Son Paylaşımlar

Sitemize Hoşgeldiniz NeverFap Türkiye

Bize katılmak için kayıt olabilir veya giriş yapabilirsiniz.

Soru Sor >>>

NeverFap hakkında sormak istediğiniz soruları buradan sorabilirsiniz. Sağdaki simgeye tıklayarak gidebilirsiniz.

Forum Rehberi >>>

Neverfap Türkiye Forum kurallarını öğrenmeniz ceza almanızı engeller. Kurallarımızı okuyunuz. Sağdaki simgeye tıklayarak gidebilirsiniz.

Yönetimle İletişime Geç >>>

Sitemizi kullanırken yaşadığınız sorun ve önerilerinizi yöneticiler ile paylaşabilirsiniz. Sağdaki simgeye tıklayarak gidebilirsiniz.

Şizofreniyi İlaçsız Yenebiliriz

Katılım
11 Kas 2020
Mesajlar
529
Tepki puanı
641
Puanları
160
İlaç Endüstrisi Aldatıyor Bizi: Şizofreniyi İlaçsız Yenebiliriz
Daniel B. Fisher (çeviri: Üstün Öngel)
(Washington Post)
19 Ağustos 2001, Pazar, sayfa B03

Şizofreniden kurtulmayı başardım. Eğer bu cümle sizi şaşırttıysa -eğer şizofreninin ömür boyu sürecek çaresi olmayan bir beyin hastalığı olduğunu düşünüyorsanız- milyonlarca insanın gereksizce "akıl hastalığı" etiketiyle mahkum edilmesine sebep olan kültürel yanlış anlamanın kurbanı olmuşsunuz demektir.

Son yirmi yıldır ilaç endüstrisi, "akıl hastalığı"nın bir beyin hastalığı olduğu ve bu "hastalık" kurbanlarının yaşamları boyunca ilaç almaları gerektiği inancının arkasındaki en büyük güç haline gelmiştir. Bu çok akıllıca oluşturulmuş bir pazarlama stratejisinden başka bir şey değil. İnsanlar eğer "akıl hastalığı"nın tamamen biyolojik olduğuna inanırlarsa, tedavi için de doğal olarak hap kullanacaklar.
İlaç endüstrisi, psikiyatri mesleğini tam anlamıyla satın almış durumda. Elde ettikleri yüksek kârlarla, araştırmaları, bilimsel dergileri ve psikiyatri bölümlerini finansal açıdan sürekli destekliyorlar. Haliyle, birçok araştırmacı da, bu desteğin hakkını vererek, "akıl hastalığı"nın en iyi tedavisinin sadece ilaç tedavisi olduğunu savunuyor. Yakın zamanda gerçekleştirilmiş ikna edici araştırmalar, şizofreninin tedavisinde psikoterapinin ne kadar yararlı olduğunu göstermiş olmasına rağmen, psikiyatri öğrencilerinin hâlâ "hastalık konuşarak iyileştirilemez" düşüncesine sadık kalması isteniyor. O nedenle günümüzde psikiyatristler, ilaç verdikleri insanları tanımak yerine reçete yazmaya çok daha fazla zaman ayırıyorlar.

Teşhis Kondu: Şizofreni
Ben de "akıl hastalığı"nın biyolojik bir hastalık olduğuna inanıyordum bir zamanlar. Otuz bir yıl önce, Akıl Hastalığı Ulusal Enstitüsü'nde (National Institute of Mental Health) doktoralı bir biyokimyacı olarak, serotonin ve dopamin gibi nörotransmitterler hakkında araştırmalar yapıyor, makaleler yazıyordum. Sonra bir gün, "şizofrenik" olarak teşhis edildim -ve bunca yıldır deneyimim, duygularımızın ve hayallerimizin mikroskop altında incelenemeyeceğini öğretti bana.
Sonradan "iyileştiğimi" duyanların tahmin ettiğinin tersine, ilk teşhiste herhangi bir yanlışlık yoktu (1): Bethesda Askeri Hastanesi'nde dört ay yattıktan sonra altı psikiyatristten oluşan kurul teşhisi doğrulamıştı. Şizofrenik olarak etiketlenmek mahvetmişti beni. Hayatım sönmüştü sanki. Fakat altı yıl sonra, herkesin beklentisini boşa çıkararak şizofreniden kurtulmayı başardım. "İyileşmemin" en önemli unsurları, bana inanan terapistim, ailemin sağlam desteği, her zaman yanımda olan arkadaşlarım ve mesleğimde bana anlamlı gelen işler yapmamdı. Artık yeni bir hedefim vardı: Psikiyatrist olmak istiyordum. Terapistim "mezuniyet töreninde orada olacağım" diyerek hayalime büyük destek verdi ( 1976'da George Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olurken oradaydı). İlaçlar kriz anlarında kullandığım araçlardı, fakat 25 yıldır tamamen ilaçtan uzak bir hayat sürdürüyorum.

