Ludwig
Deneyimli Üye
- Katılım
- 11 Ara 2020
- Mesajlar
- 258
- Tepki puanı
- 192
- Puanları
- 70
Stoic okumalarımın da etkisi olacak, gün geçtikçe duygularımın aklım üzerindeki tahakkümü azaldıkça azalıyor ve ben duygulara kapılmayı yavaş yavaş bırakıyorum. Duyguların tamamen zararlı olduğuna inanmak çocukça olur fakat duygularımın eline aklımı vermek de hayatımı mahvedecek bir yanlış olur elbette.
Kendimi çok yalnız hissediyorum bazen. Yaşadıklarımı kimseye açamıyorum. Buraya ve anonim olduğum birkaç yere daha yazdığım şeyler dışında anlatamıyorum. Bazen arkadaşlarımın, hatta şu an konuştuğum kızın yazdıklarına, gözlerine, sesine odaklanıyorum, anlattıklarını dinliyorum fakat ben anlatmaya gelince derin bir sızı hissediyorum kalbimde.
Şefkate ihtiyacım var. Derin bir ilgiye ve beni annem gibi sarıp sarmalayacak bir kıza ihtiyacım var. Bunu itiraf etmek ne kadar zayıf hissettirse de benim için doğru. Yaptıklarım, yapmaya çalıştıklarım, hayallerim ve hedeflerim. Başarılarım ve başarısızlıklarım. Her şeyden yorulunca, kendimi sarılmak için kollarına bıraktığım, âşık olduğum o kadının hayatımda olmaması. Saçlarımı okşayabilir ya da belki saçlarımı eliyle tarayabilir. Hoşuma giden şeyleri yapabilir. Bana ve derinliğime hayran olabilir belki. Düşünüyorum da PMO bağımlılığımı yıllar önce yenmiş olsaydım. Sevmiş olduğum kızlar beni terk etmez miydi acaba? Hata hep bende miydi? Onlar benim için doğru insanlardı da, ben mi onları ellerimden kaydırıp düşürdüm? Kendimi suçlamak, bazen çok realist bir eylem gibi geliyor.
Aşka olan ihtiyacım o kadar büyükmüş ki ve ben o kadar duygusuzmuşum ki! GDO'lu vücutlarla onaylanma ihtiyacımı nasıl da karşılamışım. Bir yalana, filozof nasıl kanabilir? Âlim olmayı amaçlayan yalanlarla nasıl yetinebilir? İrade ve akıl birlikte var olmazlarsa, ne önemi kalır ki? Kuş da iki kanatla uçar.
Geçmiş ve gelecek, aklıma göre yalnızca bir aldatma, ders çıkarılabilir belki, o kadar... Fazlası değil. Ya da hedef olabilir. İrade için hayal kaynağı. Bunun yanında melankolik yanım, o, şiddetli biçimde geçmişe özlem duyuyor, kendini suçluyor ki, aynı zamanda gelecekten de ürküyor... Kendi içimde birçok savaş veriyorum aynı anda. Dışarıya ise yarım bir tebessüm aksediyor yüzümden sadece. Kimse bilmiyor beni, kimseler bilmiyor, anlatamıyorum.
Derin düşünmek keyif veriyor bana, derin hissetmek... Hayat gibi derinleşmek. PMO bunu alıp götürmüştü benden...
(neverfap günlüğüme yazdığım yazılardan biri... 3 adet siddetli krizi yendikten sonra, dönüp kendi içime bakışım ve meseleleri bir parça daha net görüşüm. sessizce oturmaktan dahi aldığım lezzet artıyor. hayatım güzelleşiyor, kendimle dertleşmelerim lezzetli hale geliyor. kendimi tekrar keşfediyor ve aşka olan ihtiyacımı görüyorum.)
Kendimi çok yalnız hissediyorum bazen. Yaşadıklarımı kimseye açamıyorum. Buraya ve anonim olduğum birkaç yere daha yazdığım şeyler dışında anlatamıyorum. Bazen arkadaşlarımın, hatta şu an konuştuğum kızın yazdıklarına, gözlerine, sesine odaklanıyorum, anlattıklarını dinliyorum fakat ben anlatmaya gelince derin bir sızı hissediyorum kalbimde.
Şefkate ihtiyacım var. Derin bir ilgiye ve beni annem gibi sarıp sarmalayacak bir kıza ihtiyacım var. Bunu itiraf etmek ne kadar zayıf hissettirse de benim için doğru. Yaptıklarım, yapmaya çalıştıklarım, hayallerim ve hedeflerim. Başarılarım ve başarısızlıklarım. Her şeyden yorulunca, kendimi sarılmak için kollarına bıraktığım, âşık olduğum o kadının hayatımda olmaması. Saçlarımı okşayabilir ya da belki saçlarımı eliyle tarayabilir. Hoşuma giden şeyleri yapabilir. Bana ve derinliğime hayran olabilir belki. Düşünüyorum da PMO bağımlılığımı yıllar önce yenmiş olsaydım. Sevmiş olduğum kızlar beni terk etmez miydi acaba? Hata hep bende miydi? Onlar benim için doğru insanlardı da, ben mi onları ellerimden kaydırıp düşürdüm? Kendimi suçlamak, bazen çok realist bir eylem gibi geliyor.
Aşka olan ihtiyacım o kadar büyükmüş ki ve ben o kadar duygusuzmuşum ki! GDO'lu vücutlarla onaylanma ihtiyacımı nasıl da karşılamışım. Bir yalana, filozof nasıl kanabilir? Âlim olmayı amaçlayan yalanlarla nasıl yetinebilir? İrade ve akıl birlikte var olmazlarsa, ne önemi kalır ki? Kuş da iki kanatla uçar.
Geçmiş ve gelecek, aklıma göre yalnızca bir aldatma, ders çıkarılabilir belki, o kadar... Fazlası değil. Ya da hedef olabilir. İrade için hayal kaynağı. Bunun yanında melankolik yanım, o, şiddetli biçimde geçmişe özlem duyuyor, kendini suçluyor ki, aynı zamanda gelecekten de ürküyor... Kendi içimde birçok savaş veriyorum aynı anda. Dışarıya ise yarım bir tebessüm aksediyor yüzümden sadece. Kimse bilmiyor beni, kimseler bilmiyor, anlatamıyorum.
Derin düşünmek keyif veriyor bana, derin hissetmek... Hayat gibi derinleşmek. PMO bunu alıp götürmüştü benden...
(neverfap günlüğüme yazdığım yazılardan biri... 3 adet siddetli krizi yendikten sonra, dönüp kendi içime bakışım ve meseleleri bir parça daha net görüşüm. sessizce oturmaktan dahi aldığım lezzet artıyor. hayatım güzelleşiyor, kendimle dertleşmelerim lezzetli hale geliyor. kendimi tekrar keşfediyor ve aşka olan ihtiyacımı görüyorum.)





