Son Paylaşımlar

Sitemize Hoşgeldiniz NeverFap Türkiye

Bize katılmak için kayıt olabilir veya giriş yapabilirsiniz.

Soru Sor >>>

NeverFap hakkında sormak istediğiniz soruları buradan sorabilirsiniz. Sağdaki simgeye tıklayarak gidebilirsiniz.

Forum Rehberi >>>

Neverfap Türkiye Forum kurallarını öğrenmeniz ceza almanızı engeller. Kurallarımızı okuyunuz. Sağdaki simgeye tıklayarak gidebilirsiniz.

Yönetimle İletişime Geç >>>

Sitemizi kullanırken yaşadığınız sorun ve önerilerinizi yöneticiler ile paylaşabilirsiniz. Sağdaki simgeye tıklayarak gidebilirsiniz.

İrade Terbiyesi Kitabı Üzerine

SDG

Mars Yolcusu
Katılım
23 Kas 2020
Mesajlar
105
Tepki puanı
164
Puanları
53
Bir kaç gün önce Jules Payot/İrade Terbiyesi kitabını bitirdim. Başka bir sosyal platformda kitap üzerine birkaç kelam yazmıştım. Burada salt kitap üzerine yazılan bir yazı göremediğimden aynı yazımı buraya da alayım dedim. Yer yer alıntılara da yer verdim, biraz benim gözlemlerim, çokça da forumda yazılıp çizilen konulardan bahsedeceğim. Umarım benzer konuları bir de benim kalemimden okumak size keyif verir.


Jules Payot' un 1909' da yazdığı İrade Terbiyesi adlı kitabını bitirdiğimde içimde iki duygu uyandı. Birincisi üstünden yüz yıldan fazla zaman geçmesine rağmen değindiği konuların güncelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş olmasının bende uyandırdığı hayret ve ikincisiyse yer yer bu güzel kitaptan alıntılar yapmak suretiyle birkaç kelam da olsa yazma hususunda derinden duyulan şevk.


Kitap genel olarak iradenin nasıl kazanılacağı ve kazanılan iradenin nasıl muhafaza edileceği üzerine yoğunlaşıyor. Cemil Meriç'in bu kitap için "Disiplin içinde çalışmayı bu kitaptan öğrendim." demesi kadar var. 200 sayfalık bir kitabın her bölümüne değinemesem de sizlerle ilgimi çeken kısımları paylaşabileceğime inanıyorum.

İrade göstermenin felsefesine baktığımızda hepimizin bildiği temel bir unsurdan yola çıktığını görürüz. Devamlılık gösteren bir çabanın ürünüdür irade.

Türkçede niyet etmek fiilini genelde işe başlarken yapılan bir şey gibi algılıyoruz. Sanki başlarken niyet ediliyor da işin devamında niyetle bağlar kesiliyor gibi bir hissiyat içine giriyoruz. Neredeyse deyimleşmiş bir söz var, duymuşsunuzdur;

"Türk gibi başla, Alman gibi devam ettir, İngiliz gibi bitir."

Türklerin işlere büyük heves ve azimle başladıkları ama bu azmin işin sonuna dek muhafaza edilmediğine dair bu söze Prof. Dr. Ernst Hirsch de anılarını yazdığı kitabında değiniyor ve hak veriyor.

Zihnimizde irade üzerine atacağımız ilk adım niyetin iş bitene kadar var olan, süreklilik gösteren bir olgu olduğuna dair olsun.

Kitabın devamında süreklilik gösteren çalışmaların kalıcılığına değinildikten sonra irademizi adayacağımız işin tek bir iş olması gerektiği üzerine bir tez ileri sürülüyor. Kişinin biraz ders notlarına baktığı, biraz kompozisyonuna göz gezdirdiği, birkaç satır da tercüme yaptığı örnekteki durumda irade temeline dayanan bir dikkat olmadığı ileri sürülüyor ve değişik alanlara bölünen bireyi şuraya buraya amaçsızca konan sineğe benzetiyor.

Bu genel girişin sonunda kendimizi mücadele edilecek düşmanlar başlıklarında gezinirken buluyoruz. Kitabın ilk 70 sayfasında mücadele edilecek üç temel alandan bahsediliyor.

1- Cinsel dürtüler ve şehvet

2- Kötü arkadaşlar

3- Tembellik bahaneleri

İki ve üçüncü başlıklar için söz veremesem de bu kitabın konusuyla alakasından ötürü ilk başlığa mutlaka değineceğim. Kitabın devamına ilişkin belki küçük alıntılar paylaşabilirim.

İlk bölüm bu kadar olsun.


"İrademiz müdahale etmediği müddetçe hayatımızı dürtülerimiz şekillendirir."


İrade Terbiyesi/Jules Payot


Kitabın içindeki Cinsel Dürtüler ve Şehvet başlığında kalmıştık. Kaldığımız yerden devam ediyoruz.


Bölümün başlangıcı tembellik ve şehvetin birbirini doğurabileceği teorisi ile başlıyor.

Tembellik ve can sıkıntısı, kısaca bir işle meşgul olmama hali kanımca beraberinde dopamin eksikliğini getiriyor. Canımız sıkılıyor, bu sıkıntının yerini alabilecek, şöyle elimizin altında çok da yorulmadan kolay yoldan edinebileceğimiz bir mutluluk/haz olsa fena mı olurdu ? Fena olurdu tabi. Kısa yoldan, çabasız edinilen mutluluk kısa süreli olur, doyumsuzluğa yol açar. Bunu bilgisayar oyunlarında oldukça net görürüz. Bir fetih oyununda 3 saatte fethettiğin bir kalenin sende uyandıracağı haz mı daha büyük ve uzun olur yoksa gerçekten bir komutanın bir kaleyi elde ettiğinde duyacağı haz mı ? Bir kaleyi fethetmek için aylarca kafa patlatmış, onlarca asker yetiştirmişsindir, orduyu toplama, lojistik hususları halletme, diplomasiyi devreye sokma, kaleyi kuşatma derken aylar geçmiştir. Elbette ikinci durumun sende uyandırdığı doyum daha fazla olacaktır.