İstisna Değilim
Ben bir istisna değilim. Binlerce insan benim gibi iyileşmiş durumda, fakat akıl hastalığı etiketinin ağırlığıyla geçmişlerini açığa vurmaya korkuyorlar. Courtenay Harding'in gerçekleştirdiği Vermont Boylamsal Araştırması (boylamsal: uzun süreye yayılan), 1950'lerde şiddetli şizofreni teşhisi konmuş 269 hastanın takibini gerçekleştirdi. Harding, 30 yıl sonra bu insanların üçte ikisinin bağımsız bir şekilde yaşadıklarını ve gündelik yaşamlarını sürdürdüklerini buldu; ayrıca bu grubun yarısının da tamamiyle iyileştiğini ve ilaçtan arınmış bir şekilde yaşadıklarını gördü.
İsviçreli psikiyatrist Manfred Bleuler -babası Eugen Bleuler 1908'de şizofreni terimini icat etmişti- benzer sonuçlara ulaştı. Babası, şizofrenide iyileşmenin mümkün olmadığını söyleyerek yanılmıştı -çünkü hastaneden ayrıldıktan sonra hastaların gelişiminden nadiren haberdardı. Ulusal Güçlendirme Merkezi'nde bizim yaptığımız araştırmalar da (Devlet Akıl Sağlığı Hizmetleri Merkezi tarafından finanse edilen), akıl hastalığından kurtulmak için en önemli unsurun hastalara inanan ve onlara umut aşılayan insanların varlığı olduğunu gösteriyor. İlaçla tedavi çok daha az önemli bir unsur olarak görünüyor.

Psikiyatri Eğitimi Dedikleri
Fakat psikiyatristlerin eğitimi hiç de buna uygun yürütülmüyor; yakın zamanda eğitimin nasıl sıkı bir şekilde geleneğe uygun şekilde kontrol altında sürdürüldüğünü öğrenme fırsatım oldu. Batı Kıyısı'ndaki büyük tıp fakültelerinden birinde çalışan bir meslekdaşımla iletişim kurdum ve eğitim turlarından birini benim yürütmem için bana bir davetiye çıkarabilir mi diye sordum. Özür dileyerek bunu yapamayacağını söyledi. Zira, akıl hastalığını biyolojik temellere dayandıran modele karşı eleştirel bir makale yazmıştı ve insanların ilaç kullanmadan şizofreniden kurtulabileceklerini örnekleyerek göstermişti; bunun üzerine kadrolu öğretim üyesi olmasına rağmen psikiyatri öğrencileriyle konuşması bile yasaklanmıştı.
İlaç endüstrisi halk eğitimini de kontrol altında tutuyor. Sosyal hayata uyum sağlamak için Paxil'e mecbur olan fobik kişinin televizyondaki görüntüsünden kim etkilenmez? İlaç endüstrisinin finanse ettiği araştırmalar ve uzmanlar medya üzerinde büyük etkiye sahip. Dahası, ilaç firmaları "akıl hastalığı"nın biyolojik bir hastalık olduğunu savunan sivil örgütlerden de yararlanmayı biliyorlar -bu örgütlerin ihtiyaç duyduğu finansal desteği sağlıyorlar.(2)

