Urge Fighter
Yeni Fapstronot
- Katılım
- 10 Kas 2020
- Mesajlar
- 13
- Tepki puanı
- 16
- Puanları
- 3
Merhaba dostlar,
Süreçte çoğumuz spora başlıyor, kitap okuyor, kariyerimize veya derslerimize odaklanıyoruz. Bazen her şey harika giderken, çok faydalı işlerle uğraşırken bile aniden içimizde bir "boşluk", can sıkıntısı beliriyor ve kendimizi yine o eski, karanlık çukurda (relapsta) buluyoruz. "Ben faydalı şeyler yapıyordum, iyi yoldaydım, neden kriz geldi?" diye soruyoruz.
Uzun süredir kendi sürecimi analiz ederken, çöküşlerin ardındaki asıl sebebin eylemlerimizde değil, o eylemleri yapma niyetimizde (arka planda çalışan kodda) gizli olduğunu fark ettim. Bir işi yaparken (bu forumda bir yazı yazmak, iş yerinde bir proje hazırlamak veya spor yapmak olabilir), işin içine ufak bir "beğenilme arzusu", "takdir görme beklentisi" veya "ben başardım" kibri girdiğinde sistem anında arıza veriyor.
Peki bu "İhlassızlık" (Ego/Nefis) Bizi Nasıl Relapsa Götürüyor?
Eğer bir işi kendi egomuzu tatmin etmek için yapıyorsak, nefis sürekli bir onay ve alkış bekliyor. Forumda yazdığımız yazı az beğeni aldığında, iş yerinde başarımız görülmediğinde veya "ben bu kadar emek verdim neden karşılığını alamıyorum?" dediğimizde zihnimizde müthiş bir stres ve hayal kırıklığı birikiyor. Ego (nefis) tatmin edilemediği için sürekli daha fazla haz talep etmeye başlıyor. Zihin bu "başarısızlık ve boşluk" hissini bastırmak, o stresi soğutmak için en iyi bildiği yola, yani ucuz dopamine (PMO'ya) başvuruyor. Hoop, tekrar başa dönüyoruz.
İki Farklı Açıdan Çözüm: “Aradan Çekilmek”
Bu beklenti tuzağından kurtulup süreci kalıcı hale getiren insanların ortak bir sırrı var: Egoyu (nefsi) devreden çıkarmak. Buna ister dini bir pencereden bakın, ister seküler/evrensel bir pencereden bakın kural aynı işliyor.
1. İnançlı Bir İnsanın Gözünden (İhlas ve Tevekkül): İnançlı bir insan, yaptığı en ufak işi bile (bakkala gitmekten forum yazısı yazmaya kadar) sadece Allah rızası için yaptığında, beklentiyi insanlardan ve dünyadan kesmiş olur. İşin içine kendi kibrini katmaz, "Ben yapıyorum" demez, Allah'tan yardım diler. Bu "İhlas" halidir. İhlasla yapılan işte haz çok saf ve temizdir. Karşılığında alkış veya beğeni gelmese bile insan hayal kırıklığı yaşamaz, çünkü onun gücü ve tatmini tükenmez bir ana kaynaktan (Yaratıcıdan) gelir. Allah’ın takdirini memnuniyetle karşılar. Beklenti (stres) olmadığı için, zihin yorulmaz ve relapsa ihtiyaç duymaz.
2. İnancı Olmayan Ama Başarılı İnsanların Gözünden (Evrensel Ahlak / Akış): Dine inanmayan ama bilimde, sanatta veya kendi alanlarında müthiş başarılı olan, hayatlarını disiplinle sürdüren insanlara bakın. Onlar da aslında farkında olmadan "ihlasın" evrensel kuralını uygularlar. Bir projeyi yaparken "adım tarihe geçsin, herkes beni alkışlasın" hırsıyla (egoyla) değil; "bilim için, insanlığa fayda sağlamak için, bu işin doğrusu bu olduğu için" yaparlar. Egoyu ve hırsı devreden çıkardıkları için zihinlerinde bir sürtünme (stres) oluşmaz. Yorulmazlar, tükenmezler; çünkü enerjilerini küçük dünyevi hırslardan değil, daha büyük bir amaçtan alırlar.
