Sigmaburda821
Ay Yolcusu
- Katılım
- 13 Ocak 2026
- Mesajlar
- 104
- Tepki puanı
- 70
- Puanları
- 31
Bu yazıda Junko Furuta olayını inceleyeceğiz ve o olaydaki faillerin nasıl canavara dönüştüklerini anlamaya çalışacağız. Olayın elebaşının mahallede kurduğu bir otorite ve Yakuza gölgesine sığınarak elde ettiği bir dokunulmazlık hissi vardı. O yüzden, "Ben istediğimi yaparım, kimse bana karışamaz," diye düşünüyorlardı ve bazı suçları işliyorlardı.
Junko'dan önce de 19 yaşında bir kızı kaçırmış ve ona t*cavüz etmişlerdi. Junko Furuta'yı kaçırma amaçları da aynıydı; onu kaçırırken ona işkence yapmayı ya da öldürmeyi düşünmüyorlardı. İşkenceler yaklaşık bir hafta sonra, Junko polisi aramaya çalıştıktan sonra başladı ve gittikçe arttı; en sonunda onu yakarak öldürdüler. Çevre bu olaya karşı duyarsız kalmıştı.
Biz bu olaydan, insanların nasıl kötülüğe yöneldikleriyle ilgili şu çıkarımları yapabiliriz: Dokunulmazlık hissi, "Ben istediğimi yaparım," hissi ve kibir nefsi besler; insanı kendi zevki için kötülük yapmaya yöneltir. Kısaca bu, güç zehirlenmesidir; bu failler de bunu yaşadılar. Ayrıca bunu grup olarak yapıyorlardı, bireysel değil. Bu, olayı bireysellikten uzaklaştırarak suçluluk hissini azalttı. İlk işkence yakmak değildi ama işin sonu bununla bitti ve işkenceler giderek yükseldi. Biz buradan kötülüğün kötülüğü beslediğini anlarız.
Bu aklıma şu hadisi getirdi:
"Kul bir günah işlediğinde kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer tövbe eder, o günahı terk eder ve bağışlanma dilerse kalbi cilalanıp temizlenir. Şayet günah işlemeye devam ederse o siyah nokta büyür ve kalbinin tamamını kaplar. İşte Kur'an'da zikredilen 'ra'n' (günahların kalbi paslandırıp örtmesi) budur." (Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân, 83)
İşkence yapmak giderek onlara daha normal gelmeye başladı ve duyarsızlaştılar. Bu yüzden aslında küçük bile olsa kötülükten uzak durmak gerekir; çünkü kötülük yaptıkça kötülük yapma ihtimali artar. Çevrenin duyarsızlığı da onlara, "Demek ki yanlış bir şey yapmıyoruz, kimse bir şey demiyor," hissi verdi. Bu da yine suçluluk hissini azalttı; sessizlik de bir onaylamadır.
Şu an toplumdaki bazı suçsuz insanlar da uygun şartlar ellerine geçerse yavaşça canavara dönüşebilirler. O zaman yapılması gereken bellidir: Toplumdaki bilinci geliştirmek, kötülük karşısında sessiz kalmamayı öğretmek. Ayrıca gerekli otoritenin sağlanması da çok önemlidir; çünkü otoritenin düşük olması, insanlara dokunulmazlık hissine benzer hisler verebilir. Ve ayrıca hızlı güvenlik birimlerine sahip olmak da önemlidir; çünkü polisler Junko'yı mesela 20. günde bulsalardı belki ölmezdi. O, 40 gün esir alındı ve polisler onu bulamadılar.
Aslında bu üç basit şey yapılarak; daha güçlü otorite kurarak, daha hızlı güvenlik birimlerine sahip olarak ve toplumu bilinçlendirerek (bu saydıklarım belki düşük değildir, düşük olmak zorunda değil, artması da faydalıdır) toplumda suç oranını dramatik şekilde düşürür ve daha ahlaklı bir toplum kurar daha az suç işlenen bir toplumda insanlar da suç işlemeye çekinir grupça kötülük yapmak mantığını düşünün. Yani kötülüğe uygun ortam oluşmasını engellemek, suçluları yakalamaktan daha etkilidir.
Yazıyı şu sözlerle bitirmek istiyorum: En ufak kötülükten uzak durun; çünkü kötülük kalbi paslandırır, bir kötülük diğerini tetikler. Fark ettiyseniz "Yapmayın," demedim, "Uzak durun," dedim. Çünkü bir şeyin olması için uygun şartlar oluşmazsa o işin olması zorlaşır. Sürekli tetikleyicilere bakan birinin mi relapse olması daha kolaydır, hiç bakmayan birinin mi? Bu şekilde düşünebilirsiniz.