Benim yorumum ama aynı durum cinselliğe de uygulanabilir. Şehveti m** yahut bir başka yolla kolayca gidermek haza kolay ve hızlı ulaştırsa da doyumsuzluğa neden oluyor. Doyumsuzluğu gidermek için ya daha fazla m** yapılıyor yahut bir şeyler okunuyor/izleniyorsa okunulan/izlenilen şeylerin ağırlığı arttırılarak önceki doyumsuzluk izale edilmeye çalışılıyor.

Oysa m** yahut kolay haz elde edilen diğer alternatif yöntemler asla gerçek bir ilişkinin verdiği haz ve doyumu yaşatmayacaktır. Gerçek bir ilişki için gereken zaman, tarafların birbirini tanıması, huyunu suyunu öğrenmesi, yapılan jestler sonucu pekiştirilen sevgi ve güvenin yanında bağışlayın maksimum 10 dakikalık bir m** un ne hükmü kalabilir? Bazen m** u savunanları görüyorum, bence illa savunulacaksa savunulması gereken kişiler arasındaki gerçek ve sağlam sevgiler, güven bağı olmalı.

Velhasıl, ne kadar çok çaba harcarsan günün sonunda elde ettiğin doyum o kadar büyük ve uzun süreli olacaktır. Bu kaideyi düşününce insanoğlunun tembelliğe, hazıra konmaya ve kolay yolu seçmeye olan ihtirası göze oldukça ilginç geliyor.


Kitaptan kısa kısa notlarla devam edelim.


- Hayal kurmanın ve resimlere bakmanın (günümüzde videoları da bu kategoriye ekleyebiliriz) uyarıcılığı hızlıdır.

Nf Tr forumunda bazı insanların m** bırakma yöntemi olarak önce resim/video yoluyla uyarılmayı hayatlarından çıkardıklarına şahit oldum. Yani kişi direk m** u bırakmak yerine resim/video/yazılı metin hayatında hangisi varsa bunlarsız m** yapmaya alışıyor. Easy mod denilen bu durumda bu uyarılmalar çıkarıldıktan sonra artık yavaş yavaş tamamen m** u bırakma aşamasına geçiliyor.


- Yeme ve uyku alışkanlıklarının da şehveti arttırmaya sebep olabildiğinden bahsediliyor. "Yemekler çok fazla ve çok kalorili, Tolstoy'un dediği gibi aygır gibi yiyoruz :)D). Genç tıka basa yiyip yemekten kalktıktan sonra ses tonu, enerjisi de yüksek olunca temel içgüdülerine karşı başarılı olabilmesi hiç mümkün olur mu? "

Burada İslam da evlenemiyorsan oruç tut denilmesi ister istemez akla geliyor. Orucun yüksek kalori alımını engellemesi meselenin zaten bilinen yönü. Ama aynı zamanda irade egzersizi yaptırdığı gerçeği de var. En sevdiğim abur cuburu yiyebilir miyim ? Hayır. Yemeği ? Hayır. Bir parça ekmek de mi olmaz? Hayır. Bir yudumcuk su ? Hayır. C-cinsel ? Hayır.

Orucun hayır diyebilme yetisini geliştirdiği ve irade egzersizi yaptırmak suretiyle iradeyi güçlendirdiği muhakkak.

Yazarın uyku konusunda dedikleri bana ilginç geldi. Sabah uykusunu takip eden uykuların iradeyi erittiğini yazmış. Yorgun düşünce uyunması gerektiğini, uyanır uyanmaz da kalkmak gerektiğini de eklemiş.

- Odanın havalandırılması, içerinin sıcak olmaması da tavsiye ettiği hususlardan.

- "Akşamları yoruluncaya kadar yürüyüşler yapıp ertesi günün yapılacak işlerini düşünmeli sonra da uyunmalıdır."

Terapistim de stresle baş etme konusundaki konuşmalarımızda özellikle sabah ve akşam yürüyüşlerini tavsiye etmişti. Bu zamanlardaki yürüyüşlerde vücutta salgılanan farklı bir kimyasal mı var bilemiyorum. Bilenler bi el atabilir.

Kitapta özetlenemeyecek kadar önemli bulduğum kısmı olduğu gibi atıyorum.

WhatsApp Image 2021-09-04 at 08.22.26.jpeg


WhatsApp Image 2021-09-04 at 08.22.26 (1).jpeg

Yazımın sonlarına doğru cinsel enerjinin kariyer/iş ya da toplum içine karıştığımız zamanlarda etkileyici olma gibi hedeflere kanalize edilmesi üzerine kitapta enfes bir benzetme mevcut, onu da sizlerle paylaşıyorum.

"Burada yapılması gereken 'hesaplar arası' transfer yapıp bütçedeki fazla enerjiyi başka hesaba aktarmaktır. Tüm bunların sebebi aklın boşta kalmasıdır. Halkın arasına karışarak veya işe konstantre olarak enerjimizi başka yere yönlendirmemiz lazım."



Diğer platformda yazdıklarım bu kadardı. Yazımın devamını getirirsem burada da paylaşmayı düşünüyorum.
Esen kalın.
 
shape1
shape2
shape3
shape4
shape5
shape6
Üst