Yüzüme 5 dakika buz uyguladım, dişimi fırçaladım ve şu an uzanıyorum.
Not: İçimi döktüğüm uzun bir yazı oldu. Okuyup okumamak size kalmış; okursanız vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.
Biraz dövüş kariyerimden ve psikolojik olarak zorlandığım taraflardan bahsetmek istiyorum.
Öncelikle profesyonel spor herkese göre bir şey değil. Antrenman yapılır, her gün yaparsın, hırslı olursun vs. ama profesyonel olmak bambaşka bir şey. Bunun sadece cesaretle, yürekle ya da başka basit kavramlarla açıklanamayacağını yeni yeni idrak ediyorum. Önceden daha farklı bakıyordum.
Ben spora hobi olarak başladım ama sonra işler ciddileşti ve bu sporu profesyonel yapmayacaksam bir anlamı yok diye düşünmeye başladım. Ailem ise beni bundan caydırmak için “dayak yersin, döverler seni” gibi söylemlerle soğutmaya çalıştı. Durum böyle olunca iş bende inada bindi.
Akrabalar da ayrı bir konuydu. Kendi ezikliklerini bana yansıtıyorlardı. “Para verip dayak yiyorsun” gibi sözlerle dalga geçmeye çalışıyorlardı. Bunlar mentalimi kötü etkiliyordu. Canımı sıkıyordu. Ben bir yola girmişim; ya destek olun ya da susun, bu kadar basit. Ama illa egolarını şişirip beni küçümsemeye çalıştılar. Hayatında bir şey başaramamış, denemeye bile cesaret edememiş insanlar sadece konuşur.
Neyse, aile ve akrabaların söyledikleri bu işi daha da inada bindirdi ve ilk maça çıktım. Maçta ilk yumruğu yediğim an bu işin bana göre olmadığını anladım. Maç bitti, kaybettim. Sonrasında yine aynı söylemler başladı. Ben bunu kendime yediremedim. Profesyonelin bana göre olmadığını anlamış olsam da bunu çevreme göstermem gerektiğini düşündüm. Korkmadığımı, cesaretli olduğumu kanıtlamaya çalıştım.
Ama şunu ıskaladım: Karşımdaki insanların benim seviyemde olmadığını, onların düşüncelerinin benim hayatımı belirlememesi gerektiğini fark edemedim. Bir şekilde devam ettim. Antrenmanlarda çok iyiydim; hatta mütevazı olmayacağım, çok iyi durumdaydım. Ama iş maça çıkmaya gelince olmuyordu. Fiziksel ya da teknik bir sorunum yoktu. Sorun tamamen mentaldi.
Maça iyi başlasam bile devamını getiremiyordum. Sanki her şey kötü gidiyormuş gibi hissediyordum ve mücadeleyi bırakıyordum. Bu yüzden kazanabileceğim maçları bile kaybettim.
Artık şunu net bir şekilde anladım: Profesyonel arena bambaşka bir yer. Cesaretli olmak ya da korkusuz olmak tek başına yeterli değil. Ben ise “bırakırsam korktuğumu düşünürler” diye devam ettim ve bu durum her şeyi daha kötü hale getirdi.
Şimdi bıraktım diye “zaten sürekli dayak yiyordun” gibi şeyler söylüyorlar. Bir ara onlara başarılı olamasam bile bu işin bana neler kazandırdığını anlatmayı düşündüm ama sonra vazgeçtim. Çünkü kime neyi anlatacaksın? Karşımdakiler bunu anlayabilecek insanlar değil.
Ama gerçekten hayatımda yaşadığım en değerli tecrübelerden biri oldu. Mesela:
Öncelikle dövüşmeyi öğreniyorsun, kendini korumayı biliyorsun. Karşındakinin açığını çok net görebiliyorsun.
Profesyonel olarak ringe çıktığında, hayatta seni senden başka kimsenin kurtaramayacağını çok net anlıyorsun. Hakem sayarken kenardan “kalk” diye bağırırlar ama kimse gelip seni kaldırmaz. Gerçek hayatta da böyle; insanlar tavsiye verir, üzülür ama kimse senin yerine mücadele edemez.
Vücudunun sınırlarını zorluyorsun. Antrenmanlarda bazen bir yumruk ya da tekme atacak halin kalmazken yine de atıyorsun ve her antrenmanda bir öncekinden daha iyi hale geliyorsun.
Mental olarak çok daha dayanıklı oluyorsun.
Ringde maddi unsurların bir anlamı kalmıyor; para, madalya vs. gözünde olmuyor. Bu yüzden manevi olarak güçlü olman gerekiyor. Ben de maneviyatımı bu süreçte güçlendirdim.
Bunlar benim için çok değerli kazanımlar. Ama bunları anlattığımda insanların boş boş bakacağını biliyorum. Çünkü onların bakış açısı bu kadar. Bu yüzden artık beni eleştiren insanların hayatta ne başardığına, ne tecrübesi olduğuna bakarak onları ciddiye alacağım.
Gerçekten cahil insanlar çok dar düşünüyor. Az biraz deneyimi olan insanlar böyle konuşmuyor.
Bizim toplumda da bu çok yaygın. Kendinden biraz ileride birini görünce hemen aşağı çekmeye çalışıyorlar. Bir şeyler yapmaya çalışan insanları küçümsemeye çalışıyorlar.
Ama artık şunu düşünüyorum: Bırakın da biz de kendi yolumuzu bulmaya çalışalım.