. Başarısız olduğu konuda çabalayıp düzeltmeye uğraşmaz. Üstüne kendini cezalandırır benim gibi. İlk önce benim kendimi sevmem lazım derken söylemeye çalıştığım buydu. Sen ise diğer tarafta olmayı başarmışsın bi şekilde ve üstüne gitmişsin başarısızlıklarının ama ben hep bi adım daha geri gittim.
O uykudan uyanmanın yegane yolu sağlam bir tokat yemektir hayattan, "yeni" denediğin bir şeyde başarısız olmak gibi. Tokat yiye yiye çıkarsın esaretten.
O kadar şeye rağmen halen daha Tokat yiyemedim gibime geliyor. Bence her değişim geçiren insanın bir kırılma noktası vardır. Bilemiyorum belki de hiç ihtiyaç yoktur kırılmaya.
Seni o kadar iyi anlıyorum ki, okurken yazdıklarını bir gün boyunca kendime gelemedim zira kendi yaşadıklarımı hatırladım.
Arkadaş bende o kadar güzel yazdım niye cevap gelmiyor diye merak ediyordum. Çok şahsına münasır olduğu için diye düşünüyordum ki bu yüzdenmiş. Hakikaten çok etkileyici bir yazı oldu lan :) Ama bu övünülecek bir şey olmamalı. *ok gibi bir hayatı edebi bir dille süsleyerek anlatmanın nesi etkileyici olsun değil mi?
Eskort deneyecek kadar alçalmamalı insan. Deneyenler olduğuna eminim (ki denedim ben de bir kere, yalan yok) ama o kadar sağlıksız bir deneyim ki. Cinselliği elde etmenin en ucuz yolu ki sen de söylüyorsun, maaşımı veriyorum diye. MAAŞINI VERİYORSUN, 1 aylık geçimini veriyorsun ve aldığın zevk beş dakikalık.
Onu bile normalleştirmişim kafamda düşün işte ne kadar çok kendime saygı duyduğumu. Yazımda da belirttiğim gibi önce kendimin kendine olan davranışının değişmesi lazım.
 
Son düzenleme:

Trashsx

Ay Yolcusu
Katılım
11 Ara 2024
Mesajlar
34
Tepki puanı
75
Puanları
21
Başınıza ne gelirse gelsin, ne yapıyor olursanız olun hayatınızı kontrol etmenize yardımcı olacak 5 soru:

- Bu gerçekten gerekli mi, yoksa sadece alışkanlık mı ?

- Bu benim kontrolümde mi, yoksa sadece zihnimi mi yoruyor ?

- Şu an tepki mi veriyorum, yoksa bilinçli bir seçim mi yapıyorum ?

- Bu davranış beni erdemli bir insan yapıyor mu ?

- Eğer sakin olsaydım, bu durumu yaşarken ne yapardım ?


Kontrolünde olan: Düşüncelerin ve Tepkilerin

Kontrolünde olmayan: Olaylar, İnsanlar ve Geçmiş


"Seni rahatsız eden olaylar değil, onlar hakkındaki düşüncelerindir."

~Epiktetos
 

Lazrail

Emektar Üye
Katılım
10 Kas 2020
Mesajlar
170
Tepki puanı
227
Puanları
160
Bu kısmı okumanıza gerek yok. Alt paragrafa geçin. Gecenin bir vakti düşüncelerim peşimi bırakmadı bende artık kaleme almak istedim. Normal insanlara göre fazla uyuyan biriyim. Uyku düzenimin sürekli bozulmasının sebebi bu. Yani kalkıp bu yazıyı yazsam da yazmasam da aynı olacaktı. Kendimi uykudan uyandıracak bir sebebe sahip değilsem çok fazla uyuyorum. Bunun sebebi de belki pornodur bilemiyorum cevaplaması zor. Neyse ben derdimi anlatayım.

Aslında yine aynı noktaya geliyoruz. Sebebe giden yolda yaşadığım toprakları ve kültürel miraslarımız suçlamaktan başka mantıklı bir cevap bulamıyorum. Memleketimin insanları kendini duygusal anlamda regüle etmekte o kadar başarısız ki. Nasıl tarif etsem bilemiyorum. Ama bu topraklarda akan kandan dolayı bu. Hayatta kalmak için hep dostunu arkadan bıçaklaman gereken bir yerde ne sanat, ne bilim, ne ahlak, ne de hobilerin bir önemi kalır değil mi :) Acımasız olmak bizim mirasımız. Duygusal anlamda kontrol sahibi olan toplumlara yani sağlıklı psikolojiye sahip toplumlara bakıldığında görülen şey orada hiç savaş olmamış olması. Yanındaki insanlara arkana dönebiliyor ve sürekli birbirinizle yardımlaşıyorsanız refah içinde yaşayan bir topluma sahip olursunuz. Tabi burada kaynakların da önemi var. Eskiden açlık problemini çözmek için yanındakini öldürüp ekmeğini alman gerekirdi. O refah içinde yaşayan toplumlardaki konfor gerek nüfusun az olmasından ya da belki de kendi insanlarını değil de onlardan olmayanların kaynaklarını sömürmesinin barışçıl yaşayabilmelerine olanak sağlaması açıklanabilir. Bu kadar derinlere dalıp da beynime dünyanın kalorisin yaktırmaya ne gerek vardı ki :) Sonuç olarak memleketimi ne zaman sevmeye çalışsam realite yüzüme o kadar çok sert çarpıyor ki bu durumu şuna benzetiyorum : Pornonun zararları listesine yazacak şeyleri bitiremiyorsunuz. Ama pornonun faydaları listesine yazacak tek bir kelime dahi yok.

Bilmiyorum belki de esas problem çevremden önce kendimdir. Belki de hayatı acıları ile beraber kucaklayıp sevebilsem her şey daha iyi olacak. Ama gözlerim o kadar körleşmiş ki güzel şeyleri görmem hayatın o sert realitesinin sahip olduğu tahtı hiç ama hiç sarsamıyor. Çok okumaktan mı yoksa çok farkına varmaktan mı geldim bu hale? Bilmiyorum. Çünkü insanın kapasitesi bir şeyleri bilmekten ve anlayabilmekten gerçek anlamda yoksun. Her sorunun cevabı olan bir kapı olsa belki o zaman :)
 
shape1
shape2
shape3
shape4
shape5
shape6
Üst