Merhabalar ahali, forumdan belli bir süre uzaklaşmıştım. Normalde daha uzun vadeli bir gidiş planlıyordum ancak "1 Yıllık Meydan Okumam" bu meydan okumamdan ötürü her ne kadar bir yılı biraz geçmiş olsa da farklı yoğunluklardan ötürü yine de yazmaya karar kıldım. Maddeler halinde yazmayı tercih ediyorum...
1- Meydan okuma planlandığı zaman diliminde Viyana'da araştırma yapıyordum. Sosyal mecralara sadece yurt dışındaki çalışma süreçlerimde fotoğraflar attım, ülkeye dönmemle beraber çoğu sosyal mecrayı kestim. Yalan olmasın, tümüyle olmasa dahi ayda yılda bir giriyordum. Şu an 5 aydır hiçbir sosyal mecram yok burası, LinkedIn ve YouTube hariç. Esasında benim için bu bir kayıp mı ya da ne denli bir kazanç bilmiyorum. Tekrar açmayı şu an için düşünmüyorum zira sosyal mecraları vakit kaybı olarak değerlendiriyorum. İletişim kuramadığım bazı insanlar var doğru ancak sosyal mecraların varlığı sandığımdan beni çok daha fazla yoruyordu.
2- Fast food özellikle çok fazla değinmişim. Bu meydan okumaya girmeden önce şakasız mutlaka bir öğünüm "Triple Whopper + 2 çikolatalı sufle + büyük boy patates + büyük boy kola + 9'lu nugget" şeklindeydi. Bu arada bunu yazarken ben bile inanamıyorum! 1 yıl içerisinde dışarıdan elbette yedim ancak yemeklerimin çoğunu kendim yapıyordum ya da evdeki ortak kiracımla beraber yapıp yiyorduk. Ortak kiracım olmasaydı bu bir sene belki de kafayı sıyırabilirdim o yalnızlıkta. Şaka bir yana, epey yemek öğrendim de...
3- 1 sene boyunca düzenli ve uzun yürüyüşleri neredeyse hep yaptım (minimum 4-5 km). Düzenli olmasa bile 1 yıl içinde, 4-5 ay boyunca yüzmeye ve ağırlık sporuna düzenli gittim. Şu an 2-3 aydır yürüyüş dışında spor yapmamış olmama rağmen aşırı bir kilo alımım olmadı neyse ki. Giyim kuşamım o delicesine yediğim günlere nazaran daha fit idi ve görünüşüm daima daha sağlıklıydı. Artık hiç değilse sivilceli ve bakımsız değilim (bir ara hakikaten öyleydim). Bakışları üzerime çekebilmeye başladım. (Viyana içerisindeki o bisiklet turlarını çok özledim ama, hiç yalanım yok)
4- Yazılımlar öğrendiğim süreçte hem Viyana Üniversitesi (Avusturya) hem Cambridge Üniversitesi (İngiltere) hem Karolinska Enstitüsü (İsveç) hem de University of California, San Diego (USA) gibi farklı ülkelerdeki üniversiteler ile iletişim halinde oldum, hocalarla görüştüm. TÜBİTAK'tan ayrıldığım süreçte yurt dışında bir şirketten kabul aldım ve çalışmalarımı remote yürütmeye başladım. Almanya, Fransa, Kanada, İsviçre, İtalya gibi ülkelerle de ayrıca iş birlikleri için görüşmeler ayarlamakla meşgulüm. Başlarda sadece Münih Teknik (TUM) olarak bakarken potansiyelimi epey genişletebildim, LMU - Heidelberg - Max Planck - Charite Berlin'de ekledim potansiyellerin içine.
5- Sosyal yaşantım başlardaki planlanan izolasyona karşı yine de olsa bile aylar ilerledikçe kendimi daha da kapatmaya ve duygularımı artık ifade edememeye başladım. Uzun zamandır ağlayamıyorum bile. Neden ağlamak istiyorsun diye sorabilirsiniz ama yaş aldıkça sanıyorum insan kendi yarattığı hayal dünyasından ve kendi ütopik beklentilerinden yavaşça kopmaya başlıyor. Bu muhtemelen iyi bir şey ama "Loner" bir kişi olarak kendimin o kadar da gruplara adapte olamamış, çevresi geniş ama hiçbir yere dahil olamamış olduğumu görüyorum. Burada elbet kendimle alakalı bir sorun vardır ama keşke biri beni çekse köşeye ve "Evladım sen napıyorsun" dese geçmişteki gibi. Mevzu olgunlaşmamış olmak değil ama hatam varsa bile söylenmesini beklemek suç olmamalı...