Dopamin Safsatası
Şizofreni dopamin kaybından ziyade hayallerin kaybıyla alakalı bir sorun. Bizler Ulusal Güçlendirme Merkezi'nde, kaosun ortasında insanlara ulaşmaya çalışıyoruz. Çok sayıda insanın ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını, beyhude bir çabayla "akıl hastalığı"na karşı mücadele ettiklerini biliyoruz ve acılarını paylaşıyoruz. Bununla birlikte "iyileşmenin" herkes için mümkün olduğuna inanıyoruz -her ne kadar geçmişte aldıkları tedavinin olumsuz etkilerini silmek çok zaman alacaksa da. Birinci elden deneyime sahip insanlar olarak onlara umut sunabiliriz.
"Akıl hastalığı" yaşayan insanların ihtiyaçlarına hitap edebilmek için, "akıl hastalığı" alanında çalışanların, yetkililerin (karar vericilerin), ailelerin ve halkın, kapsamlı bir şekilde yeniden eğitilmeleri gerekiyor. İnsanların nasıl iyileştiklerini gösteren daha çok sayıda araştırmaya ihtiyacımız var. Bu insanlar için daha çok sayıda iş olanağına, barınma olanaklarına, destek gruplarına ihtiyacımız var, zira bu insanların bağımsız ve kendine yetebilecek şekilde yaşamaları için en çok bunlara ihtiyaç var. Ve bu insanların ıstırabını hafifletmek için ilaçlara değil bu insanların yaşam koşullarına odaklanmamız gerekir.

Daniel Fisher, Ulusal Güçlendirme Merkezi adlı kar gütmeyen ve daha önce akıl hastalığından kurtulmayı başarmış ve aynı mücadeleyi vermekte olan diğer insanlara yardım etmeyi amaçlayanlar tarafından çalıştırılan merkezin iki yöneticisinden birisi.


Çevirenin notları:

1) İlaçsız iyileşenlere hep başta konulan teşhisin yanlış olduğu söylenir; yani kurtulduğunuz "şey" şizofreni değildir, başka bir "şeydir". Psikiyatristlere göre, şizofreni ilaçsız geçmez çünkü, şizofreni bir beyin hastalığıdır çünkü. Eğer ilaçsız geçiyorsa, o zaman bu beyin hastalığı iddiası da çürütülmüş olacaktır. Sayısız örnek vardır, şizofreninin ilaçsız geçtiğini gösteren. Fakat bunları görmezden geliyorlar. En yakın örnek, Akıl Oyunları filminde hikayesi anlatılan John Nash'dir. Ama ilaç firmaları, o filme de sinsice etki etmişlerdir ve Nash 30 yıldır tek bir ilaç kullanmamasına rağmen, filmde "yeni çıkan ilaçları kullanıyorum" dedirtmişlerdir. Bunun üzerine Amerika Birleşik Devletleri'nde çeşitli yayın organlarında sayısız tartışma yazısı yayımlanmıştır ve Nash kendi ağzıyla ilaç kullandığını yalanlamıştır. Otuz yıldır ilaç kullanmadığını bir kez daha herkese duyurmuştur.
2) Örneğin, Hiperaktivite ve Dikkat Eksikliği probleminin biyolojik bir hastalık olduğunu ve dolayısıyla ilaçla tedavi edilmesi gerektiğini savunan ebeveynlerin yer aldığı CH.A.D.D adlı sivil örgütün, bu problemin tedavisinde yaygın olarak kullanılan ve bağımlılık başta olmak üzere çok çeşitli olumsuz etkileri olan Ritalin'i üreten firma tarafından, her yıl yüzbinlerce dolarla finanse edildiği biliniyor.
 
Moderatörün son düzenlenenleri:

Hades

Satürn Yolcusu
Katılım
11 Ağu 2020
Mesajlar
250
Tepki puanı
301
Puanları
103
Her geçen gün daha da şaşırıyorum, her geçen gün hiçbir şey bilmediğimi tekrar fark ediyorum, her geçen gün daha fazla korkuyorum. Kim bunlar?, Neden bunu yapıyorlar?, Bizden ne istiyorlar?..
 

OLUMUN DANSI

Yeni Fapstronot
Katılım
9 Kas 2020
Mesajlar
18
Tepki puanı
16
Puanları
4
yazıyı okumadım ama neden herşeye komplo teorisi uygulandığını anlmıyorum herşeye bu kadar kafayı takarsak beynimiz allak bullak olur bilgi çöplüğü haline gelir.
 
