Urge Fighter
Yeni Fapstronot
- Katılım
- 10 Kas 2020
- Mesajlar
- 15
- Tepki puanı
- 23
- Puanları
- 4
Herkese merhabalar,
Bu yazımda bağımlılıkla mücadele sürecinde, son günlerde bizzat kendi hayatımda deneyimlediğim ve beni çok şaşırtan bir "Sistem Güncellemesini" (itirafı) sizinle paylaşarak konuya geçmek istiyorum.
Geçtiğimiz günlerde televizyonda kanallar arasında gezinirken, o eski tanıdık sinsi hissin ("acaba açık saçık, heyecan verici bir şeyler çıkar mı, oradan biraz zevk alabilir miyim?") zihnimin köşesinde belirdiğini fark ettim. Ancak çok garip bir şey oldu; bu his eskisi gibi beni içine çekmedi, çok yavan ve zayıf geldi. Eskiden olsa bu dürtü büyür, internette çok da zararlı (!) olmayan ama dopamin sağlayan bir şeyler izleme fikrine beni yönlendirir ve en sonunda tamamen baraj kapaklarını patlatıp relaps oluncaya kadar saatlerce beni o videodan ötekisine dolaştırırdı. Bu dürtünün şu an zayıf kalmasının nedenini düşündüğümde asıl gerçeği fark ettim: Son bir aydır zihnimi sürekli "yazı yazarak, günlük tutarak ve not çıkararak" meşgul ediyordum. Beynim yapıcı/üretici işlerle uğraşmaya başladığından beri, pasif tüketimden (video izlemekten, ekrana bakmaktan) aldığı zevk hızla azalıyordu. Zevk alma mekanizmam, tüketim modundan üretim moduna doğru kaymıştı.
Peki bu tüketim modundan üretim moduna geçişi nasıl başlattım? İşte kendim deneyimlediğim "Üretim ve Deşifre" kuralı:
1. Karanlıktaki Canavarı Aydınlığa Çıkarmak (Şifreli Günlük)
İçimize bir dürtü, kirli bir hayal veya bir vesvese düştüğünde, onu zihnimizin karanlık köşelerinde kendi haline bırakırsak gizlilikten beslenir, büyür ve bizi yener. O dürtüyü yenmenin en etkili yolu, üzerine bir projektör tutup onu aydınlığa çıkarmaktır. Bunu da ancak yazarak yapabiliriz.
Bilgisayarınızda veya telefonunuzda kimsenin asla okuyamayacağından emin olduğunuz, şifreli bir dosya oluşturun. Bir tetikleyiciyle karşılaştığınızda veya o his geldiğinde, hemen hiç vakit kaybetmeden ve his büyümeden o dosyayı açın ve hissettiğiniz şeyi en saf, en filtresiz, sansürsüz en çiğ haliyle oraya yazın. Kusursuz veya ahlaklı görünmeye çalışmayın, ne hissediyorsanız onu yazın. O devasa ve yenilmez sanılan dürtü, ekranda sıradan bir metne (veriye) dönüştüğü an bütün sihrini ve gücünü kaybedecektir. Eğer ki o an yolda, sokakta iseniz yani bilgisayara erişemiyorsanız hemen bunu telefona hızlıca kaydedip daha sonra bilgisayarınıza aktarmalısınız. O an hissettiğiniz duygular ve bunu kaleme almak çok önemli. “Akşam eve gidince yazarım” derseniz o an hissettiklerinizin çoğu uçup gidecektir. O anda yazmak tıpkı derste hocayı dinlerken o an not almak gibidir.
2. Geriye Dönük Hata Ayıklama (Analiz)
Bu şifreli dosyada tuttuğunuz notları haftalık veya aylık olarak geriye dönük okuduğunuzda, sizi düşüren o virüsün aslında ne kadar basit bir algoritması olduğunu göreceksiniz. Hangi saatlerde, hangi duygu durumlarında (yalnızlık, can sıkıntısı, stres) tetiklendiğinizi bir sistem analisti gibi dışarıdan okuyacak ve kendi açığınızı (bug'ınızı) kendi ellerinizle kapatacaksınız.
3. Sadece Yazın: Gramerin ve Kuralların Önemi Yok!
Eğer sadece günlük tutmak o anki enerjinizi atmaya yetmiyorsa, elinize bir kitap (veya sizi geliştirecek bir metin) alın. Birkaç sayfa okuyup, anladığınızı kendi cümlelerinizle o dosyaya yazın. Cümle düşüklüğü olmuş, gramer hatası varmış, kelimeler uymamış... Bunların hiçbir önemi yok! Yeter ki klavyeye veya kaleme dokunun. Yeter ki beyniniz "Üretim" (Production) modunda kalsın.
