Son Paylaşımlar

Sitemize Hoşgeldiniz NeverFap Türkiye

Bize katılmak için kayıt olabilir veya giriş yapabilirsiniz.

Soru Sor >>>

NeverFap hakkında sormak istediğiniz soruları buradan sorabilirsiniz. Sağdaki simgeye tıklayarak gidebilirsiniz.

Forum Rehberi >>>

Neverfap Türkiye Forum kurallarını öğrenmeniz ceza almanızı engeller. Kurallarımızı okuyunuz. Sağdaki simgeye tıklayarak gidebilirsiniz.

Yönetimle İletişime Geç >>>

Sitemizi kullanırken yaşadığınız sorun ve önerilerinizi yöneticiler ile paylaşabilirsiniz. Sağdaki simgeye tıklayarak gidebilirsiniz.

Hayatımı Değiştiren Makale

cgang

Uranüs Yolcusu
Katılım
12 May 2021
Mesajlar
213
Tepki puanı
421
Puanları
111
İdolüm olan Bir forum Yazar KuşçuBaşı Tarafından Yazılmıştır.

Bu yazıyı bile sonuna kadar okumayıp bırakacak insanlar olduğuna yemin edebilirim ama bunu kanıtlayamam. 21.yüzyıl denen içinde yaşadığımız şu zaman diliminde bence geleceğin en başlıca problemi olarak “geliyorum ulan” diyen bir sorun var; erteleme hastalığı.

Evet, hastalık diyorum çünkü gerçekten de artık bir hastalık halini almaya başladı. Ne o ? Siz hastalıkları sadece bedenden ibaret mi sanıyordunuz ? Hiç de öyle değil. Hastalıklar ruhen de olabilirler. Ve kimi zaman bu ruhi hastalıklar öyle bir raddeye varır ki, kişi hayatını sonlandırır. Kişi kendi hayatını sonlandırmasa bile bu ruhi hastalıklar kısa sürede kansere ve benzeri tehlikeli hastalıklara yol açar.

Psikolojik rahatsızlıklar yüzünden hayatına son veren ya da bu rahatsızlıkların en önde bayrak sallayanı olan stresin ve kronik depresyonun vücutta yol açtığı tahribatlar yüzünden kansere ve diğer hastalıklara yakalanıp ölenlerin sayısını düşünün. Şimdi bu sayıyı şu sıralar tedirginlikle mücadele ettiğimiz Covid-19 virüsünün öldürdüğü insan sayısı ile karşılaştırın.

Durun, sizi yormayayım, psikolojik hastalıkların yol açtığı kanser gibi tahribatlardan ölen çok ciddi bir rakamı saymayalım ve sadece intihar edenlerin sayısını hesaplayalım. Her sene, dünyada bir milyona yakın kişi intihar ederek yaşamına son verme girişiminde bulunuyor ve bunların tamamına yakını da başarılı oluyor. Covid-19’dan hayatını kaybedenlerin sayısı ise şu an için 926 bin.

Elbette, burada “benim babam senin babanı döver” gibisinden bir sidik yarıştırma gayreti içerisinde değilim ama dünyada her sene bir milyon insanın canına kıymasına sebep olan bir şeyin hastalık olarak görülmemesi için daha ne yapmak gerekir acaba ?

Bu yüzden, erteleme hastalığı diyorum ben.
Erteleme hastalığı
, günümüzde insanların başına en bela olan, en şirret, en inatçı hastalıklardan biridir. Beyni, kısa süre içerisinde ele geçirir ve kolay kolay da bırakmaz. En bayıldığı şey ise düşünmektir. Evet, düşünmek.

“Çok düşünme deli olursun” diyenler yanlış söylemiş, “çok düşünme tembel olursun” demek gerekirdi aslında. Hayatlarımız hakkında her şeyi düşünme, sonra bir daha düşünme, sonra bir daha ve bir daha düşünme alışkanlığına sahibiz.

“Acaba sınav sonuçları nasıl olacak ? Acaba evlilik teklifimi kabul edecek mi ? Ders çalışmaya başlasam mı ? Şuraya gitsem mi ? Alper Tunga öldi mu ? Issız Acun kaldi mu ?....”
Tebrikler, tescilli bir tembelsin.

“Evladım, ben sana düşünme demiyorum, gene düşün, ama hobi olarak düşün” diyen bir ana babamız olmadı hiç. İyi ki de olmamış. Çünkü düşünmek iyidir, ama hareket halinde düşünmek daha iyidir. Böylelikle beynimiz esas duruşa geçip gerçekten ortaya değerli bir şeyler katmaya başlayacaktır.

