Son Paylaşımlar

Sitemize Hoşgeldiniz NeverFap Türkiye

Bize katılmak için kayıt olabilir veya giriş yapabilirsiniz.

Soru Sor >>>

NeverFap hakkında sormak istediğiniz soruları buradan sorabilirsiniz. Sağdaki simgeye tıklayarak gidebilirsiniz.

Forum Rehberi >>>

Neverfap Türkiye Forum kurallarını öğrenmeniz ceza almanızı engeller. Kurallarımızı okuyunuz. Sağdaki simgeye tıklayarak gidebilirsiniz.

Yönetimle İletişime Geç >>>

Sitemizi kullanırken yaşadığınız sorun ve önerilerinizi yöneticiler ile paylaşabilirsiniz. Sağdaki simgeye tıklayarak gidebilirsiniz.

Nevrotik Bir Vaka Olarak "İnsan"

cosmos

Mars Yolcusu
Katılım
11 Ara 2020
Mesajlar
225
Tepki puanı
168
Puanları
65
Konum
İstanbul
UYARI: Farkındalığı olmayan(entelektüel bir farkındalık) veya hemen hemen hiç depresyon, sosyal fobi, antisosyal kişilik bozukluğu, anksiyete, nevrotik bozukluk, duygu-durum bozukluğu ve benzeri hiçbir rahatsızlık geçmişi olmayan, extrovert(dışadönük) karakterli kimseler lütfen okumasın! Burada okuduğunuz zaman elinize geçecek herhangi bir şey yok, aksine zararlı çıkabilirsiniz.

Birilerinden Mesihlik bekledim. Kim olursa işte… Bana değer versin, beni dinlesin, beni sevsin, beni bir şekilde kurtarsın. Özellikle bir karşı cins; gözümün içine bakarak, benimle konuşmayı gerçekten isteyerek konuşsun istedim. Mecburiyetten, iş veya aynı ortamı paylaşma sebebiyle değil. Benimle, ben olduğum için vakit geçirmek istesin, istedim. Olmadı. Elimden geleni yapmaya çalıştım. İnsanların gözlerinin içine bakarak onlarla yüksek sesle konuşmaya başladım. Bakımlı olmak için uğraştım, kişisel gelişimimi kenara bırakıp onların boş muhabbetlerine dahi katıldım, hatta kendimi zorlayarak kahkalarla güldüm(iyi bir oyuncuyum). Ve tabii insanlar tarafından mutlaka fark ediliyor, pozitif yönde bir değişim sergilediğini düşünüyorlar ve onlara daha çok benzediğin için seninle biraz daha yakın olmaya başlıyorlar. Ama bu yakınlık bir yere kadar sürüyor, sonra herkes kendi yoluna gidiyor. Kimse sizin ne yaşadığınız, ne hissettiğiniz, neye inandığınız, neye ihtiyaç duyduğunuzla ilgilenmiyor. İnsanların zihninde oluşturduğunuz etiketler çabucak silinmiyor. Sadece o değil sizin çocukluktan getirdiğiniz çevresel etkenlerle şekillenen alışkanlıklarınız, topluma olan bakışınız da kolay kolay değişmiyor. Boş konuşmanın iyi bir şey olmadığını düşünüyorsanız veya size böyle öğretildiyse bir yerden sonra sırf sohbeti devam ettirmek için konuşmak işkence gibi geliyor ya da başkalarının boş muhabbetine katlanamaz oluyorsunuz. Ama inanın insanlar için ne konuştuğunuzun değil, ne kadar çok konuştuğunuzun önemi var. Yeter ki konuşun işte, insanlar arasında vazgeçilmez olursunuz.