Tüketici miyiz, Üretici mi? (Başarının Gizli Sırrı)
Hayatlarına imrenerek baktığımız, çok başarılı olan insanların başarı sırrı aslında tam olarak budur. Bazılarına "çok sıkıcı, yorucu, saatler süren işler" gibi gelen o çalışmaları, onlar büyük bir zevkle yaparlar. Çünkü onların beyni, ucuz videolar, anlık hazlar ve sosyal medya kaydırmalarıyla (tüketimle) uyuşmamıştır. Onların dopamin kaynağı, ortaya bir eser, bir yazı, bir proje koymaktır (üretimdir).
Şimdi gününüzü şöyle bir gözden geçirin. Günün çoğunluğunda üretim modunda mısınız (okuyan, yazan, not çıkaran, tamir eden, inşa eden), yoksa tüketim modunda mısınız (sadece kaydıran, izleyen, bakan)?
Eğer beyninizi ısrarla üretim modunda tutarsanız, bir süre sonra o çok sevdiğinizi sandığınız tüketici (ve yıkıcı) alışkanlıkların size ne kadar yavan, sıkıcı ve anlamsız geldiğini kendi gözlerinizle göreceksiniz. Zevkinizin kalitesi değişecek!
Burada önemli bir notu paylaşmak istiyorum. İnsanın aklına şu geliyor. “İyi güzel yazalım da bu yazı işi kitap falan bana sıkıcı geliyor” diyebilirsiniz. O zaman da şunu öneririm. En çok yapmayı sevdiğiniz işle ilgili sürekli yazınız. Mesela çok sevdiğiniz bir bilgisayar oyunu hakkında sanki bir oyun dergisi ya da bloğunda okuyuculara hitap eder gibi yazın. Siz yazmaya başladıkça yavaş yavaş o işin ne kadar da zevkli olduğunu görecek ve belirli bir seviye kat ettikten sonra bu yazma işini kitaba veya başka bir projeye kolay bir şekilde aktaracaksınız.
Herkese en iyi dileklerimi sunuyorum, Hayatınızdan üretim hiç eksik olmasın. Sağlıcakla kalınız.
Bu yazımda bağımlılıkla mücadele sürecinde, son günlerde bizzat kendi hayatımda deneyimlediğim ve beni çok şaşırtan bir "Sistem Güncellemesini" (itirafı) sizinle paylaşarak konuya geçmek istiyorum.
Geçtiğimiz günlerde televizyonda kanallar arasında gezinirken, o eski tanıdık sinsi hissin ("acaba açık saçık, heyecan verici bir şeyler çıkar mı, oradan biraz zevk alabilir miyim?") zihnimin köşesinde belirdiğini fark ettim. Ancak çok garip bir şey oldu; bu his eskisi gibi beni içine çekmedi, çok yavan ve zayıf geldi. Eskiden olsa bu dürtü büyür, internette çok da zararlı (!) olmayan ama dopamin sağlayan bir şeyler izleme fikrine beni yönlendirir ve en sonunda tamamen baraj kapaklarını patlatıp relaps oluncaya kadar saatlerce beni o videodan ötekisine dolaştırırdı. Bu dürtünün şu an zayıf kalmasının nedenini düşündüğümde asıl gerçeği fark ettim: Son bir aydır zihnimi sürekli "yazı yazarak, günlük tutarak ve not çıkararak" meşgul ediyordum. Beynim yapıcı/üretici işlerle uğraşmaya başladığından beri, pasif tüketimden (video izlemekten, ekrana bakmaktan) aldığı zevk hızla azalıyordu. Zevk alma mekanizmam, tüketim modundan üretim moduna doğru kaymıştı.
Peki bu tüketim modundan üretim moduna geçişi nasıl başlattım? İşte kendim deneyimlediğim "Üretim ve Deşifre" kuralı:
1. Karanlıktaki Canavarı Aydınlığa Çıkarmak (Şifreli Günlük)
İçimize bir dürtü, kirli bir hayal veya bir vesvese düştüğünde, onu zihnimizin karanlık köşelerinde kendi haline bırakırsak gizlilikten beslenir, büyür ve bizi yener. O dürtüyü yenmenin en etkili yolu, üzerine bir projektör tutup onu aydınlığa çıkarmaktır. Bunu da ancak yazarak yapabiliriz.
