Mahir Kara
Ay Yolcusu
- Katılım
- 13 Ara 2023
- Mesajlar
- 70
- Tepki puanı
- 79
- Puanları
- 21
Not: Azerbaycancadan Türkçeye yapay zekâ aracılığıyla çevrilmiştir.
Bugün insanı çöküşe yahut yükselişe götürmeye muktedir bir kavram hakkında bahsetmek istiyorum: karşılaştırma. İnsan daima kendisini, ekonomik durumunu, sosyal-manevi statüsünü ve toplumsal konumunu başkalarıyla kıyaslamaya meyilli olur. Kişinin kendisini başkalarıyla kıyaslamasından doğan bu düşünce ve kanaatler, onu bireysel umutsuzluğa sürükleyip isyankâr, memnuniyetsiz, sürekli şikâyet eden, asık suratlı birine dönüştürebileceği gibi; iyimser, şükreden ve geleceğe umutla bakan birine de çevirebilir.
Karşılaştırılan kişiye ve kıyaslanan yönlere göre insanın tepkisi farklılık gösterir. İnsan kendisini bir basamak aşağıdakilerle yan yana koyup mutlu olabilir; bir basamak yukarıdakilere hasetle bakıp kendisini mutsuz da sayabilir. İyimser insanın ayağı tökezlediğinde, kendisinden daha kötü durumda olanları hatırlayıp ayağa kalkar; kötümser ise kendisinden daha iyi durumda olanları örnek göstererek olduğu yerde debelenip kalır.
Kişinin kendisini kıyaslayabileceği insan sayısı ve onların yönleri son derece fazladır. İnsanı sağlıklı bir psikolojiyle donatmak, onu ıstıraplara karşı dayanıklı kılmak için iyimser insanın yaklaşımı daha uygundur. Hayatın meşakkatli sınavlarıyla yüzleşen birinin atacağı en sağlıklı psikolojik adım, kendisini bir basamak aşağıdakilerle kıyaslaması ve benzer zorlukların sadece kendi başına gelmediğini, dünyada birçok insanın da aynı yollardan geçtiğini fark etmesidir.
Evet, insan kriz karşısında kendisini yalnız hissetmemelidir. Başkalarının da benzer tecrübeler yaşaması ve zorluklara başarıyla göğüs germesi, onda bunun mümkün olduğuna dair inanç uyandırır ve ona ilham verir. Başkaları, hatta senden daha sınırlı imkânlara sahip biri başarıya ulaşmışsa, neden sen de başarmayasın?
İnsanın başına hangi musibet gelirse gelsin, onun için her zaman bir teselli sığınağı vardır: kendisinden daha zor durumda olanlara bakıp teselli bulmak. İnsan her zaman kendisinde şükredeceği bir özellik bulabilir.
Kolları olmayan biri der ki:
“İyi ki ayaklarım var, istediğim yere gidebiliyorum ve tekerlekli sandalyeye mahkûm değilim.”
Ayakları olmayan biri der ki:
“İyi ki kollarım var, tekerlekli sandalyede olsam bile temel ihtiyaçlarımı karşılamak için kimseye muhtaç değilim.”
Hem kolları hem ayakları olmayan biri ise der ki:
“Elim ayağım olmasa da ne iyi ki görebiliyorum; benim gibi bu rengârenk dünyayı göremeyenler de var.”
Sadece işitebilen biri ise şöyle der:
“Bana ne olmuş ki?! Benim gibi güzel sesleri, suyun şırıltısını, kuşların cıvıltısını, ormanın hışırtısını, tabiatın ahengini duyamayanlar var. Tanrı’ya şükür ki duyabiliyorum.”
Kur’an’da da buna işaret edilerek şöyle buyrulur:
Mülk Suresi, 23. Ayet:
“De ki: Sizi yaratan, size kulaklar, gözler ve gönüller veren O’dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz!”
Akıllı insanın yapması gereken şey, elindekilerin değerini bilip minnettarlık duymak ve kendi iradesi dışında olan şeyler yüzünden üzüntüye kapılmamaktır. Çünkü insan hayatında onun kontrolü altında olan ve olmayan birtakım olaylar meydana gelir. Kontrolü altında gerçekleşen olaylardan dolayı birey sorumlu tutulur; kontrolü dışında gerçekleşenlerden dolayı ise insan sorumluluk taşımaz.