Bu benim yetiştirilme tarzıma da, insanlık hakkındaki düşüncelerime de hatta birinci dereceden felsefi konumuma da(psikolojik egoizm ve rasyonel egoizm arası bir yerdeyim) çok ters bir şey olsa bile yaptım ve büyük ihtimalle yapmaya devam edeceğim. Ancak benim hakkımda insanların zihninde yerleşik olan birçok farklı parametre engeli var, burada söylemek istemiyorum, bunları aşmak oldukça zor. Gerekli fiziksel ve zihinsel çabayı harcamak cidden baya yorucu. Karşılığında yalnızlığım bitiyor mu, bitecek mi? Maalesef hayır. Mutlu olacak mıyım? Hayır. İlginçtir ki, asosyalliğin çok dibine vurup deliler gibi siyasi makaleler okuyup-oyun oynadığım 10 yıl önceki zamanlarda saf bir şekilde mutluydum. Hayat yaşanabilirdi ve tek sorun okulun sıkıcılığıydı. Bir an önce eve gidip okumak, müzik dinlemek, oyun oynamak, "chat yapmak"tan oluşan o dünyama kendimi atmak istiyordum(internetin yeni yeni yaygınlaştığı zamanlardı 2008-2011 arası). Şimdi ne yaparsam yapayım o seviyeye hiçbir zaman erişemiyorum. Bu sanırım farkındalık ile alakalı. Evet, artık ben farkındayım. Neyin mi? Yaşadığımın, zamanın çok hızlı aktığının, hayatta çok önemsediğimiz birçok şeyin aslında anlamsız ve bomboş olduğunun ve bir gün öleceğimin. Önceden neydim o halde! Sanırım otomatik pilot gibi bir şey oluyor bu durum ve bu dış dünyada gördüğünüz insanların önemli bir kısmında, yaşa bakmaksızın, mevcut o yüzden bu kadar umursamaz ve mutlular. Ama biraz okuyup eden, biraz araştıran, düşünen, sorgulayan insanlar yavaş yavaş o farkındalık düzeyine erişiyorlar ve saf mutluluktan adım adım uzaklaşıyorlar.



Hayvanlara bazı davranış biçimlerimizle çok benzediğimiz aşikar. Yalnız kalmaktan korkmak ve diğer türdeşlerimize çok önem vermek de bununla alakalı bir durum. Atalarımız yalnız kalmamaya ve ne olursa olsun topluma uyum sağlamaya çalışmışlardır. Sebebi ise gayet basit ve temel bir şey; hayatta kalma içgüdüsü. Çünkü yalnız başınıza avlanmak çok zor, kendinizi vahşi hayvanlara karşı korumak çok zor, alet yapmak çok zor. Kalabalık ve işbölümü sizi bu yüklerden kurtarıyor ve hayatta kalma olasılığınızı müthiş bir şekilde arttırıyor. Bu yüzden yalnız kalmaktan veya toplumdan atılmaktan/dışlanmaktan çok korkuyoruz. Hatta belki de bunun için verdiğimiz psikolojik reaksiyonlar (hüzün, depresyon) bu arkaik içgüdülerimizin bir eseri ki bize “yalnız kalmanın kötü bir şey olduğunun” sinyalini versin. Keşişler ise fiziksel tüm ihtiyaçlarımızı ve tepkilerimizi bir kenara bırakıp dağlarda, ormanlarda; erişebilecekleri en üst zihinsel seviyeye erişmek için yalnız kalmışlardır ve doğalarının gerekliliklerine karşı mücadele etmişlerdir.

Peki yalnız kalma korkunuzu tetikleyen etkenler sadece bunlar mı? Hayır, bir diğer önemli etken; üreme/neslini devam ettirme içgüdüsü. Hayatta kalma içgüdüsüne çok benzeyen ve aralarında birçok bağ bulunan bir içgüdü bu. Üremek istiyoruz ki bununla ilgili organlarımız ve arzularımız var. Ve ihtiyacımız olan şey bir karşı cins. Onun vücuduna karşı beynimiz ve vücudumuz tepkiler veriyor(hormonlar, dopamin). Çünkü en temel içgüdülerimizden birini doyuruyoruz. Ve bu sadece cinsel bir tatmin meselesi değil, onun size gülmesi, gözlerinize bakması veya size hoş birkaç kelime söylemesi; sizin bu yolda ilerlediğinizin, onun size değer verdiğinin, üreme/neslinizi devam ettirme potansiyelinizin gittikçe arttığının bir işareti. Böylece hem hayatta kalma içgüdülerinizi hem de üreme içgüdünüzü tatmin etmiş veya bastırmış oluyorsunuz.