Katılım
11 Kas 2020
Mesajlar
529
Tepki puanı
641
Puanları
160
Her geçen gün daha da şaşırıyorum, her geçen gün hiçbir şey bilmediğimi tekrar fark ediyorum, her geçen gün daha fazla korkuyorum. Kim bunlar?, Neden bunu yapıyorlar?, Bizden ne istiyorlar?..
bana sorarsan onlara sorsan bizim iyiligimizi. çünkü hayatımıza bak bize kötülük yapan kişilere ; dedikleri şey budur senin bizim iyiliğimiz içindi aslinda bu. Onlarda insanlığın iyiliği için ne yapıyorlarsa yapıyorlar. Ama iyiliğin yetkisi bize mutlak ve sınırsız iyiliği yapan Allah değilde sınırlı iyi olan insanların elinde olursa böyle olur işte.
 

glorious

Yeni Fapstronot
Katılım
5 Ocak 2022
Mesajlar
26
Tepki puanı
24
Puanları
4
İlaç Endüstrisi Aldatıyor Bizi: Şizofreniyi İlaçsız Yenebiliriz
Daniel B. Fisher (çeviri: Üstün Öngel)
(Washington Post)
19 Ağustos 2001, Pazar, sayfa B03

Şizofreniden kurtulmayı başardım. Eğer bu cümle sizi şaşırttıysa -eğer şizofreninin ömür boyu sürecek çaresi olmayan bir beyin hastalığı olduğunu düşünüyorsanız- milyonlarca insanın gereksizce "akıl hastalığı" etiketiyle mahkum edilmesine sebep olan kültürel yanlış anlamanın kurbanı olmuşsunuz demektir.

Son yirmi yıldır ilaç endüstrisi, "akıl hastalığı"nın bir beyin hastalığı olduğu ve bu "hastalık" kurbanlarının yaşamları boyunca ilaç almaları gerektiği inancının arkasındaki en büyük güç haline gelmiştir. Bu çok akıllıca oluşturulmuş bir pazarlama stratejisinden başka bir şey değil. İnsanlar eğer "akıl hastalığı"nın tamamen biyolojik olduğuna inanırlarsa, tedavi için de doğal olarak hap kullanacaklar.
İlaç endüstrisi, psikiyatri mesleğini tam anlamıyla satın almış durumda. Elde ettikleri yüksek kârlarla, araştırmaları, bilimsel dergileri ve psikiyatri bölümlerini finansal açıdan sürekli destekliyorlar. Haliyle, birçok araştırmacı da, bu desteğin hakkını vererek, "akıl hastalığı"nın en iyi tedavisinin sadece ilaç tedavisi olduğunu savunuyor. Yakın zamanda gerçekleştirilmiş ikna edici araştırmalar, şizofreninin tedavisinde psikoterapinin ne kadar yararlı olduğunu göstermiş olmasına rağmen, psikiyatri öğrencilerinin hâlâ "hastalık konuşarak iyileştirilemez" düşüncesine sadık kalması isteniyor. O nedenle günümüzde psikiyatristler, ilaç verdikleri insanları tanımak yerine reçete yazmaya çok daha fazla zaman ayırıyorlar.

Teşhis Kondu: Şizofreni
Ben de "akıl hastalığı"nın biyolojik bir hastalık olduğuna inanıyordum bir zamanlar. Otuz bir yıl önce, Akıl Hastalığı Ulusal Enstitüsü'nde (National Institute of Mental Health) doktoralı bir biyokimyacı olarak, serotonin ve dopamin gibi nörotransmitterler hakkında araştırmalar yapıyor, makaleler yazıyordum. Sonra bir gün, "şizofrenik" olarak teşhis edildim -ve bunca yıldır deneyimim, duygularımızın ve hayallerimizin mikroskop altında incelenemeyeceğini öğretti bana.
Sonradan "iyileştiğimi" duyanların tahmin ettiğinin tersine, ilk teşhiste herhangi bir yanlışlık yoktu (1): Bethesda Askeri Hastanesi'nde dört ay yattıktan sonra altı psikiyatristten oluşan kurul teşhisi doğrulamıştı. Şizofrenik olarak etiketlenmek mahvetmişti beni. Hayatım sönmüştü sanki. Fakat altı yıl sonra, herkesin beklentisini boşa çıkararak şizofreniden kurtulmayı başardım. "İyileşmemin" en önemli unsurları, bana inanan terapistim, ailemin sağlam desteği, her zaman yanımda olan arkadaşlarım ve mesleğimde bana anlamlı gelen işler yapmamdı. Artık yeni bir hedefim vardı: Psikiyatrist olmak istiyordum. Terapistim "mezuniyet töreninde orada olacağım" diyerek hayalime büyük destek verdi ( 1976'da George Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olurken oradaydı). İlaçlar kriz anlarında kullandığım araçlardı, fakat 25 yıldır tamamen ilaçtan uzak bir hayat sürdürüyorum.

