Son Paylaşımlar

Sitemize Hoşgeldiniz NeverFap Türkiye

Bize katılmak için kayıt olabilir veya giriş yapabilirsiniz.

Forum Rehberi >>>

Neverfap Türkiye Forum kurallarını öğrenmeniz ceza almanızı engeller. Kurallarımızı okuyunuz. Sağdaki simgeye tıklayarak gidebilirsiniz.

Yönetimle İletişime Geç >>>

Sitemizi kullanırken yaşadığınız sorun ve önerilerinizi yöneticiler ile paylaşabilirsiniz. Sağdaki simgeye tıklayarak gidebilirsiniz.

Relaps Günlükleri

Urge Fighter

Yeni Üye
Katılım
10 Kas 2020
Mesajlar
6
Tepki puanı
11
Puanları
3
Arkadaşlar herkese merhabalar.

Bugünden itibaren birkaç bölüm sürecek yeni bir seriye başlıyorum: RELAPS GÜNLÜKLERİ.

Neden böyle bir isim seçtim dersiniz? Çünkü 17 Temmuz 2026 tarihinden beri artık hiç üşenmeden günlük tutuyorum. Bu günlüklerde o günün sadece rutinlerini değil; duygu durumumun seyrini değiştiren, bana göre 'önemli' olan her şeyi yazıyorum.

Mesela sinirlendiysem, neden ve kime sinirlendim? Bu olaydan sonra içimde beni relapse götürecek sızıntılar (kadınlara bakarak tetiklenme, video izleme isteği vs.) başladı mı? Ya da çok sevindiysem, bu sevinç aslında beni relapse sürükleyen zincirleme bir reaksiyonun ilk halkası mıydı?

Günlükleri geriye dönüp okuyarak derin bir sistem analizi yapıyorum. Henüz günlük tutmaya başlayalı bir ay bile olmadı ama relapse götüren o kadar çok sebep (ve açık) ortaya çıktı ki, okudukça siz de şaşıracaksınız. Belki de siz de farkında bile olmadan benzer sebeplerden dolayı o çukura düşüyorsunuzdur. Aslında biraz daha veri toplayıp yazmayı düşünüyordum ama bence bu kadarı bile çoğu okuyucuya büyük bir farkındalık sağlayacaktır, bundan eminim.

Neyse, lafı fazla uzatmadan bugünkü asıl konumuza başlayalım.

RELAPS BİR SENSÖRDÜR

İnsan olarak çeşitli hislerle donatılmış bir varlığız. Kızarız, seviniriz, üzülürüz, bunalırız, heyecanlanırız…. Bütün bu hisler ortaya çıkıp daha sonra kaybolduklarında aslında tam olarak kaybolmazlar. İçimizde mutlaka bir iz bırakırlar. PMO bağımlısı olan insanlar bu hisleri anlamlandıramaz ve tam okuyamazlarsa bunlar içlerinde birikmeye ve onları çok iyi bildikleri karanlık çukura, yani relapsa doğru sürükler.

Hangi duygu olursa olsun inanın fark etmez. Bazen haksızlığa uğradığımızı düşünüp içimizde büyüttüğümüz bir öfke, bazen çok faydalı bir işi başarmış olmanın verdiği o masumane gurur ve onaylanma arzusu, bazen de sadece bir planın iptal olmasıyla düşülen o zihinsel boşluk... Eğer biz bu duyguların sistemimizde yarattığı o statik yükü doğru okuyup deşarj edemezsek, hepsi günün sonunda aynı kapıya çıkıyor. Zihin yoruluyor ve en kolay, en ilkel rahatlama yöntemine, yani PMO'ya başvuruyor.

İşte tam da bu noktada, yıllardır lanet okuduğumuz bu bağımlılığın aslında bizim için nasıl büyük bir avantaja dönüşebileceğini fark ettim. Evet, yanlış duymadınız. Bizler, bu bağımlılıkla mücadele eden insanlar olarak, eğer relapsı doğru okuyabilirsek, aslında çok şanslıyız. Neden mi? Çünkü hayatımızda yanlış giden şeyleri, yönetemediğimiz duyguları ve içimizdeki enerji kaçaklarını anında bize haber veren, son derece hassas bir alarm sistemimiz, bir sensörümüz var: Relaps!