Sizi terimlere boğmayacağım ama" Confirmation Bias" adlı durumu açıklamalıyım. Türkçe mealiyle, nedir "Doğrulama Yanlılığı" ?

Şöyle ki, beyniniz inandığı şeye dair kanıt aramaya bayılır. Eğer Müslümansan, rüyanda peygamber seni ziyaret eder, eğer Hıristiyansan gökte İsa’nın silüetini görürsün, eğer İskandinav panteonuna inanıyorsan savaşta Odin seni ziyaret eder. Her yıl binlerce insan, özellikle de kendi inançlarının anlattığı biçimde böyle aksiyonlu ve mistik olaylar yaşadıklarını bildirirler.

Çünkü bu insanlar inançlarına gerçekten “inanmış” lardır ve beyinleri de bu bağlılığın ödülünü vermiştir. Kazan-kazan yani anlayacağınız.

Peki, bunun bizim konumuzla ilgisi nedir ?
Şöyle ki, siz oturduğunuz yerde düşünüyorsunuz. Bu yüzden sürekli ve sürekli erteliyorsunuz. Hayaller kuruyorsunuz, düşlere dalıyorsunuz, planlar yapıyorsunuz. Fakat gelin görün ki, bunların hiçbiri için harekete geçmiyorsunuz, yani beyninizin kanıt arama devresini harekete geçirmiyorsunuz. Gerçi, siz kendiniz bile harekete geçmiyorken, beyninizin harekete geçmesini beklemek abes kaçar orası da ayrı.

Hayal ettiğin şeye dair hareke geçmezsen, beyninin o hayalin realiteye döküleceğine inanmasını nasıl bekleyebilirsin değerli dostum ? Beynine zerre kanıt vermiyorsun ki. Mesela, diyelim ki hedefin günde 50 sayfa kitap okumak. Bunu planladın ve kronik bir tembel gibi davranmaktan öteye geçip planını devreye soktun.

Günde 5 sayfa ile başladın ve buna iki hafta boyunca devam ettin. Günde 5 sayfa kimseye zarar vermez, değil mi ?

Peki, sen bu süreçte beyninde ne yaptın ? Beynine günde 50 sayfa okuyabileceğine inanması için kanıt verdin. Beynin dedi ki; “hey dostum, baksana! Günde 5 sayfa okumaya alıştım artık. Eh yani… evet 50 sayfaya daha biraz var ama olsun, bak buna çoktan alıştım bile. Bence on sayfaya çıkarabiliriz artık bunu. Neyse… bak ne diyeceğim, dolaptaki çikolatalı keki yiyelim mi ?”

Yani, siz beyninize bir şeyleri yapabileceğinize dair kanıt verirseniz, beyniniz o kanıtlardan zaman içerisinde koca bir inanç sarayı inşa eder. O yüzden tekrar ediyorum; düşünmek iyidir, ama sadece hareket halinde olduğu zaman.

Düşüncelerinizi harekete geçirirseniz beyniniz de buna dair çalışmaya başlayacaktır.

Benden size samimi bir öneri; bir sihirli perinin gelip de size istediğiniz dilekler için üç şans vermesi gibi masum hayallere kapılmayın, ya da “efenim biz evrene dilek yolluyoruz da işte evren de ‘hay hay canım abim, ortaya bir de çoban salatası yapayım mı’ deyip bize geri cevap veriyor” diyen malum ekiplere çok bel bağlamayın. Unutmayın, hiçbir şeyi oturduğunuz yerden elde edemezsiniz.

Evrenden istemeyin, evrenden gidin ve alın. En net yol budur. Al Capone evrenin işleyiş yolunu çoktan keşfetmiş, bakın ne diyor:

“Çocukken her akşam yatmadan önce Tanrı'ya bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Bir gün Tanrı'nın çalışma tarzının bu olmadığını anladım. Ertesi gün gittim kendime yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce Tanrı'ya günahlarımı affetmesi için dua ettim.”

Eh tabi, size gidip de bir bisiklet çalın demiyorum :) Ama Al Capone’un da keşfettiği gibi, hareket yasasını keşfetmenizi istiyorum. Bir şeyi istemek yeterli değildir, gidip onu elde etmeye çalışmak lazım.