İstisna Değilim
Ben bir istisna değilim. Binlerce insan benim gibi iyileşmiş durumda, fakat akıl hastalığı etiketinin ağırlığıyla geçmişlerini açığa vurmaya korkuyorlar. Courtenay Harding'in gerçekleştirdiği Vermont Boylamsal Araştırması (boylamsal: uzun süreye yayılan), 1950'lerde şiddetli şizofreni teşhisi konmuş 269 hastanın takibini gerçekleştirdi. Harding, 30 yıl sonra bu insanların üçte ikisinin bağımsız bir şekilde yaşadıklarını ve gündelik yaşamlarını sürdürdüklerini buldu; ayrıca bu grubun yarısının da tamamiyle iyileştiğini ve ilaçtan arınmış bir şekilde yaşadıklarını gördü.
İsviçreli psikiyatrist Manfred Bleuler -babası Eugen Bleuler 1908'de şizofreni terimini icat etmişti- benzer sonuçlara ulaştı. Babası, şizofrenide iyileşmenin mümkün olmadığını söyleyerek yanılmıştı -çünkü hastaneden ayrıldıktan sonra hastaların gelişiminden nadiren haberdardı. Ulusal Güçlendirme Merkezi'nde bizim yaptığımız araştırmalar da (Devlet Akıl Sağlığı Hizmetleri Merkezi tarafından finanse edilen), akıl hastalığından kurtulmak için en önemli unsurun hastalara inanan ve onlara umut aşılayan insanların varlığı olduğunu gösteriyor. İlaçla tedavi çok daha az önemli bir unsur olarak görünüyor.

Psikiyatri Eğitimi Dedikleri
Fakat psikiyatristlerin eğitimi hiç de buna uygun yürütülmüyor; yakın zamanda eğitimin nasıl sıkı bir şekilde geleneğe uygun şekilde kontrol altında sürdürüldüğünü öğrenme fırsatım oldu. Batı Kıyısı'ndaki büyük tıp fakültelerinden birinde çalışan bir meslekdaşımla iletişim kurdum ve eğitim turlarından birini benim yürütmem için bana bir davetiye çıkarabilir mi diye sordum. Özür dileyerek bunu yapamayacağını söyledi. Zira, akıl hastalığını biyolojik temellere dayandıran modele karşı eleştirel bir makale yazmıştı ve insanların ilaç kullanmadan şizofreniden kurtulabileceklerini örnekleyerek göstermişti; bunun üzerine kadrolu öğretim üyesi olmasına rağmen psikiyatri öğrencileriyle konuşması bile yasaklanmıştı.
İlaç endüstrisi halk eğitimini de kontrol altında tutuyor. Sosyal hayata uyum sağlamak için Paxil'e mecbur olan fobik kişinin televizyondaki görüntüsünden kim etkilenmez? İlaç endüstrisinin finanse ettiği araştırmalar ve uzmanlar medya üzerinde büyük etkiye sahip. Dahası, ilaç firmaları "akıl hastalığı"nın biyolojik bir hastalık olduğunu savunan sivil örgütlerden de yararlanmayı biliyorlar -bu örgütlerin ihtiyaç duyduğu finansal desteği sağlıyorlar.(2)