6- Edebi eserlerden bazı seçmeleri yine okuyabildim. Sahaf bir ahbap edindim sene içerisinde ancak yine de çok sayıda kitap okuyamadım veya potansiyelimin çok yukarısına çıkamadım. Memlekete döndüğümde 2010'lu yılların Atlas dergilerini buldum, onları karıştırdım bir süre.
7- İlk günlerde belli başlı kızların numaramı istediğini yazmışım. Bir yerden sonra numaramı isteyen oldu ama ben gidip de kendimi insanlara ne yazık ki yanaştıramadım. Geçmiş senelerimde oradan oraya koşturan adam bir anda duruldu ve sessizliğe kapattı kendini. Yeni bir sevgili aramadığımı yazmıştım ancak zamanla bu mevzu insanlardan korkmak olmasa bile yalnızlığın bağımlılık aşamasına gelmesine vesile oldu. Bir psikolog sınırlarını fazla zorluyorsun demişti duygularını ifade etmemek konusunda ki haklı aslında. Korkuyorum artık...
8- Maddelerin bir tanesinde bir konu belirtmişim: Eski sevgili üstüne. Kendimden kaçmak niyetim değil, o yüzden açık oluyorum. 3.5 - 4 yıllık bir ilişkiden çıkmak sahiden de öyle kolay değilmiş, ben doğru izolasyon - spor - disiplin - para - iş güç - başarı gibi dinamiklerin onu unutturacağını sanıyordum. "Monk Mode" dediğimiz mevzu bende bir noktada yaramamış olabilir, gerçi b.k atmak da istemiyorum. 1 yıl geçmek üzere ancak belli dönemlerde (son iki-üç ay belki) onu düşünme sıklığım çok arttı. Burada kişiler "ONEitis geçiriyor vah vah" veya "Piyasaya çık be adam" diyebilir ancak onun geri gelmesi değil ki mevzu. O gelmesin zaten, gelip ne yapacak ya da ben yanına varıp ne yapacağım? Onun gibi birini bulamam de değil mevzu, kötü insan değildi kesinlikle. Ama kimle görüştüysem veya buluştuysam majör kusurlara denk geldim, eskisi kadar tolerans sahibi değilim. Ayrılmayı bile kendim için değil, ikimiz için istedim ki benden nefret ettiğini biliyorum. Mutluysa eğer benim için bir sorun yok! Benden kendini kurtarabildiyse (gerçi LinkedIn'den daha yeni engelledi beni, gizli hesabı nasıl bulduysa) mutlu olsun. Ben onu sevdim, ben ona aşık oldum, canımdan çok seviyordum bir dönem. İdeallerim ve geleceğimi seçtim, o kadar. Özlüyor muyum, çok fazla. Yanımda olmasını istiyordum, bana sarılsın, şımarsın, naz yapsın, yaslasın kendini. Bunlara bile gerek yok, kalbimin bir yerinde yaşasın istiyorum iyi anısı da kötü anısı da. Birbirimizi görmemize gerek yok, o duyguyu kaldıramadım ama. Sevilmenin ve aşkın duygusunu ben kaldıramadım, hala da kaldıramıyorum. Ellerimi tutarken ve bana gözleri parlayarak bakarken ben oradaki sevgiyi anlamamıştım. Artık anlıyorum...
Demişler ya, gelme neye yarar diye. Gelmesini ben de istemem, anılarımda da güzel o kadın. Yeni birini bulursun takılmalık, e sonra? Kimileri unutursun diyor, git piyasaya çık iki seviş et diyor. Bunu dedikleri için bile artık anlatmıyorum. Amaç hayatımın aşkını bulmak değil ama insani bir şeyler bulabilmek. Bana diyorlar ki unut git, mevzunun bokunu çıkardın; bilmiyorlar ki ben onun varlığıyla hissedebilmeye ve dünyayı farklı gözlerle görebilmeye başladım. Kendime kızdım, kendimi lime lime etmek istedim, kendimi o uçurumların kıyısında gördüm kaç ay. Ben ona değil, kendi yetersizliğime kızdığımı anladım zamanla. Değiştikçe anladım. Duygularımdan kaçmamam gerektiğini öğrenmeye başladım.