Aslında her iki bakış açısında da durumu şuna benzetebiliriz: İşleri sadece kendi kısıtlı iradenle, kendi zekanla ("ben yapıyorum") çözmeye kalktığında, telefonun yerel bataryasını tüketiyorsun demektir. O batarya elbette biter. Ancak o ufacık işe başlarken bile nefsini devreden çıkarmak, zihnini sınırsız enerjisi olan bir "Ana Sunucuya" (Mainframe) bağlamaktır. O zaman üstünden yük kalkar, beklenti biter, kibir silinir ve geriye sadece "huzur ve enerji" kalır.
En Uç Örnek: Gazze
Eğer "beklentiyi kesmek ve Ana Sunucuya bağlanmak" kavramının gerçek dünyada ne anlama geldiğini tam olarak görmek istiyorsanız, bugün sosyal medyada karşımıza çıkan Gazze direnişine ve o insanların yıkıntılar içindeki duruşuna bakabilirsiniz. Orada, evleri, aileleri, kariyerleri, yani hayata dair tüm "yerel donanımları" ve maddi kaynakları yerle bir olmuş insanlar var. Dışarıdan bakıldığında sistemin tamamen çökmesi, isyan etmeleri ve tükenmeleri beklenir. Ancak onlar, dünya üzerindeki hiçbir beklentiye, hiçbir küresel gücün alkışına veya onayına ihtiyaç duymadan doğrudan "Ana Sunucuya" (Yaratıcıya) bağlanmış durumdalar. İçinde zerre kadar dünya hırsı, ego veya kibir barındırmayan bu saf "İhlas" hali, o kadar yüksek frekanslı bir sinyal üretiyor ki; dünyanın öbür ucunda, her türlü maddi konfora ve kusursuz donanıma sahip ama içsel olarak boşlukta olan insanların sistemlerini sarsıyor. O yıkıntıların içinden yükselen saf ve beklentisiz inanç, Batı'daki binlerce insanın kendi "işletim sistemlerini" sorgulamasına ve İslam ile tanışıp kök koda dönmelerine sebep oluyor. İhlas, yerel batarya bittiğinde bile sistemin çökmeyeceğinin en büyük ispatıdır.
Bir işe başlarken, o işi kimin için ve ne için yaptığınızı sorgulayın. Eğer işin içinde kendinize pay çıkarma, beğenilme veya birilerinden onay alma arzusu varsa, o iş başlangıçta size haz verse de bir süre sonra yük olmaya başlayacak, canınızı sıkacak ve sizi tatmin arayışıyla o bildik bağımlılık tuzağına çekecektir. Çünkü nefis her zaman tatmin arayışındadır. Bu tatmin ister relapsten gelsin, ister beğenilme arzusundan gelsin, onun için fark etmez. Yeter ki tatmin olsun.
Ama burada çok kritik bir nokta var: Kendi nefsinizi devreden çıkarıp yaptığınız işlerde gelen başarılarda da nefsiniz haz alır. Ama bu haz saf ve temizdir, size zarar vermez. İşin içine nefsinizi kattığınız oranda bu saf ve temiz his bulanmaya ve kirlenmeye başlar. PMO bağımlısı bir kişide bu durum bağımlılığı devam ettirme şeklinde ortaya çıkarken, böyle bir bağımlılığı olmayan birinde ise hırslanma, kendini beğenme ve başkalarını küçümseme gibi arızalara sebep olur.
Egonuzu (nefsinizi) aradan çıkarın. Yaptığınız işi sadece en iyi şekilde yapmak için, insanlığa fayda için veya Yaratıcının rızası için yapın. Sonuca (beğenilere, alkışlara) takılmayın. Göreceksiniz ki, o zaman ne can sıkıntısı kalacak ne de krizlerin o boğucu ağırlığı.