Öyleyse tüm bunlar için değer yargılarımızdan, karakterimizden, alışkanlıklarımızdan, inançlarımızdan ve bizi biz(beni ben) yapan birçok şeyden ödün vermek durumunda kaldığımız ortada. Peki kendimizden vazgeçişimiz, herkes gibi olma çabamız sonuç verir mi, mutlu olur muyuz? Yukarıda da dediğim gibi büyük ihtimalle hayır. Çünkü “bastırdığımız ben” ile “toplumun olmamızı istediği ben” arasında hep bir nevroz var olacaktır. Ya tam tersi? Yani olduğumuz kişi olup, toplumun değer yargılarını umursamasak ve gitgide yalnızlaşsak(neet veya hikikomori gibi)? Bu sefer de, dışlanmışlığın ve kendini soyutlamışlığın verdiği bir vicdan azabı, doğamız gereği(yukarıda sebeplerini saymıştım) bizi hep takip edecek ve yine nevrozlar var olacaktır. Nevrotik bir vaka olmaktan kurtuluş yok mu? Ben henüz keşfedemedim. Üstelik az önce karakter, değer yargıları, inanç vs. derken birtakım insanlar için en önemli şeyden “din”den hiç bahsetmedim bile. Çünkü onun insan doğasıyla yarattığı nevrozlar bambaşka boyutlarda. Umarım ona bir başka yazıda değinirim. Biraz tehlikeli sular olduğu için acele etmek istemiyorum. Bu yazıyı bile neden yazdığımı bilmiyorum. Öyle kafamı biraz kustum hepsi bu.

Ha bir de şunu ekleyeyim; az önce farkındalık demiştim ya, işte ona bir de tüm bunların farkında olmayı ekleyin yani insan doğasının bu olduğunun kurduğumuz ve değer verdiğimiz birçok ilişkinin temellerinde bu kadar basit ve mekanik şeyler yattığının, neredeyse her şeyin ihtiyaç ve tatmin ikilisiyle birlikte anlaşılabildiğinin farkında olmayı; o zaman işler çok daha karmaşıklaşıyor…

Dipnot: Joker, Dorian Gray, Raskolnikov, Travis Bickle, Joseph Merrick ve Martin Eden yazdıklarıma iyi birer örnek olabilir. Ve tabii ki Schopenhauer okunmadan insan doğasıyla ilgili birçok şey eksik kalır.
insanlar senin için ne derse desin, hakkında ne düşünürlerse düşünsünler eğer sen her kimsen osun.
 

Bakenga

Münzevi
Üretken Üye
Katılım
30 Kas 2020
Mesajlar
113
Tepki puanı
304
Puanları
91
Yaş
25
Ne yaşadın bilmiyorum. Sen çaba harcamazsan kimse sana yardım edemez. Psikologa gittin mi? Samimi olmasan da birine anlatmaya çalıştın mı? Kapatma kendini. Ümit her zaman vardır bunun yaşla bi ilgisi yok. 25 yaş geç bir yaş değil.
Senharikabirisin Nasıl bir çaba harcamak gerekiyor? Onlar gibi olmaya çalışmak için kendinden ödün vermek yetersiz bir çaba mı?

alikronikro Sorduğum soruya bir cevabınız varsa yazın, anlamlı değil deyince anlamsız olmuyor. Dikkatli okursanız tüm bu sorulara rağmen kitabı yargılamıyorum, inanıyorum.
 