1- Meydan okuma planlandığı zaman diliminde Viyana'da araştırma yapıyordum. Sosyal mecralara sadece yurt dışındaki çalışma süreçlerimde fotoğraflar attım, ülkeye dönmemle beraber çoğu sosyal mecrayı kestim. Yalan olmasın, tümüyle olmasa dahi ayda yılda bir giriyordum. Şu an 5 aydır hiçbir sosyal mecram yok burası, LinkedIn ve YouTube hariç. Esasında benim için bu bir kayıp mı ya da ne denli bir kazanç bilmiyorum. Tekrar açmayı şu an için düşünmüyorum zira sosyal mecraları vakit kaybı olarak değerlendiriyorum. İletişim kuramadığım bazı insanlar var doğru ancak sosyal mecraların varlığı sandığımdan beni çok daha fazla yoruyordu.
2- Fast food özellikle çok fazla değinmişim. Bu meydan okumaya girmeden önce şakasız mutlaka bir öğünüm "Triple Whopper + 2 çikolatalı sufle + büyük boy patates + büyük boy kola + 9'lu nugget" şeklindeydi. Bu arada bunu yazarken ben bile inanamıyorum! 1 yıl içerisinde dışarıdan elbette yedim ancak yemeklerimin çoğunu kendim yapıyordum ya da evdeki ortak kiracımla beraber yapıp yiyorduk. Ortak kiracım olmasaydı bu bir sene belki de kafayı sıyırabilirdim o yalnızlıkta. Şaka bir yana, epey yemek öğrendim de...
3- 1 sene boyunca düzenli ve uzun yürüyüşleri neredeyse hep yaptım (minimum 4-5 km). Düzenli olmasa bile 1 yıl içinde, 4-5 ay boyunca yüzmeye ve ağırlık sporuna düzenli gittim. Şu an 2-3 aydır yürüyüş dışında spor yapmamış olmama rağmen aşırı bir kilo alımım olmadı neyse ki. Giyim kuşamım o delicesine yediğim günlere nazaran daha fit idi ve görünüşüm daima daha sağlıklıydı. Artık hiç değilse sivilceli ve bakımsız değilim (bir ara hakikaten öyleydim). Bakışları üzerime çekebilmeye başladım. (Viyana içerisindeki o bisiklet turlarını çok özledim ama, hiç yalanım yok)
4- Yazılımlar öğrendiğim süreçte hem Viyana Üniversitesi (Avusturya) hem Cambridge Üniversitesi (İngiltere) hem Karolinska Enstitüsü (İsveç) hem de University of California, San Diego (USA) gibi farklı ülkelerdeki üniversiteler ile iletişim halinde oldum, hocalarla görüştüm. TÜBİTAK'tan ayrıldığım süreçte yurt dışında bir şirketten kabul aldım ve çalışmalarımı remote yürütmeye başladım. Almanya, Fransa, Kanada, İsviçre, İtalya gibi ülkelerle de ayrıca iş birlikleri için görüşmeler ayarlamakla meşgulüm. Başlarda sadece Münih Teknik (TUM) olarak bakarken potansiyelimi epey genişletebildim, LMU - Heidelberg - Max Planck - Charite Berlin'de ekledim potansiyellerin içine.
5- Sosyal yaşantım başlardaki planlanan izolasyona karşı yine de olsa bile aylar ilerledikçe kendimi daha da kapatmaya ve duygularımı artık ifade edememeye başladım. Uzun zamandır ağlayamıyorum bile. Neden ağlamak istiyorsun diye sorabilirsiniz ama yaş aldıkça sanıyorum insan kendi yarattığı hayal dünyasından ve kendi ütopik beklentilerinden yavaşça kopmaya başlıyor. Bu muhtemelen iyi bir şey ama "Loner" bir kişi olarak kendimin o kadar da gruplara adapte olamamış, çevresi geniş ama hiçbir yere dahil olamamış olduğumu görüyorum. Burada elbet kendimle alakalı bir sorun vardır ama keşke biri beni çekse köşeye ve "Evladım sen napıyorsun" dese geçmişteki gibi. Mevzu olgunlaşmamış olmak değil ama hatam varsa bile söylenmesini beklemek suç olmamalı...