Bir de etrafımızdaki, dışarıdan çok "normal" görünen, hiçbir görünür bağımlılığı olmadığını düşünen insanlara bir bakın. Pek çoğu içten içe kibirle, gösteriş merakıyla, onaylanma arzusuyla, tembellikle veya içten içe büyüttükleri gizli bir kinle dolular. Kendi hayat enerjilerini, potansiyellerini bu gizli virüsler yiyip bitiriyor ama onların sisteminde ötecek, onları uyaracak hiçbir dedektör yok. İçten içe çürüdüklerinin veya hayatlarında ne kadar büyük sızıntılar yaşadıklarının farkında bile değiller.


Biz ise o öten sensör sayesinde sadece PMO'yu bırakmakla kalmıyoruz. Aynı zamanda bizi kibre, ego tatminine veya manevi boşluğa sürükleyen tüm o gizli hataları da tek tek tespit edip hayatımızdan çıkarma fırsatı buluyoruz. Adeta bir taşı atarak sistemi baştan aşağı yenileyecek on kuşu birden vuruyoruz!

Bu yüzden, bundan sonra relaps olduğunuzda onu sadece bir "zayıflık" veya "irade çöküşü" olarak görüp kendinizi dövmeyi bırakın. Relaps öten bir dedektördür. Dedektör öttüğünde ona kızıp parçalamazsınız; sistemde hangi kablonun koptuğuna, gün içinde hangi duygunun sizi o noktaya getirdiğine bakarsınız.

İşte bu günlük serisinde, kendi kayıtlarımdan yola çıkarak bu duygusal kısa devrelerin ne kadar sinsi olduğunu ve en ufak, en masum görünen anların bile o dedektörü nasıl çalıştırdığını sizlerle paylaşacağım.

Ama bu yolculukta sizden çok önemli bir ricam var:
Lütfen sadece benim yazılarımı okumakla kalmayın. Siz de bugünden itibaren, gününüz ne kadar monoton geçerse geçsin kendi günlüklerinizi tutmaya başlayın. O gün yaşadığınız duygu değişimlerinin sizi nasıl yavaş yavaş relapsa sürüklediğini o kağıda dökün. Ben burada kendi günlüklerimi yayınladıkça, siz de kendi notlarınızı açın ve benimkilerle karşılaştırmalar yapın. Göreceksiniz ki, zihninizdeki o karmaşayı yazıya döktüğünüz an, beyninizin fren sistemini manuel olarak devreye sokmuş olacaksınız.

Sağlıcakla kalın, bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
 
Son düzenleme:

Urge Fighter

Yeni Üye
Katılım
10 Kas 2020
Mesajlar
6
Tepki puanı
11
Puanları
3
Merhabalar, bir önceki yazıda günlüklerimden çıkardığım analizlari buraya aktaracağımdan bahsetmiştim. Bu analizleri maddeleştirdim. İşte Birinci madde:

Madde 1. Gördüğün Şeyi Yapı bozuma Uğrat (İllüzyonu Kır)

Sokakta, yolda okulda ya da işyerinde farketmez, gördüğün açık giyinmiş bir bayan seni etkilediğinde, beynin ona devasa bir anlam ve ödül yükler. Tam o an kendine şu gerçeği hatırlat:

"Şu an zihnim sadece sıradan bir olaya aşırı bir anlam yüklüyor. Bu bir illüzyon. Ortada gerçek bir ödül yok, sadece beynimin dopamin sisteminin beni kandırmaya çalışması var. Eğer ikinci kez bakarsam, beynime o zehri damlatmış olacağım. Bu bakış birikecek ve kaçınılmaz patlamayı (relaps) yaratacak. Şu an sızıntının başladığı sıfır noktasındayım. Vanayı şimdi kapatmazsam, yarın barajın yıkıntılarıyla uğraşmak zorunda kalacağım. İlk bakış biyolojimdi, ama şu anki ikinci bakış benim seçimim. Ben biyolojimin kölesi değilim”.

Seni etkisi altına alan şey, kadının uzvunun kendisi değil. O uzuv; kemik, kas dokusu, deri ve damar ağından oluşan standart bir fiziksel yapı. Yaşadığın ani heyecan, beynine kodlanan ilkel bir sinyalin, ince stresle birleşip kısa devre yapmasından ibaret. Beyin, can sıkıntısını ve arka plan stresini uyuşturmak için en hızlı, en güçlü ve en ilkel ödül mekanizmasına (dopamine) saldırıyor. Sistem sana sahte bir alarm veriyor. Bunu bir enerji transferi veya basit bir etki-tepki denklemi gibi düşünebiliriz. O görsel bir uyarıcı (girdi), beynin ise buna kontrolsüz bir kimyasal salınım (çıktı) üretiyor. Zihnindeki o simülasyonu kapatmazsan, bu denklem seni kaçınılmaz patlamaya (relaps) götürecek. Döngüyü kırmak için girdiyi acilen değiştirmek gerekiyor.