Senharikabirisin

Merkür Yolcusu
Katılım
5 Kas 2020
Mesajlar
170
Tepki puanı
171
Puanları
58
Senharikabirisin Nasıl bir çaba harcamak gerekiyor? Onlar gibi olmaya çalışmak için kendinden ödün vermek yetersiz bir çaba mı?
Gereksiz bir çaba. Başkasına benzemenin sonu yok. Kendin ol. Onlar dediğin başka insanlar mi spesifik birileri var mı? Arkadaş grubu mu? Yoksa kitaplardaki gibi bahsedilen onlar mı

Kitapları okuyup fazla etkilenmiş iç içe geçmiş olabilirsin. Şu karakterleri yazmışsın ya. Raskolnikov dorian gray falan. Kendini toplumdan ayrı görmemelisin. Hepimiz birbirimizden farklı olsak da benzer yönlerimiz çok. Hepimiz insanız.
 

Bakenga

Münzevi
Üretken Üye
Katılım
30 Kas 2020
Mesajlar
113
Tepki puanı
304
Puanları
91
Yaş
25
Gereksiz bir çaba. Başkasına benzemenin sonu yok. Kendin ol. Onlar dediğin başka insanlar mi spesifik birileri var mı? Arkadaş grubu mu? Yoksa kitaplardaki gibi bahsedilen onlar mı

Kitapları okuyup fazla etkilenmiş iç içe geçmiş olabilirsin. Şu karakterleri yazmışsın ya. Raskolnikov dorian gray falan. Kendini toplumdan ayrı görmemelisin. Hepimiz birbirimizden farklı olsak da benzer yönlerimiz çok. Hepimiz insanız.
Tabii ki yazdığım karakterlere benzer yönlerim var ancak onlar benimle benzeyen insanlara değil, dikkatli okursan nevrotik insanlara birer örnek. Hiçbir zaman Travis Bickle gibi bir kadını p*rno filme götürmeyeceğim veya bir fahişeyi kurtarmak için 3 kişinin katili olmayacağım. Hepimizin insan olduğunu biliyorum :D Ancak anlamadığınız şey, bazı insanlar bazı insanlardan bilişsel düzey hususunda farklıdır. Hiçbir insan bir diğeri ile eşit değildir ve olmamalıdır da.
Önce "çaba göstermelisin" diyorsun, sonra da "başkasına benzemenin sonu yok" diyorsun. "Kendin "ol." diyorsun, kendim olduğumda bu sorunlar ortaya çıkıyor zaten. Uzatmak istemiyorum, bu aralar biraz yazma hevesim var, birkaç gün içinde yazacağım herhalde, orada daha anlaşılır olur her şey.
 

neurosoft

Yoda
Katılım
10 Kas 2020
Mesajlar
349
Tepki puanı
577
Puanları
160
Mesihlik beklemenin yanlış olduğunu ben de biliyorum ancak öyle bir durumda(mücadele etmenize rağmen ilerleme kaydedemeyince) artık birinin/bir şeyin elinizden tutup o b*ktan halden çıkarmasını beklemekten başka çare kalmıyor.
O noktaya gelmek kadar kötü bir durum yoktur... Tamamen tükenmişlik ve boşluk hissiyatı. Bazen keşke her rüyam kabus olsa, paronayayla falan yaşasam da yeter ki çaresizlik konumuna düşmesem diyorum. Kelimeler kifayetsiz kalır anlatmaya. Hiçbir şey yapmakta istemediğin zaman dilimlerimden bir tanesidir. Gidip o en yüksek binadan aşağıya atlamak istersin ama hem araf korkusu hem de hiç olacağın ve yaşayacağın iyi şeylerin de silineceği korkusu buna engel olur. Sen de acı çekmeye devam edersin...
 