Eğer bu dediklerimi yaparsanız, erteleme hastalığına da savaş açmış olacaksınız. Çünkü beyniniz günden güne, harekete geçmeye alışacak ve harekete geçtiği konularda inancını kanıtlar ile pekiştirdiği için hayatınız bu yönde yeniden inşa olmaya başlayacaktır.
 
Moderatörün son düzenlenenleri:

cgang

Uranüs Yolcusu
Katılım
12 May 2021
Mesajlar
213
Tepki puanı
421
Puanları
111
İdolüm olan Bir forum Yazar KuşçuBaşı Tarafından Yazılmıştır.

Bu yazıyı bile sonuna kadar okumayıp bırakacak insanlar olduğuna yemin edebilirim ama bunu kanıtlayamam. 21.yüzyıl denen içinde yaşadığımız şu zaman diliminde bence geleceğin en başlıca problemi olarak “geliyorum ulan” diyen bir sorun var; erteleme hastalığı.

Evet, hastalık diyorum çünkü gerçekten de artık bir hastalık halini almaya başladı. Ne o ? Siz hastalıkları sadece bedenden ibaret mi sanıyordunuz ? Hiç de öyle değil. Hastalıklar ruhen de olabilirler. Ve kimi zaman bu ruhi hastalıklar öyle bir raddeye varır ki, kişi hayatını sonlandırır. Kişi kendi hayatını sonlandırmasa bile bu ruhi hastalıklar kısa sürede kansere ve benzeri tehlikeli hastalıklara yol açar.

Psikolojik rahatsızlıklar yüzünden hayatına son veren ya da bu rahatsızlıkların en önde bayrak sallayanı olan stresin ve kronik depresyonun vücutta yol açtığı tahribatlar yüzünden kansere ve diğer hastalıklara yakalanıp ölenlerin sayısını düşünün. Şimdi bu sayıyı şu sıralar tedirginlikle mücadele ettiğimiz Covid-19 virüsünün öldürdüğü insan sayısı ile karşılaştırın.

Durun, sizi yormayayım, psikolojik hastalıkların yol açtığı kanser gibi tahribatlardan ölen çok ciddi bir rakamı saymayalım ve sadece intihar edenlerin sayısını hesaplayalım. Her sene, dünyada bir milyona yakın kişi intihar ederek yaşamına son verme girişiminde bulunuyor ve bunların tamamına yakını da başarılı oluyor. Covid-19’dan hayatını kaybedenlerin sayısı ise şu an için 926 bin.

Elbette, burada “benim babam senin babanı döver” gibisinden bir sidik yarıştırma gayreti içerisinde değilim ama dünyada her sene bir milyon insanın canına kıymasına sebep olan bir şeyin hastalık olarak görülmemesi için daha ne yapmak gerekir acaba ?

Bu yüzden, erteleme hastalığı diyorum ben.
Erteleme hastalığı
, günümüzde insanların başına en bela olan, en şirret, en inatçı hastalıklardan biridir. Beyni, kısa süre içerisinde ele geçirir ve kolay kolay da bırakmaz. En bayıldığı şey ise düşünmektir. Evet, düşünmek.

“Çok düşünme deli olursun” diyenler yanlış söylemiş, “çok düşünme tembel olursun” demek gerekirdi aslında. Hayatlarımız hakkında her şeyi düşünme, sonra bir daha düşünme, sonra bir daha ve bir daha düşünme alışkanlığına sahibiz.

“Acaba sınav sonuçları nasıl olacak ? Acaba evlilik teklifimi kabul edecek mi ? Ders çalışmaya başlasam mı ? Şuraya gitsem mi ? Alper Tunga öldi mu ? Issız Acun kaldi mu ?....”
Tebrikler, tescilli bir tembelsin.

“Evladım, ben sana düşünme demiyorum, gene düşün, ama hobi olarak düşün” diyen bir ana babamız olmadı hiç. İyi ki de olmamış. Çünkü düşünmek iyidir, ama hareket halinde düşünmek daha iyidir. Böylelikle beynimiz esas duruşa geçip gerçekten ortaya değerli bir şeyler katmaya başlayacaktır.

Sizi terimlere boğmayacağım ama" Confirmation Bias" adlı durumu açıklamalıyım. Türkçe mealiyle, nedir "Doğrulama Yanlılığı" ?

Şöyle ki, beyniniz inandığı şeye dair kanıt aramaya bayılır. Eğer Müslümansan, rüyanda peygamber seni ziyaret eder, eğer Hıristiyansan gökte İsa’nın silüetini görürsün, eğer İskandinav panteonuna inanıyorsan savaşta Odin seni ziyaret eder. Her yıl binlerce insan, özellikle de kendi inançlarının anlattığı biçimde böyle aksiyonlu ve mistik olaylar yaşadıklarını bildirirler.