Dopamin Safsatası
Şizofreni dopamin kaybından ziyade hayallerin kaybıyla alakalı bir sorun. Bizler Ulusal Güçlendirme Merkezi'nde, kaosun ortasında insanlara ulaşmaya çalışıyoruz. Çok sayıda insanın ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını, beyhude bir çabayla "akıl hastalığı"na karşı mücadele ettiklerini biliyoruz ve acılarını paylaşıyoruz. Bununla birlikte "iyileşmenin" herkes için mümkün olduğuna inanıyoruz -her ne kadar geçmişte aldıkları tedavinin olumsuz etkilerini silmek çok zaman alacaksa da. Birinci elden deneyime sahip insanlar olarak onlara umut sunabiliriz.
"Akıl hastalığı" yaşayan insanların ihtiyaçlarına hitap edebilmek için, "akıl hastalığı" alanında çalışanların, yetkililerin (karar vericilerin), ailelerin ve halkın, kapsamlı bir şekilde yeniden eğitilmeleri gerekiyor. İnsanların nasıl iyileştiklerini gösteren daha çok sayıda araştırmaya ihtiyacımız var. Bu insanlar için daha çok sayıda iş olanağına, barınma olanaklarına, destek gruplarına ihtiyacımız var, zira bu insanların bağımsız ve kendine yetebilecek şekilde yaşamaları için en çok bunlara ihtiyaç var. Ve bu insanların ıstırabını hafifletmek için ilaçlara değil bu insanların yaşam koşullarına odaklanmamız gerekir.

Daniel Fisher, Ulusal Güçlendirme Merkezi adlı kar gütmeyen ve daha önce akıl hastalığından kurtulmayı başarmış ve aynı mücadeleyi vermekte olan diğer insanlara yardım etmeyi amaçlayanlar tarafından çalıştırılan merkezin iki yöneticisinden birisi.


Çevirenin notları:

1) İlaçsız iyileşenlere hep başta konulan teşhisin yanlış olduğu söylenir; yani kurtulduğunuz "şey" şizofreni değildir, başka bir "şeydir". Psikiyatristlere göre, şizofreni ilaçsız geçmez çünkü, şizofreni bir beyin hastalığıdır çünkü. Eğer ilaçsız geçiyorsa, o zaman bu beyin hastalığı iddiası da çürütülmüş olacaktır. Sayısız örnek vardır, şizofreninin ilaçsız geçtiğini gösteren. Fakat bunları görmezden geliyorlar. En yakın örnek, Akıl Oyunları filminde hikayesi anlatılan John Nash'dir. Ama ilaç firmaları, o filme de sinsice etki etmişlerdir ve Nash 30 yıldır tek bir ilaç kullanmamasına rağmen, filmde "yeni çıkan ilaçları kullanıyorum" dedirtmişlerdir. Bunun üzerine Amerika Birleşik Devletleri'nde çeşitli yayın organlarında sayısız tartışma yazısı yayımlanmıştır ve Nash kendi ağzıyla ilaç kullandığını yalanlamıştır. Otuz yıldır ilaç kullanmadığını bir kez daha herkese duyurmuştur.
2) Örneğin, Hiperaktivite ve Dikkat Eksikliği probleminin biyolojik bir hastalık olduğunu ve dolayısıyla ilaçla tedavi edilmesi gerektiğini savunan ebeveynlerin yer aldığı CH.A.D.D adlı sivil örgütün, bu problemin tedavisinde yaygın olarak kullanılan ve bağımlılık başta olmak üzere çok çeşitli olumsuz etkileri olan Ritalin'i üreten firma tarafından, her yıl yüzbinlerce dolarla finanse edildiği biliniyor.
bunu yazan yabancı şahıs daha şizofreninin ne olduğunu bile bilmiyor,fazla paranoyakça.Binlerce doktor ,bilim insanı yanlış biliyor bu doğruyu biliyor.Peşinden gidilmemesi gereken bir komplo teorisyenine benziyor.Pek de ciddiye alınmamalı.(ragnar lodbrok tekrar belirtmeliyim ki söylediklerim sana karşı değil bu düşüncelere sahip yabancıya karşı)
 
Katılım
11 Kas 2020
Mesajlar
529
Tepki puanı
641
Puanları
160
Binlerce doktor ,bilim insanı yanlış biliyor bu doğruyu biliyor
böyle olma ihtimali yokmu hocam sizce ? bakın referansları var buna dair.bi diğer referansıda (bu yazıda belirtmedim ama başka bir yazıda) şizofreniyi ilaçsız olarak yüksek oranlarda tedavi edebilen bir sağlık sisteminden ve terapi yönteminden bahsetmiş. Finlandiya da uygulanan bir yöntem.
 