uçurtma avcısı

Yeni Fapstronot
Katılım
19 Kas 2020
Mesajlar
26
Tepki puanı
37
Puanları
14
izleyici1 Lütfen bilmeden konuşmayınız. İncil ve Tevrat'ı okudum. Dinler Ansiklopedisi okudum ki bu Okyanusya dinlerinden bile haberim var demek. Kur'an'ı kaç defa okuduğumu hatırlamıyorum bile (5-6 kez belki) ve hala okurum. Müslümanım. Dini görevlerimi yerine getiriyorum. Kur'an'da insan ve cinlerin kulluk etmek için yaratıldığı söyleniyor. Peki Allah neden "varlığı" yarattı? Dikkat edin soru bizim açımızdan neden yaratıldığı değil, Allah gibi müthiş yüce bir varlık bizi neden yarattı? Bilinmek için, sanatı ortaya çıksın diye falan bunlar çok saçma cevaplar. Allah'ın bunların hiçbirine ihtiyacı olmadığını inanan herkes bilir. Yine Kur'an'da dağlara bu teklifin yüklendiği ama dağların bunu kabul etmediği ancak insanların cahil olduğu için kabul ettiği ve yüklendiği söylenir. Ancak bana böyle bir şey sorulmadı ve ben de kabul etmedim. Ruhlar alemi diyeceksiniz ben öyle bir alem olduğuna inanmıyorum. Dolayısıyla dinde açıklayamadığım bazı şeyler olabilir. Ve ben tüm bunları kabul ederek bu dine inanıyorum. Allah ve ahiretin olduğuna ise hiç şüphem yok. Ancak Kur'an'ın içinde her şey yok. Birçok soru zihnimize geliyor. Soruların çok büyük bir kısmı "imtihan" ile gerçekten çözülüyor. Ancak pratikte insan bazı şeyleri kaldıramıyor, yine de sabretmeye çalışıyorum.
Kadınların Kur'an'da erkekleri huzura kavuşturmak için aralarında sevgi ve merhamet var ederek yaratması ile ilgili bir ayet olmasına rağmen dünyada birçok erkek yalnız yaşıyor ve ölüyor. Yani bu erkekler en temel nimetten faydalanamıyorlar doğal olarak bu insanların sorgulaması gayet normal. Ama tek çözüm "diş sıkmak". Bunun gibi birçok örnek var ama uzamasın.
çoğu insan bu sabrı veremiyor bunlardan biride benim. Akılda bu sorularla belkide daha fazlasıyla sabır etmek diş sıkmak bana göre samimiyetsiz geliyo. Din hakkında yazıcaklarını sabırsızlıkla bekliyorum çünkü bu yazın bende olupta ismini koyamadığım cümlelere dökemediğim birçok şeyi kavramama sebebiyet verdi.
 

Bakenga

Münzevi
Üretken Üye
Katılım
30 Kas 2020
Mesajlar
113
Tepki puanı
304
Puanları
91
Yaş
25
çoğu insan bu sabrı veremiyor bunlardan biride benim. Akılda bu sorularla belkide daha fazlasıyla sabır etmek diş sıkmak bana göre samimiyetsiz geliyo. Din hakkında yazıcaklarını sabırsızlıkla bekliyorum çünkü bu yazın bende olupta ismini koyamadığım cümlelere dökemediğim birçok şeyi kavramama sebebiyet verdi.
Çok büyük ve mühim şeylere inandığınız zaman küçük pürüzler katlanılabilir geliyor. Burada da durum böyle. Tanrı ve ahiret inancı benim için o kadar temel bir inanç ki, geri kalan hususlarda her şeyi rasyonalize etme ihtiyacı hissetmiyorum. Sanırım yazıda dinin insan doğasıyla çatışması ve yarattığı nevrozları yazacağımı söylemiştim. Umuyorum ki en kısa sürede yazarım.
 
shape1
shape2
shape3
shape4
shape5
shape6
Üst