Çünkü bu insanlar inançlarına gerçekten “inanmış” lardır ve beyinleri de bu bağlılığın ödülünü vermiştir. Kazan-kazan yani anlayacağınız.

Peki, bunun bizim konumuzla ilgisi nedir ?
Şöyle ki, siz oturduğunuz yerde düşünüyorsunuz. Bu yüzden sürekli ve sürekli erteliyorsunuz. Hayaller kuruyorsunuz, düşlere dalıyorsunuz, planlar yapıyorsunuz. Fakat gelin görün ki, bunların hiçbiri için harekete geçmiyorsunuz, yani beyninizin kanıt arama devresini harekete geçirmiyorsunuz. Gerçi, siz kendiniz bile harekete geçmiyorken, beyninizin harekete geçmesini beklemek abes kaçar orası da ayrı.

Hayal ettiğin şeye dair hareke geçmezsen, beyninin o hayalin realiteye döküleceğine inanmasını nasıl bekleyebilirsin değerli dostum ? Beynine zerre kanıt vermiyorsun ki. Mesela, diyelim ki hedefin günde 50 sayfa kitap okumak. Bunu planladın ve kronik bir tembel gibi davranmaktan öteye geçip planını devreye soktun.

Günde 5 sayfa ile başladın ve buna iki hafta boyunca devam ettin. Günde 5 sayfa kimseye zarar vermez, değil mi ?

Peki, sen bu süreçte beyninde ne yaptın ? Beynine günde 50 sayfa okuyabileceğine inanması için kanıt verdin. Beynin dedi ki; “hey dostum, baksana! Günde 5 sayfa okumaya alıştım artık. Eh yani… evet 50 sayfaya daha biraz var ama olsun, bak buna çoktan alıştım bile. Bence on sayfaya çıkarabiliriz artık bunu. Neyse… bak ne diyeceğim, dolaptaki çikolatalı keki yiyelim mi ?”

Yani, siz beyninize bir şeyleri yapabileceğinize dair kanıt verirseniz, beyniniz o kanıtlardan zaman içerisinde koca bir inanç sarayı inşa eder. O yüzden tekrar ediyorum; düşünmek iyidir, ama sadece hareket halinde olduğu zaman.

Düşüncelerinizi harekete geçirirseniz beyniniz de buna dair çalışmaya başlayacaktır.

Benden size samimi bir öneri; bir sihirli perinin gelip de size istediğiniz dilekler için üç şans vermesi gibi masum hayallere kapılmayın, ya da “efenim biz evrene dilek yolluyoruz da işte evren de ‘hay hay canım abim, ortaya bir de çoban salatası yapayım mı’ deyip bize geri cevap veriyor” diyen malum ekiplere çok bel bağlamayın. Unutmayın, hiçbir şeyi oturduğunuz yerden elde edemezsiniz.

Evrenden istemeyin, evrenden gidin ve alın. En net yol budur. Al Capone evrenin işleyiş yolunu çoktan keşfetmiş, bakın ne diyor:

“Çocukken her akşam yatmadan önce Tanrı'ya bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Bir gün Tanrı'nın çalışma tarzının bu olmadığını anladım. Ertesi gün gittim kendime yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce Tanrı'ya günahlarımı affetmesi için dua ettim.”

Eh tabi, size gidip de bir bisiklet çalın demiyorum :) Ama Al Capone’un da keşfettiği gibi, hareket yasasını keşfetmenizi istiyorum. Bir şeyi istemek yeterli değildir, gidip onu elde etmeye çalışmak lazım.

Eğer bu dediklerimi yaparsanız, erteleme hastalığına da savaş açmış olacaksınız. Çünkü beyniniz günden güne, harekete geçmeye alışacak ve harekete geçtiği konularda inancını kanıtlar ile pekiştirdiği için hayatınız bu yönde yeniden inşa olmaya başlayacaktır.
Her ay okuyorum bunu
 
N

neurosoft

Misafir
“Çocukken her akşam yatmadan önce Tanrı'ya bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Bir gün Tanrı'nın çalışma tarzının bu olmadığını anladım. Ertesi gün gittim kendime yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce Tanrı'ya günahlarımı affetmesi için dua ettim.”
fiili dua dedikleri bu olsa gerek...
 
shape1
shape2
shape3
shape4
shape5
shape6
Üst