Geceyi bu kadar güzel yapan nedir? Gökyüzündeki karanlık mı? Sessizlik mi? Yoksa gecenin içinde var olmaya çalışan birkaç insanla birlikte olan hissiyatı mı? Yok aslında gece o kadar da güzel değil. Sabahı bu kadar güzel yapan nedir? Güneşin ufuktan çıkmaya çalışması mı? Gene sessizlik mi? Yoksa yaşam gibi, hayat gibi yeni bir başlangıcı simgelesi mi? Yok sabahta o kadar güzel değil. Peki öğle vaktini bu kadar güzel yapan nedir? Hareketliliğimi, devam eden seyrin en optimum noktası olması mı? Gürültü mü? Yok aslında oda güzel değil. Peki bunlar güzel değilse, güzel olan nedir? Hissettiğğimiz bu duyguların bir anlamı olsa gerek?
- Merhabalar efendim, geç mi yatarsınız?
+ Evet, o gecenin uğultusu beni dinç tutuyor. Daha iyi odaklanabiliyorum.
- Ben Oxfor'da iken, gece 3-4 sularında uyurdum çocuklar. Herkes yatardı ama ben çalışırdım.
+ Şey... Hocam neden erken kalkmıyordunuz?
Aslında şöyle bakınca ne gece, ne de gündüzün insan üzerinde bıraktığı etkinin insandan bağımsız olduğu söylenemez. Bazen kalabalığın arasında insan boşluğa dalar. Herkes bir anlığına yok olur. Bu hissi yaşayanlar beni anlayacaktır. Arkanızdan, önünüzden geçen insanlar anlamını yitirir. Birini çarpsanız kendinizi kontrol edemeyecek hale gelirsiniz. O an öylecek donakalırsınız, bacaklarınız arka beynin emriyle ileri doğru adımlarına devam etmektedir ama zihniniz... O an bambaşka bir yerdedir. O an yıldızları, geleceği, geçmişi, bir kızı, arkadaşını, empatiyi, varlığı ve daha nice kavramı düşünüyordur. Keşke bunları gece yapıp işin içinden sıyrılsaydık. Gerçi hakkını yemeyelim, beynimiz birçoğunu uykuda bizim için ayıklıyor ama bazı konular var ki beyin ne olduğuna karar veremiyor. Tutalım belki lazım olur klasörünü atıyor ve işte arka beynin ayaklara hükmettiği o an klasörden çıkan dosya beyni bir an durduruyor. Sahi bu nedir? Yıllar önce lise arkadaşın sana güncel bir hayat dersi bile verebiliyor. Bir asker hikayesinden empatinin önemini anlayabiliyorsun. Ne kadar kibirli olduğunu bir hırsızdan öğrenebiliyorsun? İşte o an sokağın ortasında dona kalıyorsun. Çok yazık, diyorsun. Bunu şu an fark etmem benim için çok yazık oldu. Oysa yıllar önce bunu öğrenebilecek bir olay yaşamıştım. Fakat ancak şimdi tetiklenen ufak olayın yıllar önceki büyük olayı ayağa kaldırmasıyla bilgi pekişiyor. Ne kadar da üzücü değil mi arkadaşlar? Her an yaşadığımız an farkındalığımızın ne kadar az olduğunu şaşırmayalım mı? Bugün ne yedik, ne yaptık, dünden farkımız neydi diye sorsak hepimiz bir sendeleyeceğiz? O halde 16 saatlik bir zaman diliminde gördüğümüz ve deneyimlediğimiz onca şeyin gerçekten bir anlamı yok mu?
Tamam fazla abartmayalım. Bunu seçebiliriz gibi, ne dersiniz? Şöyle yapalım... Bilincimizi kuvvetlendirelim ve farkındalığımızı geliştirelim. Ne demek istiyoruz? Sürekli öğrenme halinde olmayı kast ediyoruz yani artık bir şey yapmasakta yeni şeylere odaklanabilelim istiyoruz. Fakat böylece bilgilerin kök salması sorun olmaz mı? Yok, olmaz. Bilgiler birbirine bağlandıkça geliştiği için ne kadar yeni bilgi geçmişte yaşanan deneyime bağlılık yapacağını belirliyor.
Buradan şu sonuç ortaya çıkıyor. Farkında olduğunda her şey farklı oluyor. Öğrenmek veya bilmekten veya verimlilikten ziyade anlık olarak ne yaptığının farkında olmak her şeyi değiştiriyor. Futbol oynadığının farkında olursan yıllar önce öğrendiğin ve fark etmediğin bir bilgin tetiklenebiliyor. Ya da kitap okurken aynı şey olabiliyor. Fakat bu bizi yormayacak mı? Her an fark etmek. Evet yoracak. Açıkcası bende bilmiyorum her an nasıl uyanık ve atik olunacağını ama şunu biliyorum ki git gide daha kolay ve keyifli hale gelecek. Her an bir öğrenme deneyimi şelalesine dönüşebilecek. En boş aktivite bile farkındalık sayesinde başka şeylere sebep olabilecek. En sıkılgan anında , bu duyguyu fark etmek sana kendini tanıma özgürlüğü sunacak. Bir insana bahşedilecek bundan daha büyük bir nimet var mıdır bilmiyorum. Fark etmek.. Hepsi bu!