Bilgisayarınızda veya telefonunuzda kimsenin asla okuyamayacağından emin olduğunuz, şifreli bir dosya oluşturun. Bir tetikleyiciyle karşılaştığınızda veya o his geldiğinde, hemen hiç vakit kaybetmeden ve his büyümeden o dosyayı açın ve hissettiğiniz şeyi en saf, en filtresiz, sansürsüz en çiğ haliyle oraya yazın. Kusursuz veya ahlaklı görünmeye çalışmayın, ne hissediyorsanız onu yazın. O devasa ve yenilmez sanılan dürtü, ekranda sıradan bir metne (veriye) dönüştüğü an bütün sihrini ve gücünü kaybedecektir. Eğer ki o an yolda, sokakta iseniz yani bilgisayara erişemiyorsanız hemen bunu telefona hızlıca kaydedip daha sonra bilgisayarınıza aktarmalısınız. O an hissettiğiniz duygular ve bunu kaleme almak çok önemli. “Akşam eve gidince yazarım” derseniz o an hissettiklerinizin çoğu uçup gidecektir. O anda yazmak tıpkı derste hocayı dinlerken o an not almak gibidir.
2. Geriye Dönük Hata Ayıklama (Analiz)
Bu şifreli dosyada tuttuğunuz notları haftalık veya aylık olarak geriye dönük okuduğunuzda, sizi düşüren o virüsün aslında ne kadar basit bir algoritması olduğunu göreceksiniz. Hangi saatlerde, hangi duygu durumlarında (yalnızlık, can sıkıntısı, stres) tetiklendiğinizi bir sistem analisti gibi dışarıdan okuyacak ve kendi açığınızı (bug'ınızı) kendi ellerinizle kapatacaksınız.
3. Sadece Yazın: Gramerin ve Kuralların Önemi Yok!
Eğer sadece günlük tutmak o anki enerjinizi atmaya yetmiyorsa, elinize bir kitap (veya sizi geliştirecek bir metin) alın. Birkaç sayfa okuyup, anladığınızı kendi cümlelerinizle o dosyaya yazın. Cümle düşüklüğü olmuş, gramer hatası varmış, kelimeler uymamış... Bunların hiçbir önemi yok! Yeter ki klavyeye veya kaleme dokunun. Yeter ki beyniniz "Üretim" (Production) modunda kalsın.
Tüketici miyiz, Üretici mi? (Başarının Gizli Sırrı)
Hayatlarına imrenerek baktığımız, çok başarılı olan insanların başarı sırrı aslında tam olarak budur. Bazılarına "çok sıkıcı, yorucu, saatler süren işler" gibi gelen o çalışmaları, onlar büyük bir zevkle yaparlar. Çünkü onların beyni, ucuz videolar, anlık hazlar ve sosyal medya kaydırmalarıyla (tüketimle) uyuşmamıştır. Onların dopamin kaynağı, ortaya bir eser, bir yazı, bir proje koymaktır (üretimdir).
Şimdi gününüzü şöyle bir gözden geçirin. Günün çoğunluğunda üretim modunda mısınız (okuyan, yazan, not çıkaran, tamir eden, inşa eden), yoksa tüketim modunda mısınız (sadece kaydıran, izleyen, bakan)?
Eğer beyninizi ısrarla üretim modunda tutarsanız, bir süre sonra o çok sevdiğinizi sandığınız tüketici (ve yıkıcı) alışkanlıkların size ne kadar yavan, sıkıcı ve anlamsız geldiğini kendi gözlerinizle göreceksiniz. Zevkinizin kalitesi değişecek!
Burada önemli bir notu paylaşmak istiyorum. İnsanın aklına şu geliyor. “İyi güzel yazalım da bu yazı işi kitap falan bana sıkıcı geliyor” diyebilirsiniz. O zaman da şunu öneririm. En çok yapmayı sevdiğiniz işle ilgili sürekli yazınız. Mesela çok sevdiğiniz bir bilgisayar oyunu hakkında sanki bir oyun dergisi ya da bloğunda okuyuculara hitap eder gibi yazın. Siz yazmaya başladıkça yavaş yavaş o işin ne kadar da zevkli olduğunu görecek ve belirli bir seviye kat ettikten sonra bu yazma işini kitaba veya başka bir projeye kolay bir şekilde aktaracaksınız.
Herkese en iyi dileklerimi sunuyorum, Hayatınızdan üretim hiç eksik olmasın. Sağlıcakla kalınız.