Herkese temiz ve "ihlaslı" bir süreç dilerim.
Süreçte çoğumuz spora başlıyor, kitap okuyor, kariyerimize veya derslerimize odaklanıyoruz. Bazen her şey harika giderken, çok faydalı işlerle uğraşırken bile aniden içimizde bir "boşluk", can sıkıntısı beliriyor ve kendimizi yine o eski, karanlık çukurda (relapsta) buluyoruz. "Ben faydalı şeyler yapıyordum, iyi yoldaydım, neden kriz geldi?" diye soruyoruz.
Uzun süredir kendi sürecimi analiz ederken, çöküşlerin ardındaki asıl sebebin eylemlerimizde değil, o eylemleri yapma niyetimizde (arka planda çalışan kodda) gizli olduğunu fark ettim. Bir işi yaparken (bu forumda bir yazı yazmak, iş yerinde bir proje hazırlamak veya spor yapmak olabilir), işin içine ufak bir "beğenilme arzusu", "takdir görme beklentisi" veya "ben başardım" kibri girdiğinde sistem anında arıza veriyor.
Peki bu "İhlassızlık" (Ego/Nefis) Bizi Nasıl Relapsa Götürüyor?
Eğer bir işi kendi egomuzu tatmin etmek için yapıyorsak, nefis sürekli bir onay ve alkış bekliyor. Forumda yazdığımız yazı az beğeni aldığında, iş yerinde başarımız görülmediğinde veya "ben bu kadar emek verdim neden karşılığını alamıyorum?" dediğimizde zihnimizde müthiş bir stres ve hayal kırıklığı birikiyor. Ego (nefis) tatmin edilemediği için sürekli daha fazla haz talep etmeye başlıyor. Zihin bu "başarısızlık ve boşluk" hissini bastırmak, o stresi soğutmak için en iyi bildiği yola, yani ucuz dopamine (PMO'ya) başvuruyor. Hoop, tekrar başa dönüyoruz.
İki Farklı Açıdan Çözüm: “Aradan Çekilmek”
Bu beklenti tuzağından kurtulup süreci kalıcı hale getiren insanların ortak bir sırrı var: Egoyu (nefsi) devreden çıkarmak. Buna ister dini bir pencereden bakın, ister seküler/evrensel bir pencereden bakın kural aynı işliyor.
1. İnançlı Bir İnsanın Gözünden (İhlas ve Tevekkül): İnançlı bir insan, yaptığı en ufak işi bile (bakkala gitmekten forum yazısı yazmaya kadar) sadece Allah rızası için yaptığında, beklentiyi insanlardan ve dünyadan kesmiş olur. İşin içine kendi kibrini katmaz, "Ben yapıyorum" demez, Allah'tan yardım diler. Bu "İhlas" halidir. İhlasla yapılan işte haz çok saf ve temizdir. Karşılığında alkış veya beğeni gelmese bile insan hayal kırıklığı yaşamaz, çünkü onun gücü ve tatmini tükenmez bir ana kaynaktan (Yaratıcıdan) gelir. Allah’ın takdirini memnuniyetle karşılar. Beklenti (stres) olmadığı için, zihin yorulmaz ve relapsa ihtiyaç duymaz.
2. İnancı Olmayan Ama Başarılı İnsanların Gözünden (Evrensel Ahlak / Akış): Dine inanmayan ama bilimde, sanatta veya kendi alanlarında müthiş başarılı olan, hayatlarını disiplinle sürdüren insanlara bakın. Onlar da aslında farkında olmadan "ihlasın" evrensel kuralını uygularlar. Bir projeyi yaparken "adım tarihe geçsin, herkes beni alkışlasın" hırsıyla (egoyla) değil; "bilim için, insanlığa fayda sağlamak için, bu işin doğrusu bu olduğu için" yaparlar. Egoyu ve hırsı devreden çıkardıkları için zihinlerinde bir sürtünme (stres) oluşmaz. Yorulmazlar, tükenmezler; çünkü enerjilerini küçük dünyevi hırslardan değil, daha büyük bir amaçtan alırlar.