Kalbiniz temiz, kötülük sizden uzak olsun. Sevgilerle.
Junko'dan önce de 19 yaşında bir kızı kaçırmış ve ona t*cavüz etmişlerdi. Junko Furuta'yı kaçırma amaçları da aynıydı; onu kaçırırken ona işkence yapmayı ya da öldürmeyi düşünmüyorlardı. İşkenceler yaklaşık bir hafta sonra, Junko polisi aramaya çalıştıktan sonra başladı ve gittikçe arttı; en sonunda onu yakarak öldürdüler. Çevre bu olaya karşı duyarsız kalmıştı.
Biz bu olaydan, insanların nasıl kötülüğe yöneldikleriyle ilgili şu çıkarımları yapabiliriz: Dokunulmazlık hissi, "Ben istediğimi yaparım," hissi ve kibir nefsi besler; insanı kendi zevki için kötülük yapmaya yöneltir. Kısaca bu, güç zehirlenmesidir; bu failler de bunu yaşadılar. Ayrıca bunu grup olarak yapıyorlardı, bireysel değil. Bu, olayı bireysellikten uzaklaştırarak suçluluk hissini azalttı. İlk işkence yakmak değildi ama işin sonu bununla bitti ve işkenceler giderek yükseldi. Biz buradan kötülüğün kötülüğü beslediğini anlarız.
Bu aklıma şu hadisi getirdi:
"Kul bir günah işlediğinde kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer tövbe eder, o günahı terk eder ve bağışlanma dilerse kalbi cilalanıp temizlenir. Şayet günah işlemeye devam ederse o siyah nokta büyür ve kalbinin tamamını kaplar. İşte Kur'an'da zikredilen 'ra'n' (günahların kalbi paslandırıp örtmesi) budur." (Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân, 83)
İşkence yapmak giderek onlara daha normal gelmeye başladı ve duyarsızlaştılar. Bu yüzden aslında küçük bile olsa kötülükten uzak durmak gerekir; çünkü kötülük yaptıkça kötülük yapma ihtimali artar. Çevrenin duyarsızlığı da onlara, "Demek ki yanlış bir şey yapmıyoruz, kimse bir şey demiyor," hissi verdi. Bu da yine suçluluk hissini azalttı; sessizlik de bir onaylamadır.
Şu an toplumdaki bazı suçsuz insanlar da uygun şartlar ellerine geçerse yavaşça canavara dönüşebilirler. O zaman yapılması gereken bellidir: Toplumdaki bilinci geliştirmek, kötülük karşısında sessiz kalmamayı öğretmek. Ayrıca gerekli otoritenin sağlanması da çok önemlidir; çünkü otoritenin düşük olması, insanlara dokunulmazlık hissine benzer hisler verebilir. Ve ayrıca hızlı güvenlik birimlerine sahip olmak da önemlidir; çünkü polisler Junko'yı mesela 20. günde bulsalardı belki ölmezdi. O, 40 gün esir alındı ve polisler onu bulamadılar.
Aslında bu üç basit şey yapılarak; daha güçlü otorite kurarak, daha hızlı güvenlik birimlerine sahip olarak ve toplumu bilinçlendirerek (bu saydıklarım belki düşük değildir, düşük olmak zorunda değil, artması da faydalıdır) toplumda suç oranını dramatik şekilde düşürür ve daha ahlaklı bir toplum kurar daha az suç işlenen bir toplumda insanlar da suç işlemeye çekinir grupça kötülük yapmak mantığını düşünün. Yani kötülüğe uygun ortam oluşmasını engellemek, suçluları yakalamaktan daha etkilidir.
Yazıyı şu sözlerle bitirmek istiyorum: En ufak kötülükten uzak durun; çünkü kötülük kalbi paslandırır, bir kötülük diğerini tetikler. Fark ettiyseniz "Yapmayın," demedim, "Uzak durun," dedim. Çünkü bir şeyin olması için uygun şartlar oluşmazsa o işin olması zorlaşır. Sürekli tetikleyicilere bakan birinin mi relapse olması daha kolaydır, hiç bakmayan birinin mi? Bu şekilde düşünebilirsiniz.
Kalbiniz temiz, kötülük sizden uzak olsun. Sevgilerle.