Sağlıklı düşünceye sahip insan, değiştiremeyeceği yönleriyle barışmalı; değiştirebileceği ve iyileştirebileceği tarafları üzerinde çalışmalıdır. Gelişmelidir. Neyi iyileştirebilirsin? Düşünceni ona yönelt.
Epiktetos bir gün öğrencilerine sordu: “Hangi insan yenilmezdir?” Hiç kimseden ses gelmeyince sorusunu kendisi cevapladı: “Kendi iradesi dışında olan hiçbir şey yüzünden kaygılanmayan insan.”
Epiktetos’un dile getirdiği bu tek cümlelik hakikat, hayatın en muhteşem felsefi prensiplerinden biridir. Birçok felsefe okulunun, psikologların, hatta dinlerin dahi kabul ettiği bu evrensel ilke; her şart altında insanın ruhsal huzurunu koruyan, onu hayatın en ağır zorluklarından sağ salim çıkaran düşünceler sıralamasında rahatlıkla ilk beşe girebilir.
Dünyada birçok işin insanın kontrolü dışında olması meselesine, felsefe ekolleri arasında ilk kez MÖ 4. yüzyılda Stoacılar dikkat çektiler. Bu konuyu bir öğreti haline getirip uygulamaya başladılar.
Epiktetos, “Enchiridion: Manevi Hayata Kısa Rehber” adlı eserinin ilk bölümünde şöyle der:
“Var olan şeylerin bazıları bizim irademizdedir, bazıları ise değildir. Yargılarımız, çabamız, isteklerimiz, bir şeyden kaçınmamız gibi bize ait ne varsa hepsi kendi irademizdedir. Bedenimiz, malımız mülkümüz, şöhretimiz, kariyerimiz; kısacası bize ait olmayan ne varsa gücümüzün sınırları dışındadır.”
Öyleyse değiştiremeyeceklerinizle barışın, kendinize teselli verin. Değişme ihtimali cüzi olan şeyler için ise her ne kadar olasılık az da olsa çabalayın ve onları düzeltmeye çalışın. Kendinize iyi bakın!
Bugün insanı çöküşe yahut yükselişe götürmeye muktedir bir kavram hakkında bahsetmek istiyorum: karşılaştırma. İnsan daima kendisini, ekonomik durumunu, sosyal-manevi statüsünü ve toplumsal konumunu başkalarıyla kıyaslamaya meyilli olur. Kişinin kendisini başkalarıyla kıyaslamasından doğan bu düşünce ve kanaatler, onu bireysel umutsuzluğa sürükleyip isyankâr, memnuniyetsiz, sürekli şikâyet eden, asık suratlı birine dönüştürebileceği gibi; iyimser, şükreden ve geleceğe umutla bakan birine de çevirebilir.
Karşılaştırılan kişiye ve kıyaslanan yönlere göre insanın tepkisi farklılık gösterir. İnsan kendisini bir basamak aşağıdakilerle yan yana koyup mutlu olabilir; bir basamak yukarıdakilere hasetle bakıp kendisini mutsuz da sayabilir. İyimser insanın ayağı tökezlediğinde, kendisinden daha kötü durumda olanları hatırlayıp ayağa kalkar; kötümser ise kendisinden daha iyi durumda olanları örnek göstererek olduğu yerde debelenip kalır.
Kişinin kendisini kıyaslayabileceği insan sayısı ve onların yönleri son derece fazladır. İnsanı sağlıklı bir psikolojiyle donatmak, onu ıstıraplara karşı dayanıklı kılmak için iyimser insanın yaklaşımı daha uygundur. Hayatın meşakkatli sınavlarıyla yüzleşen birinin atacağı en sağlıklı psikolojik adım, kendisini bir basamak aşağıdakilerle kıyaslaması ve benzer zorlukların sadece kendi başına gelmediğini, dünyada birçok insanın da aynı yollardan geçtiğini fark etmesidir.