Aslında her iki bakış açısında da durumu şuna benzetebiliriz: İşleri sadece kendi kısıtlı iradenle, kendi zekanla ("ben yapıyorum") çözmeye kalktığında, telefonun yerel bataryasını tüketiyorsun demektir. O batarya elbette biter. Ancak o ufacık işe başlarken bile nefsini devreden çıkarmak, zihnini sınırsız enerjisi olan bir "Ana Sunucuya" (Mainframe) bağlamaktır. O zaman üstünden yük kalkar, beklenti biter, kibir silinir ve geriye sadece "huzur ve enerji" kalır.
En Uç Örnek: Gazze
Eğer "beklentiyi kesmek ve Ana Sunucuya bağlanmak" kavramının gerçek dünyada ne anlama geldiğini tam olarak görmek istiyorsanız, bugün sosyal medyada karşımıza çıkan Gazze direnişine ve o insanların yıkıntılar içindeki duruşuna bakabilirsiniz. Orada, evleri, aileleri, kariyerleri, yani hayata dair tüm "yerel donanımları" ve maddi kaynakları yerle bir olmuş insanlar var. Dışarıdan bakıldığında sistemin tamamen çökmesi, isyan etmeleri ve tükenmeleri beklenir. Ancak onlar, dünya üzerindeki hiçbir beklentiye, hiçbir küresel gücün alkışına veya onayına ihtiyaç duymadan doğrudan "Ana Sunucuya" (Yaratıcıya) bağlanmış durumdalar. İçinde zerre kadar dünya hırsı, ego veya kibir barındırmayan bu saf "İhlas" hali, o kadar yüksek frekanslı bir sinyal üretiyor ki; dünyanın öbür ucunda, her türlü maddi konfora ve kusursuz donanıma sahip ama içsel olarak boşlukta olan insanların sistemlerini sarsıyor. O yıkıntıların içinden yükselen saf ve beklentisiz inanç, Batı'daki binlerce insanın kendi "işletim sistemlerini" sorgulamasına ve İslam ile tanışıp kök koda dönmelerine sebep oluyor. İhlas, yerel batarya bittiğinde bile sistemin çökmeyeceğinin en büyük ispatıdır.
Bir işe başlarken, o işi kimin için ve ne için yaptığınızı sorgulayın. Eğer işin içinde kendinize pay çıkarma, beğenilme veya birilerinden onay alma arzusu varsa, o iş başlangıçta size haz verse de bir süre sonra yük olmaya başlayacak, canınızı sıkacak ve sizi tatmin arayışıyla o bildik bağımlılık tuzağına çekecektir. Çünkü nefis her zaman tatmin arayışındadır. Bu tatmin ister relapsten gelsin, ister beğenilme arzusundan gelsin, onun için fark etmez. Yeter ki tatmin olsun.
Ama burada çok kritik bir nokta var: Kendi nefsinizi devreden çıkarıp yaptığınız işlerde gelen başarılarda da nefsiniz haz alır. Ama bu haz saf ve temizdir, size zarar vermez. İşin içine nefsinizi kattığınız oranda bu saf ve temiz his bulanmaya ve kirlenmeye başlar. PMO bağımlısı bir kişide bu durum bağımlılığı devam ettirme şeklinde ortaya çıkarken, böyle bir bağımlılığı olmayan birinde ise hırslanma, kendini beğenme ve başkalarını küçümseme gibi arızalara sebep olur.
Egonuzu (nefsinizi) aradan çıkarın. Yaptığınız işi sadece en iyi şekilde yapmak için, insanlığa fayda için veya Yaratıcının rızası için yapın. Sonuca (beğenilere, alkışlara) takılmayın. Göreceksiniz ki, o zaman ne can sıkıntısı kalacak ne de krizlerin o boğucu ağırlığı.
Herkese temiz ve "ihlaslı" bir süreç dilerim.