6- Edebi eserlerden bazı seçmeleri yine okuyabildim. Sahaf bir ahbap edindim sene içerisinde ancak yine de çok sayıda kitap okuyamadım veya potansiyelimin çok yukarısına çıkamadım. Memlekete döndüğümde 2010'lu yılların Atlas dergilerini buldum, onları karıştırdım bir süre.
7- İlk günlerde belli başlı kızların numaramı istediğini yazmışım. Bir yerden sonra numaramı isteyen oldu ama ben gidip de kendimi insanlara ne yazık ki yanaştıramadım. Geçmiş senelerimde oradan oraya koşturan adam bir anda duruldu ve sessizliğe kapattı kendini. Yeni bir sevgili aramadığımı yazmıştım ancak zamanla bu mevzu insanlardan korkmak olmasa bile yalnızlığın bağımlılık aşamasına gelmesine vesile oldu. Bir psikolog sınırlarını fazla zorluyorsun demişti duygularını ifade etmemek konusunda ki haklı aslında. Korkuyorum artık...
8- Maddelerin bir tanesinde bir konu belirtmişim: Eski sevgili üstüne. Kendimden kaçmak niyetim değil, o yüzden açık oluyorum. 3.5 - 4 yıllık bir ilişkiden çıkmak sahiden de öyle kolay değilmiş, ben doğru izolasyon - spor - disiplin - para - iş güç - başarı gibi dinamiklerin onu unutturacağını sanıyordum. "Monk Mode" dediğimiz mevzu bende bir noktada yaramamış olabilir, gerçi b.k atmak da istemiyorum. 1 yıl geçmek üzere ancak belli dönemlerde (son iki-üç ay belki) onu düşünme sıklığım çok arttı. Burada kişiler "ONEitis geçiriyor vah vah" veya "Piyasaya çık be adam" diyebilir ancak onun geri gelmesi değil ki mevzu. O gelmesin zaten, gelip ne yapacak ya da ben yanına varıp ne yapacağım? Onun gibi birini bulamam de değil mevzu, kötü insan değildi kesinlikle. Ama kimle görüştüysem veya buluştuysam majör kusurlara denk geldim, eskisi kadar tolerans sahibi değilim. Ayrılmayı bile kendim için değil, ikimiz için istedim ki benden nefret ettiğini biliyorum. Mutluysa eğer benim için bir sorun yok! Benden kendini kurtarabildiyse (gerçi LinkedIn'den daha yeni engelledi beni, gizli hesabı nasıl bulduysa) mutlu olsun. Ben onu sevdim, ben ona aşık oldum, canımdan çok seviyordum bir dönem. İdeallerim ve geleceğimi seçtim, o kadar. Özlüyor muyum, çok fazla. Yanımda olmasını istiyordum, bana sarılsın, şımarsın, naz yapsın, yaslasın kendini. Bunlara bile gerek yok, kalbimin bir yerinde yaşasın istiyorum iyi anısı da kötü anısı da. Birbirimizi görmemize gerek yok, o duyguyu kaldıramadım ama. Sevilmenin ve aşkın duygusunu ben kaldıramadım, hala da kaldıramıyorum. Ellerimi tutarken ve bana gözleri parlayarak bakarken ben oradaki sevgiyi anlamamıştım. Artık anlıyorum...
Demişler ya, gelme neye yarar diye. Gelmesini ben de istemem, anılarımda da güzel o kadın. Yeni birini bulursun takılmalık, e sonra? Kimileri unutursun diyor, git piyasaya çık iki seviş et diyor. Bunu dedikleri için bile artık anlatmıyorum. Amaç hayatımın aşkını bulmak değil ama insani bir şeyler bulabilmek. Bana diyorlar ki unut git, mevzunun bokunu çıkardın; bilmiyorlar ki ben onun varlığıyla hissedebilmeye ve dünyayı farklı gözlerle görebilmeye başladım. Kendime kızdım, kendimi lime lime etmek istedim, kendimi o uçurumların kıyısında gördüm kaç ay. Ben ona değil, kendi yetersizliğime kızdığımı anladım zamanla. Değiştikçe anladım. Duygularımdan kaçmamam gerektiğini öğrenmeye başladım.