Katılım
11 Kas 2020
Mesajlar
529
Tepki puanı
641
Puanları
160
hadi bunu geçtim 30 yıldır ilaç kullanmadığını ve şizofreniyi yendiğini belirten john nash e ne diceksiniz ? bütün doktorlar bunun çaresi olmayan biyolojik genetik bi beyin hastalığı olduğunu söylüyor diye buna da mı inanmayalım komplo diyelim
 

glorious

Yeni Fapstronot
Katılım
5 Ocak 2022
Mesajlar
26
Tepki puanı
24
Puanları
4
hadi bunu geçtim 30 yıldır ilaç kullanmadığını ve şizofreniyi yendiğini belirten john nash e ne diceksiniz ? bütün doktorlar bunun çaresi olmayan biyolojik genetik bi beyin hastalığı olduğunu söylüyor diye buna da mı inanmayalım komplo diyelim
şimdi şizofreninin biyolojik temellerinde yatan sorun dopaminerjik sistemdeki bir çeşit fazla aktivite ayrıca bazı reseptör çeşitlerinin DA'ya karşı aşırı duyarlı olması.Şizofreni dopamin antagonisti olarak etki gösteren ilaçlarla semptomları azaltılabilir ama tamamen yok edilemez.Yani hayat boyu devam eden bir sorundur.Yendiğinden bahseden kişiler belli faktörlerin değişkenliğine bağlı olarak zamanla eskisine göre daha az semptom göstermiş olabilirler.Ama bu hastalığı yendiklerini kanıtlamaz.Tıp biliminde şuan kabul edilen düşünce bu hastalığın tamamen iyileşmediğidir.
 
Katılım
11 Kas 2020
Mesajlar
529
Tepki puanı
641
Puanları
160
göstermiş olabilirler.
hocam hem kesin ayırıcı tanıların kesinliğinden bahsedip hemde bunları savunmak için bence demeniz biraz çelişki değilmi ?.bilimsel olarak bu böyle değilmi hocam bir insan bilimin ayırıcı tanı olarak belirlediği semptomları gösteriyorsa şizofrenidir veya manidir yoksa değildir ?
 
Katılım
11 Kas 2020
Mesajlar
529
Tepki puanı
641
Puanları
160
tabularımızı kırmak için adım atmamız lazım. tamam tabularımız belki işimize gelmeyen bir karşıtlığı bizden savıyor olabilir ama uzun vadede zararları yine bize
 
Katılım
11 Kas 2020
Mesajlar
529
Tepki puanı
641
Puanları
160
90 lı yıllarda yapılan bi deney vardı bilmiyorum biliyormusunuz ama konsepti suydu ; bi grup normal insan sirf bilimin bu ayirici tanisini test etmek icin hastaneye gidiyordu bunu sinamak icin ve yuzlerce yanlis teshis ve hatanin sozkonusu oldugu ortaya cikarmıştı.bisuru normal insani sizofreni diye yatrmislardi. deneyin adini tarihini vs net hatirlamiyorum ama arastirirsaniz bence tabularimizi yenmemize yardimci olur.

2.olarak 16 yasinda bi lise ogrencisiyken her liseli gibi birbirimize cin hikayeleri anlattığımızı hatırlarım. kimimiz gayipten gordugu yuzu kimimiz gayipten duydugu sesi paylasirdi.(16 yasimdan ve cok yaygin birseyden ornek verdimki onda bilimsel olarak sizofreni baslangici veya genetik yatkınlık varmis diyen olmasın) simdi parcalari birlestirin isterseniz.
 

glorious

Yeni Fapstronot
Katılım
5 Ocak 2022
Mesajlar
26
Tepki puanı
24
Puanları
4
hocam hem kesin ayırıcı tanıların kesinliğinden bahsedip hemde bunları savunmak için bence demeniz biraz çelişki değilmi ?.bilimsel olarak bu böyle değilmi hocam bir insan bilimin ayırıcı tanı olarak belirlediği semptomları gösteriyorsa şizofrenidir veya manidir yoksa değildir ?
dediğini anlayamadım.Kendi yazdıklarımda herhangi bir çelişki göremedim.Düşüncelerine saygı duyuyorum ama bana bu iddialar sırf farmakoloji veya tıp bilimini karalamak için yapılan bir işin parçası gibi geliyor.Bu davranışlar bana aşı karşıtlarının korona virüsün varlığını inkar edişini hatırlatıyor.Hiçbir bilimsel kanıtları olmadan sadece iddia üzerine konuşuyorlardı.Ben bilime ve bilim insanlarımıza inanmaya devam edeceğim.Sırf ilaç firmaları kazansın diye binlerce profesörün bir yalanı sürdüreceğine inanmıyorum.Öyle olsaydı aralarında bir tane bile dürüst insan olmaması gerekirdi.Ayrıca bu bakış açısının vardığı noktayı da çözemedim.Şizofreni dediğim gibi sadece semptomları azaltılabilen bir hastalıkken başlıkta ilaçsız yenilebileceğini yazmışsınız,bana fazla iddialı geldi.Eğer sizin dediğiniz doğruysa benim okuduğum onca kaynak ve bilimin kendisinden bahseden doktorlar yalancı konumuna düşmüş oluyor.Hatta bu yalanı para kazanmak için sürdürdüklerini de iddia etmiş oluyoruz,öyle değil mi ?
 

