Sametak256
Uranüs Yolcusu
- Katılım
- 20 Kas 2020
- Mesajlar
- 275
- Tepki puanı
- 399
- Puanları
- 111
Mark Twain'in meşhur sözünde de belirttiği gibi:
"Hayatımın çoğunu hiç olmayan olaylar için endişe ederek harcadım."
Bu çok yaygın bir zihinsel tuzaktır.
Gelecekteki belirsizlikler karşısında zihnimizin en kötü senaryoları üretmesi,bizi şimdiki zamandan koparır ve enerjimizi tüketir.
Bir düşüncenin zihnimizden geçmesi,onun doğru olduğu anlamına gelmez.
Endişelerimizin büyük bir kısmı hiç gerçekleşmez,gerçekleşenler ise çoğu zaman zihnimizde büyüttüğümüz kadar ağır değildir.
Bu yüzden her düşünceye inanmak yerine,onu sadece bir ‘düşünce’ olarak görmeyi öğrenmek gerekir.
Bazen yapmamız gereken tek şey,durup kendimize şu soruyu sormaktır:
“Bu şu an gerçekten oluyor mu,yoksa zihnim bana sadece bir senaryo mu anlatıyor?”
Hayatı zorlaştıran,çoğu zaman olayların kendisi değil,onlara yüklediğimiz anlamlardır.
Gerçek ana döndüğümüzde,bu korkuların önemli bir kısmının yalnızca zihnimizde yaşadığımızı fark ederiz.
Düşüncelerini bu kadar ciddiye alma.Onlar gelip geçen misafirlerdir,sen ise onları izleyen kişisin.
Kaygı bize tehlike varmış gibi hissettirir.Ama çoğu zaman savaşmamız gereken bir durum yoktur,sadece zihnimizin yazdığı senaryolar vardır.
Gerçek tehdit ile zihinsel ihtimali ayırt etmeyi öğrendiğimizde,kaygı azalır.
Araştırmalar,endişelendiğimiz şeylerin büyük bir kısmının hiç gerçekleşmediğini;gerçekleşenlerin ise çoğu zaman düşündüğümüz kadar ağır olmadığını gösteriyor.
Zihnimiz ihtimalleri büyütür,fakat gerçek çoğu zaman o kadar sert değildir.
Kaygı veren düşüncelerimizi tamamen susturmak mümkün değildir,zaten amaç da bu değildir.
Asıl önemli olan,o düşüncelerle kurduğumuz ilişkiyi değiştirebilmektir.
Kendimize şunu hatırlatmak düzenleyici bir etki yaratır:
“Daha önce de endişelendim ve çoğu zaman düşündüğüm kadar kötü olmadı.
Bu sadece bir düşünce ve her düşünce gerçeği yansıtmak zorunda değil.İyi ihtimallerinde gerçekleşmesi mümkün.”
"Hayatımın çoğunu hiç olmayan olaylar için endişe ederek harcadım."
Bu çok yaygın bir zihinsel tuzaktır.
Gelecekteki belirsizlikler karşısında zihnimizin en kötü senaryoları üretmesi,bizi şimdiki zamandan koparır ve enerjimizi tüketir.
Bir düşüncenin zihnimizden geçmesi,onun doğru olduğu anlamına gelmez.
Endişelerimizin büyük bir kısmı hiç gerçekleşmez,gerçekleşenler ise çoğu zaman zihnimizde büyüttüğümüz kadar ağır değildir.
Bu yüzden her düşünceye inanmak yerine,onu sadece bir ‘düşünce’ olarak görmeyi öğrenmek gerekir.
Bazen yapmamız gereken tek şey,durup kendimize şu soruyu sormaktır:
“Bu şu an gerçekten oluyor mu,yoksa zihnim bana sadece bir senaryo mu anlatıyor?”
Hayatı zorlaştıran,çoğu zaman olayların kendisi değil,onlara yüklediğimiz anlamlardır.
Gerçek ana döndüğümüzde,bu korkuların önemli bir kısmının yalnızca zihnimizde yaşadığımızı fark ederiz.
Düşüncelerini bu kadar ciddiye alma.Onlar gelip geçen misafirlerdir,sen ise onları izleyen kişisin.
Zihnimiz ihtimalleri büyütür,fakat gerçek çoğu zaman o kadar sert değildir.
Asıl önemli olan,o düşüncelerle kurduğumuz ilişkiyi değiştirebilmektir.
“Daha önce de endişelendim ve çoğu zaman düşündüğüm kadar kötü olmadı.
Bu sadece bir düşünce ve her düşünce gerçeği yansıtmak zorunda değil.İyi ihtimallerinde gerçekleşmesi mümkün.”