"Evet, şu an beynim bana dopamin pompalamaya çalışıyor, nabzım artıyor. Bu sadece bir kimyasal dalgalanma ve birkaç dakika içinde sönümlenecek" diyerek bu biyolojik fırtınanın geçip gitmesini izle.

Not: Bu olaya "dürtü sörfü" (urge surfing) denir. Bununla ilgili İngilizce bir makaleye ulaşabilirsiniz. Mobil ya da web tarayıcının sağ üst menüsünde “çevir” yazan yere tıklayıp Türkçe olarak okuyabilirsiniz

O anda ilkel dürtüden çıkıp, beynin analitik düşünen ön lobunu (prefrontal korteks) acilen devreye sokarak o heyecan dalgasını kesmelidir. Derin bir nefes alıp ve zihnini bu konudan koparmak için etrafındaki insan dışı bir detaya odaklanılabilir.

Soru: Gün içinde bir çok görüntüye maruz kalmak sistemi nasıl etkiler?

Nasıl ki bir metali bir kez büküp bıraktığında kırılmaz ama içinde mikro çatlaklar oluşursa, zihin de gün içinde maruz kaldığı bu biyolojik dalgalanmalarda benzer bir süreç yaşar. Günde 5 kez bu tetiklenmeyi yaşayıp her defasında "hayır" diyerek kendini durdurduğunda, irade kasın (willpower) ciddi bir efor sarf eder. Dalga sönümlenir gibi görünür ama o anki bastırma işlemi zihinde bir miktar kümülatif (birikimli) yorgunluk bırakır.

Sen görseli gördüğünde beyin dopamin salgılar ve bir "ödül" beklentisine girer. Sen eylemi durdurduğunda (bakmayı kestiğinde) o ödül alınamaz. Beyin, tamamlanmamış bu döngüyü arka planda çalışan açık bir dosya gibi tutmaya devam eder. Günde 5 tetiklenme, arka planda çalışan 5 açık program demektir. Bu durum, zihinsel enerjini (RAM'ini) tüketir.

Birkaç gün boyunca bu yükler birikir. İkinci veya üçüncü günün akşamı; fiziksel olarak yorgun olduğun, stresli olduğun veya iradenin zayıfladığı bir anda (psikolojide buna Ego Depletion - İrade Tükenmesi denir), bu birikmiş statik yük bir kıvılcım arar. Belki bir "masum" müzik dinleme veya film izleme isteği, bu birikmiş basıncın kendine bulduğu en ince çatlaktır. O çatlaktan sızan su, kısa sürede barajı (patlamayı) beraberinde getirir.



Bu dalgalar geldiğinde onları sadece "dişini sıkarak" bastırmak, yükü beyne hapsetmektir. Yükü sıfırlamak için aktif topraklama yapmak gerekir.

Rasyonalize Etmek: Olayı günlüğe yazmak, fiziksel ve analitik bir dille parçalarına ayırmak o birikmiş yükü anında deşarj eder. Arka planda açık kalan o dosyayı (beklentiyi) "kapatıldı ve çözüldü" olarak işaretler.

Fiziksel Deşarj: Eğer çok yoğun bir dalga geldiyse ve geçtiyse, vücutta kalan o kimyasal stresi atmak için fiziksel bir eylem (kısa ve tempolu bir yürüyüş) o statik elektriği atmanı sağlar.

Sonuç olarak her bakış ve her dalga bir yük bırakır. Ama sen o dalgayı bir "suç" ya da "kriz" olarak değil "çözülmesi gereken bir mühendislik problemi" olarak ele alıp analiz ettiğinde, o yükü birikmeden toprağa aktarmış olursun.

Kesinlikle her kriz anı deftere yazılmalıdır.
Bu, bulabileceğin en güçlü ve anında etki eden kriz yönetim aracıdır. Zihnindeki o karmaşayı yazıya döktüğün an, beynin fren sistemini manuel olarak devreye sokmuş oluyorsun.

1.madde bu kadar. 2. Maddede buluşmak üzere şimdilik hoşça kalınız.
 
shape1
shape2
shape3
shape4
shape5
shape6
Üst