glorious

Yeni Fapstronot
Katılım
5 Ocak 2022
Mesajlar
26
Tepki puanı
24
Puanları
4
Şizofreni teşhisi konulan o kişiler belli psikoz belirtileri göstermişlerdir büyük ihtimalle.Bu da şizofreni tanısı almalarına sebep olmuş.Ama şizofreni olduğunu kanıtlamak için yeterli değildir.Çünkü şizofreniye sahip olmadığı halde psikoz belirtiler göstermiş olabilir.Psikoz belirtilere sebep olan nedenler vardır.Bunlar ;

- Beyin Hastalıkları (Parkinson, Huntington vb.)

- Beyinde meydana gelen tümör ve kistler

- Alzheimer hastalığı

- HIV, sifiliz hastalıkları

- İnme

- Bazı epilepsi türleri

gibi hastalıkları sıralayabiliriz.Yani bu hastalıklar sebebiyle psikoz barındıran hastaların şizofreniye sahip olduklarını söyledikten sonra zamanla veya herhangi bir nedenle bu temel problemlerin ortadan kaldırılmasıyla veya tedavi edilmesiyle aslında "şizofreni"inin bir belirtisi olan psikozu çözmüş oluyorlar.Böylece şizofreniyi yendiklerini sanıyorlar.Ama biyokimyasal olan bu sorun medikal yardım olmadan çözülemez.
 
Katılım
11 Kas 2020
Mesajlar
529
Tepki puanı
641
Puanları
160
dediğini anlayamadım.Kendi yazdıklarımda herhangi bir çelişki göremedim.Düşüncelerine saygı duyuyorum ama bana bu iddialar sırf farmakoloji veya tıp bilimini karalamak için yapılan bir işin parçası gibi geliyor.Bu davranışlar bana aşı karşıtlarının korona virüsün varlığını inkar edişini hatırlatıyor.Hiçbir bilimsel kanıtları olmadan sadece iddia üzerine konuşuyorlardı.Ben bilime ve bilim insanlarımıza inanmaya devam edeceğim.Sırf ilaç firmaları kazansın diye binlerce profesörün bir yalanı sürdüreceğine inanmıyorum.Öyle olsaydı aralarında bir tane bile dürüst insan olmaması gerekirdi.Ayrıca bu bakış açısının vardığı noktayı da çözemedim.Şizofreni dediğim gibi sadece semptomları azaltılabilen bir hastalıkken başlıkta ilaçsız yenilebileceğini yazmışsınız,bana fazla iddialı geldi.Eğer sizin dediğiniz doğruysa benim okuduğum onca kaynak ve bilimin kendisinden bahseden doktorlar yalancı konumuna düşmüş oluyor.Hatta bu yalanı para kazanmak için sürdürdüklerini de iddia etmiş oluyoruz,öyle değil mi ?
bende inanıcam inanmalıyız bilim sayesinde hayatimız kolaylaşıyor en basitinden elimizdeki telefonlar ama mutlaklaştırmamaliyız kanaatindeyim birileri aşı karşıtlığı yaparak bilimin zararını savunup (onca yararını yok sayıp) duygularinı mutlaklaştırıyor diye bizde sırf bilime zarar gelmesin diye "bilim herşeyi doğru söylüyor ben ne derse inanırım" dersek yanlış yola saparız diye düşünüyorum
 
shape1
shape2
shape3
shape4
shape5
shape6
Üst