Evet, insan kriz karşısında kendisini yalnız hissetmemelidir. Başkalarının da benzer tecrübeler yaşaması ve zorluklara başarıyla göğüs germesi, onda bunun mümkün olduğuna dair inanç uyandırır ve ona ilham verir. Başkaları, hatta senden daha sınırlı imkânlara sahip biri başarıya ulaşmışsa, neden sen de başarmayasın?
İnsanın başına hangi musibet gelirse gelsin, onun için her zaman bir teselli sığınağı vardır: kendisinden daha zor durumda olanlara bakıp teselli bulmak. İnsan her zaman kendisinde şükredeceği bir özellik bulabilir.
Kolları olmayan biri der ki:
“İyi ki ayaklarım var, istediğim yere gidebiliyorum ve tekerlekli sandalyeye mahkûm değilim.”
Ayakları olmayan biri der ki:
“İyi ki kollarım var, tekerlekli sandalyede olsam bile temel ihtiyaçlarımı karşılamak için kimseye muhtaç değilim.”
Hem kolları hem ayakları olmayan biri ise der ki:
“Elim ayağım olmasa da ne iyi ki görebiliyorum; benim gibi bu rengârenk dünyayı göremeyenler de var.”
Sadece işitebilen biri ise şöyle der:
“Bana ne olmuş ki?! Benim gibi güzel sesleri, suyun şırıltısını, kuşların cıvıltısını, ormanın hışırtısını, tabiatın ahengini duyamayanlar var. Tanrı’ya şükür ki duyabiliyorum.”
Kur’an’da da buna işaret edilerek şöyle buyrulur:
Mülk Suresi, 23. Ayet:
“De ki: Sizi yaratan, size kulaklar, gözler ve gönüller veren O’dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz!”
Akıllı insanın yapması gereken şey, elindekilerin değerini bilip minnettarlık duymak ve kendi iradesi dışında olan şeyler yüzünden üzüntüye kapılmamaktır. Çünkü insan hayatında onun kontrolü altında olan ve olmayan birtakım olaylar meydana gelir. Kontrolü altında gerçekleşen olaylardan dolayı birey sorumlu tutulur; kontrolü dışında gerçekleşenlerden dolayı ise insan sorumluluk taşımaz.
Sağlıklı düşünceye sahip insan, değiştiremeyeceği yönleriyle barışmalı; değiştirebileceği ve iyileştirebileceği tarafları üzerinde çalışmalıdır. Gelişmelidir. Neyi iyileştirebilirsin? Düşünceni ona yönelt.
Epiktetos bir gün öğrencilerine sordu: “Hangi insan yenilmezdir?” Hiç kimseden ses gelmeyince sorusunu kendisi cevapladı: “Kendi iradesi dışında olan hiçbir şey yüzünden kaygılanmayan insan.”
Epiktetos’un dile getirdiği bu tek cümlelik hakikat, hayatın en muhteşem felsefi prensiplerinden biridir. Birçok felsefe okulunun, psikologların, hatta dinlerin dahi kabul ettiği bu evrensel ilke; her şart altında insanın ruhsal huzurunu koruyan, onu hayatın en ağır zorluklarından sağ salim çıkaran düşünceler sıralamasında rahatlıkla ilk beşe girebilir.
Dünyada birçok işin insanın kontrolü dışında olması meselesine, felsefe ekolleri arasında ilk kez MÖ 4. yüzyılda Stoacılar dikkat çektiler. Bu konuyu bir öğreti haline getirip uygulamaya başladılar.
Epiktetos, “Enchiridion: Manevi Hayata Kısa Rehber” adlı eserinin ilk bölümünde şöyle der:
“Var olan şeylerin bazıları bizim irademizdedir, bazıları ise değildir. Yargılarımız, çabamız, isteklerimiz, bir şeyden kaçınmamız gibi bize ait ne varsa hepsi kendi irademizdedir. Bedenimiz, malımız mülkümüz, şöhretimiz, kariyerimiz; kısacası bize ait olmayan ne varsa gücümüzün sınırları dışındadır.”
Öyleyse değiştiremeyeceklerinizle barışın, kendinize teselli verin. Değişme ihtimali cüzi olan şeyler için ise her ne kadar olasılık az da olsa çabalayın ve onları düzeltmeye çalışın. Kendinize iyi bakın!
Son düzenleme:





