Son Paylaşımlar

Sitemize Hoşgeldiniz NeverFap Türkiye

Bize katılmak için kayıt olabilir veya giriş yapabilirsiniz.

Forum Rehberi >>>

Neverfap Türkiye Forum kurallarını öğrenmeniz ceza almanızı engeller. Kurallarımızı okuyunuz. Sağdaki simgeye tıklayarak gidebilirsiniz.

Yönetimle İletişime Geç >>>

Sitemizi kullanırken yaşadığınız sorun ve önerilerinizi yöneticiler ile paylaşabilirsiniz. Sağdaki simgeye tıklayarak gidebilirsiniz.

Rodion Romanoviç | Günlük

Rodion Romanoviç

Raskolnikov
Üst Düzey Moderatör
Çevirmen Üye
Katılım
16 Şub 2021
Mesajlar
1,078
Tepki puanı
2,633
Puanları
180
Konum
Türkiye
01.06.2025

O halde kötülüğümüz kelimelerin arasında kaybolmaya devam etsin. Bir şeyler karalamaya devam etmek istiyorum. Yazmak, en azından, farklı hissettiren konu. O halde yazmak lazım diyorum ve kendimi geliştirmeye, ulaşmaya çalıştığım bu yolda bir şeyler karalamaya devam etmek istiyorum.
 
Son düzenleme:

Black Rose

Admin
Forum Yöneticisi
Katılım
5 Kas 2020
Mesajlar
1,228
Tepki puanı
3,285
Puanları
180
01.06.2023

O halde kötülüğümüz kelimelerin arasında kaybolmaya devam etsin. Bir şeyler karalamaya devam etmek istiyorum. Yazmak, en azından, farklı hissettiren konu. O halde yazmak lazım diyorum ve kendimi geliştirmeye, ulaşmaya çalıştığım bu yolda bir şeyler karalamaya devam etmek istiyorum.
Neredesin be adam. Yaz, daha çok yaz.
 

Rodion Romanoviç

Raskolnikov
Üst Düzey Moderatör
Çevirmen Üye
Katılım
16 Şub 2021
Mesajlar
1,078
Tepki puanı
2,633
Puanları
180
Konum
Türkiye
02.06.2023 (Elim istemsizce 3 yazmış, birkaç kere daha oldu bu sıralar. Neden bilmiyorum! hahaha)
Sıradanlık günümüze hakim oldu ama bazen yapacak bir şey olmuyor. Sıkılmanın kötü bir şey olduğunu sanıyorum. Belki de burada bir yanlış yapıyorum. Bazen sıkılmak ve hiçbir şey yapmamak gerekiyor, durup düşünmek farkına varmak gerekiyor. Eğer sürekli koşuşturmaca içinde olsaydım nasıl farkında olurdum? Durup düşünmek için fırsatım olmazdı ama sıkılarak ve boş kalarak en azından buna bir fırsatım oluyor. bu anları kendime eziyet verici şeylere yönelerek değil, kendimi fark ederek değerlendirmem gerekiyor. İçe değil dışımızda ,hayır o espriyi yapmıyorsunuz lütfen. Sevgi nerede? İçimizde içimizde.. e biz niye geldik o zaman. Tamam konu dağılmasın! Kısaca küçük adımlar büyük atılımlara netice verecek , bu en büyük yapacağımız aktivite olacka.

Yarın biraz İngilizce çalışmak ve bir şeyler yazmak istiyorum. Sabah inşallah erken kalkacağım ve günümü sabah değerlendirmeye çalışacağım.
 
Son düzenleme:

Rodion Romanoviç

Raskolnikov
Üst Düzey Moderatör
Çevirmen Üye
Katılım
16 Şub 2021
Mesajlar
1,078
Tepki puanı
2,633
Puanları
180
Konum
Türkiye
03.06.2025

Gerçekten amaçsız kalmak çok kötü bir şey. Amaçsızdan ziyade amacının bir sonucunu görmeden yaşamak çok feci. Yani bir şeyler yapıyorsun ama buna değip değmeyeceğini öğrenmenin anlık bir yolu yok. Yani , o yolda sadakat göstermelisin , cazibeye sahip diğer işlerden sıyrılmalı ve istikamette devam etmelisin. Ha, bu arada cazibeye sahip diğer olaylar dediysem kötülüklerden sakınmak olarak algılamayın. Her insan belli bir noktada iyi olabilir ama iyi olacağı birçok alan olabilir. Matematikle arası iyi olan biri birçok şey yapabilirdi. İşte burada seçim yaptığında diğer tüm seçimlerden vazgeçmiş oluyor. Üzücü ama durum bu. Burada diğer tüm seçimler istikamette kalmaya çalışırken belki de cazibeye sahip olarak önüne çıkacak.

Bir anda sana şu soruyu sorduracak: "Yanlış seçim yaptın! " Belki de haklı, belki de değil! Bilemiyorsun! Yönlendirmeler ve neyi doğru yapacağına karar verene kadar hayat akıp gidiyor. Bu tavsiye eskiden sıradan gelirdi bana hala şüpheli ama yine de elde tutulası geliyor: Ne olursa olsun bir şeyde en iyi ol! En ufak şey olsa bile. Sanırım bunu deneyenler, bir noktada sınırları aşıp daha özgürce kararlar verebilecek durumda kendilerini buluyorlar çünkü bir şekilde kendilerini ispat ediyorlar. Önce kendi kendilerine sonra herkese! Bende bunu yapsam gerek.

Bayrama az kaldı, hayat akıp gidiyor fakat durmaya gelmez. Yarın erken kalkmam artık şart oldu. Gün içim tahmin edilemez oluyor, şikayet edemem ama sabah her daim kafa sakinliği başka seviyede. Orayı değerlendirmek her zaman daha önemli.
 

Rodion Romanoviç

Raskolnikov
Üst Düzey Moderatör
Çevirmen Üye
Katılım
16 Şub 2021
Mesajlar
1,078
Tepki puanı
2,633
Puanları
180
Konum
Türkiye
05.06.2025, 06.06.2025, 07.06.2025

Minareden hoplarım, bayramınızı kutlarım.

(bayram telaşı)
 

Rodion Romanoviç

Raskolnikov
Üst Düzey Moderatör
Çevirmen Üye
Katılım
16 Şub 2021
Mesajlar
1,078
Tepki puanı
2,633
Puanları
180
Konum
Türkiye
Uzun uzun düşünüyordu, bir şeyler yapmak isteğini onca seneden sonra ilk defa bu kadar yoğun hissetmişti. Kanepede yayılırken ciddi bir konuda düşünemediğini fark etmişti. Hayat, kısa ve basit konuların arasında onu boğmuştu. Oysa , daha büyük olmak mümkün müydü? Neydi bu büyük olmaktan kasıt? Küçük çocuklara sorular yöneltiliyor! Büyüyünce ne olacaksın? Şey.. Ben.. Cevaplar meslek gruplarıyla özdeşleşiyor. Oysa bir şey olmaktan kasıt bu mu olmalı? Doktor Kemal, Mühendis Cemal, Terzi Mustafa... bu insanları tanımlayan meslekler onların gerçekten karakterine bir nişane mi vuruyor! Sıkıldı... Gerçi artık sıkılmak kelimesi de anlamını yitirmişti. Sıkılabilmek için önce hak edilen bazı davranışlarda bulunabilmek gerekiyordu. Bunun bilincin de olsa gerek sıkılmak bile ona acı veriyordu. Sıkılmaya hakkı var mıydı? Başaramamış birininin sıkılmaya dahi hakkı yoktu. Gözünde büyütme dedi kendi kendine... Su akar yolunu bulur, su testisi su yolunda kırılır değil mi? Hayır, bunlar artık bayatlamış atasözleri diye düşündü. Su testisi artık su yolu dışında bir yerlerde de kırılabiliyordu, hayat tüm karmaşayı üstüne yıktığından beri su testisi artık bambaşka yollarda da kırılabiliyordu. Su akıp yolunu bulamıyordu, önüne açılan yolları takip ediyordu! Atam, büyük .... burada bana derin bir anlam vermeye çalışmış! Su her zaman olması gereken yolu bulur ya da bu kadar üzülme her şey yoluna girecek. Haklarını vermek gerek, bu kadar ince ifade etmek gerçekten büyük yetenek.

Kapı çalındı. Anlık irkildi, kuş sesli kapı sesini değiştirmesi gerekiyordu. Cik cik cik cik cik... Anlık yükselen ve sonrasında sükûnet ile sonuçlanan bu zil sesi her seferinde bunu yapıyordu. Oysa tam tersi olsa güzel olurdu. Sükunet ve buhran... Burada en azından ilk başta irkilmezdi. Kapıya doğru yönelirken karaciğerinde derin bir acı duydu. Artık önemseyecek iradesi bile kalmamıştı. Bu acı artık akışın içerisinde ona yaşamı hatırlatan bir hatırlatıcı gibiydi. Evet yaşıyorsun, karaciğerin hayatına tutunmaya çalışıyor. Karaciğer son nidalari ile bağırıyor. "Ölmek istemiyorum"!

- Kargo!
+ Kod vermeme gerek var mı?
- Evet efendim, gelmiş olmalı?
+ Bir bakayım,
- ......
+ 9865
- Teşekkürler, iyi günler dilerim.

Kargoyu açmıyor. Bir köşede tekrardan önemsiz düşüncelere dalmaya devam ediyor. Bunlar önemli hissetmesi için gereken son çalışmalar. Olmadı , başkası görmeyince düşünmenin anlamı kalmıyor. Düşünmekten sonuç çıkmıyor. Atılmadan herkes sizin ne olduğunuzu asla bilmiyor. Sonsuz sonuç tek bir eylemde birleşiyor. Çok garip diye düşündü! Ne yapsa yapsın başarısız olacaktı, hep daha iyisi mümkün olacaktı! Hep bir varyasyon olacaktı ve daha iyi bir sonuç verecekti. Hayatı bu kadar basit bir olasılık hesabına indirgediği için utandı. Bu en basit tabiri ile aptallıktı. Sonuçlar her zaman görünenden farklı anlamlara sahipti. Belki şu anda odada biri daha olurdu. Belki güzelce eski yaşamlarından bahsederlerdi. Belki de "o" olurdu. Kendisine değer veren biri. Ona bazı önemsiz düşüncelerinden bahsederdi, oda kendi önemsiz düşüncelerini anlatırdı. Önemsizler kategorisinden bir başarı almayı başarırlardı. Koltuğa daha da gömüldü.

Kargoyu açtı, kar küresi almıştı! Ters çevirdi ve içindeki tüm tanecikler yer çekimi kanunu etkisiyle küre içinde ters düştü. Yavaşça düşüşlerini izledi. Üzüldü. Üzerinde yazdırdığı notu okudu!

"Ne yazılır bilemedim, doğum günün kutlu olsun ..."

Tekrardan kenara koydu. Şu yazıyı bile tonca düşünceden sonra yazdırmıştı. Basit bir hata yapmayayım korkusuyla tonlarca hata yaptı. bu kadar basit konularda dahil uzun uzun düşündü. Hayat yaşanması basit ama düşünmesi zor bir süreçti. Başta düşündüğü soruyu tekrar kendine sordu? Nasıl büyük olunurdu? Büyük olmak gerekli miydi? Yapması gereken kendisinin yapabildiği bir şeyi ne pahasına olursa olsun yapmak değil miydi? Bunun için karşısına ne çıkarsa çıksın dik durmak değil miydi? Fazla düşünmeden tek bir amaç uğrunda hayatını feda etmesi demek değil miydi?

Eline kağıt kalem aldı. Kartın üstündeki yazıyı sildi. Üzerinde tekrardan şu yazıyı düştü.

"Doğum günün kutlu olsun ...! Bilmeni isterim ki seni çok seviyorum. Bunu söyleyecek cesaretim asla olmadı ama sadece bunu bilmeni istedim! "
 

Rodion Romanoviç

Raskolnikov
Üst Düzey Moderatör
Çevirmen Üye
Katılım
16 Şub 2021
Mesajlar
1,078
Tepki puanı
2,633
Puanları
180
Konum
Türkiye
02.07.2025

İlk defa bu kadar derin bir buhranda olduğumu hissediyorum. Her zaman umutlu ve bir yolun olacağını düşünen bir insan oldum ama ilk defa bu kadar köşeye sıkışmış hissediyorum. Aramak, bulmak adına hiçbir şevk hissetmiyorum. Denersem hayatımın olumlu anlamda değişeceğini biliyorum ama hayal kırıklığı hiç peşimi bırakmıyor. Denedikçe pozitif bir tutumdan çok daha fazla sorunun olduğu bir süreçte buluyorum kendimi. Belki de fazla abartıyorum. Eminim bir yolu bulunacaktır.
 

Rodion Romanoviç

Raskolnikov
Üst Düzey Moderatör
Çevirmen Üye
Katılım
16 Şub 2021
Mesajlar
1,078
Tepki puanı
2,633
Puanları
180
Konum
Türkiye
05.10.2025


Şehir sanki bir şeyler fısıldıyordu. Trafik akarken arabalar birbirlerine bir şeyler söyleme çalışır gibi geldi ona. Şöyle derin bir nefes aldı, ama hasta olduğundan olsa gerek derin bir öksürük krizine girdi. Omzuna birinin dokunduğu fark etti;

- Beyefendi iyi misiniz?

Değildi, ama böyle şeyler insanlara söylenmeyecek şeylerdi. Bunu iyi bilirdi. Çocukluğundan itibaren saygılı ve insanlarla mesafesini korur tavırda olmuştu. Teşekkür edecek oldu ama öksürük peşini bırakmıyordu. Kadın seriden çantasından bir adet peçete çıkardı. Elinde kanlar vardı. Utanmıştı! İnsanlara böyle görünmek istemiyordu hele bir kadın karşısında böyle görünmek ona iyice yerin dibine gömmüştü. Kadın kibar sesiyle devam etti;

- İsterseniz hastaneye bırakayım sizi, ister misiniz?

Öksürük durmak bilmiyordu. Önünden yıllar ve önünde bir kadın duruyordu ama düşünmek imkansızdı öksürük olanca çabasıyla onu zorlamaya devam ediyordu. En sonunda yavaşladığını hissetti. Peçeteyi aldı ve kadına teşekkür etmek istedi.

+ Teşekkürler, sooo.. sorun değil. Özür dilerim, şeyy için şeyy kan oldu her tarafta.. kusuruma bakmayın.

Kadın inceden bir gülümsedi. Böyle şeyleri umursar gibi değildi. Ne garipti ki ona böyle gülümsemeler hep sahte gelirdi. İnsan derdi; bir kere yalanı görünce ikincisini görmeye gerek görmüyor. Gülünçlerin arkasındaki maskelere ne hacet, ben artık biliyorum ki hepiniz birer maskesiniz.

- Olur mu canım, insanlık vazifemiz. Gelin şurada bir çeşme olacaktı elinizi yüzünüzü yıkayın.

Şaşırdı, insanlarla fazla muhabbete girmez, girse bile resmiyet bir kenara bırakılmazdı. Kargo verdiği günleri düşününce ufaktan bir sırıttı. Kadın görmüştü, oda sırıttı. Şöyle bir giriş yapıyordu görevlinin odasına; diyordu ki kendi kendine, güleyim ki insanlar sevinsin güleyim de pozitif ortam olsun. Sırıtıyordu; aynı bu kadın gibi oda sırıtıyordu kargocuda. Kargocu resmiyeti bozmadan devam ediyordu; "Kod nedir?". Sevinçle söylüyordu, aynı bu kadın gibi yardımı en yüksek cephede tutmak istiyordu. İşlerini hızlandırmak, onlara olağanca yardım etmek istiyordu. Kargocu adam ise somurtmaktan geri durmuyordu.

Hayallerinden anlık bir sıyrıldı. Yerde idi , yerlerde kanlar vardı. Düşmüştü! Ne olduğunu hatırlayamadı , "kadın", dedi "bir kadın vardı", dedi. Ama etrafta kimse görünmüyordu. Yavaşça yere çöktü, şöyle ufaktan bir gülümsedi. Hayallerinde olduğu gibi. Tekrardan uykuya daldığını hissetti. Bir kadın , bir adam ve gülümsenin anlam ifade ettiği bir yer. Sokak bomboş idi böylesi daha hoş geldi ona. Gözlerini kapattı gülümsedi, sırıttı...
 

Rodion Romanoviç

Raskolnikov
Üst Düzey Moderatör
Çevirmen Üye
Katılım
16 Şub 2021
Mesajlar
1,078
Tepki puanı
2,633
Puanları
180
Konum
Türkiye
06.10.2025

Uzun uzadıya yürüyordu, birkaç kere böyle yürürken arabaların ona çarpacağını hissetmişti. Hatta bir keresinde öldüğünü düşünmüştü; ne dehşete verici bir andı. Dolmuş sağ tarafın müsait bir noktasında kendisini bırakmıştı ama hemen devam etmemişti. O ise dolmuşun önünden karşıya geçecekken sol şeritten hızla bir otomobil geçti. Rüzgarın serinliğini hala yüzünde hisseder gibi oldu. Öldüm demişti, bir adım daha atsam öldüm! Atmamıştı, neden oda bilmiyordu bunda hiçbir mantık ilkesi geçerli olmuyordu. Ne de olsa neden adımını atmadığı belli değildi. Sahi, neden atmamıştı? Neden ölememişti? Ölmemesi mi gerekiyordu? Biraz daha yaşamasının sebebi ne olabilirdi? Şansa mı yaşıyordu? Bunca koşulların gerçekleştiği evrende şansa nasıl yaşardı bilemiyordu! Ölmemişti işte! Belki de ölememişti, daha da kötüsü belki de ölmemesi gerekiyordu. Neden ölmemesi gerektiğini bir türlü anlamıyordu? Önemli biri değildi ama sahi ölüm adam seçmiyordu ki!

- Kardeşim arkana baksana ya

Önünde seri bir kaza olmuştu, fazla kurcalamadı. Ona neydi hem. Böyle şeylere karışmaya ne gerek vardı, zaten kafası doluydu. Sabahın erken saatlerinde muhteşem bir güne uyanmamış mıydı? Şöyle güneş gökyüzünden doğru kendisine sarı bir gülüş atmıştı. Dışarı çıkmış yürümüş ama internet ve priz yokluğundan olsa gerek çalışmasına başka yerde devam etmeyi tercih etmişti. İşte yürüyordu; bir kafe bulma ümidiyle devam ediyordu yoluna. En sonunda sağ taraftaki kafelerden birine girmeye karar verdi. Kendi kendine söylenip duruyordu, ya bu insanlar beni yargılar mı acaba? Şöyle kendimize yukarıdan bakan gözlerimiz olsaydı ne fena olurdu değil mi ya? Sırıttığını fark etti! Sahi komik olurduk, şöyle tipine bakardı insan! Kendine beğenmişler için gözler sadece ileriye bakardı, her ne kadar artık geriye, sağa, sola, kendimiz de dahil edilecek şekilde bakabiliyor olsakta bazıları sadece başkalarına bakmaya devam ederdi, buna emindi. Kendilerini beğenenler için standartlar yoktu. Onların kendilerini beğenmesi için yeterince istatistik toplanmamıştı. İnsan çevresinin toplamıdır diyorlardı. Kendini beğenmişler zümresi, kendi çevresinin toplamından kendini üstün görüyor böylece iki adet yeni gözüyle etrafa bakmaya devam ediyordu. "Neyse ya, birine girelim" dedi, kendi kendine!

- Merhaba,
+ Türk kahvesi var mıydı?

Arap kahvesinde Türk kahvesi soruyordu ama artık küresel dünya da böyle şeyler önemini yitirmişti. Irkçılık, ancak iki yeni gözüyle kendine bakmaktan ziyade etrafında kendini yükseltmeye yarayan şeylere bakanlara yarıyordu. Sonrasında geri kendilerine tepince de; "Ay, bizi bitiriyorlar, bizi eziyorlar" diyorlardı. Bunlar böyleydiler işte! Arka taraftaki sponsor temasını görünce biraz sevindi ama gene de amacını unutmadı. Ne kafe ne görevli, ders çalışacaktık!

--------------------------------------------------------------------------

Laf uzar torba dolmaz, bu hikayede böyle devam eder ama biz kısa keselim. Yaşanmış hikaye olsa idi hayranlık uyandırırdı belki de , bir gün sonra ölsem okur muydunuz? Tabi tabii öyle oluyor, ben ölünce değere biniyorum! Ne diyordu Orhan Veli:

Ölünce kirlerimizden arınır, ölünce bizde iyi adam oluruz!

Eee, bende şöyle azıcık ucundan iyi adam olurum? Olur muyum beyler, ne dersiniz? Öyle azıcık ucundan iyi adam olmak yetiyor mu? Namık Kemal ama "sen yanmazsan, ben yanmazsam" diyor! Azıcık ucundan iyi adam olarak hatırlanırsak nasıl aydınlık bir hatıra bırakacağız. Tabutumuzla beraber yaptıklarımızda karanlığa mı gömülecek? Yok yok o kadar da abartmayayım hikayedeki gibi öyle bir anda ölecek değilizdir? Ölür müyüz yoksa? Yarınım var daha ya , olur mu hiç öyle şeyler? Güneşe selam çakacağım. Yaşanacak günlerim var benim, ama ölüm beni bekler mi? Çıkarın bakalım şu istatistik verileri, en çok kimler ölmüş. Oh ben o yüksek zümreden değilim ne de olsa daha gencim? Ama ya o ihtimal bana sekerse, abartma sende canım, herkes ölümü bekliyor zaten. Sende bir zahmet bekleyiver. Ama ya yarın ölürsem? Ya her şey için çok geç ise? Ya bekleyecek vakit kalmadıysa?


Öyle oluyor beyler. Belki de son yazımı yazıyorum ve bunu bilemiyorum. Derin bir buhran oluyor. Belki de o dolmuşun orada ölüyordum ama yaşadım, böyle birkaç kere daha ölebilirdim. Aslında karmaşıklığa bakınca ölmemek çok garip kalıyor. Her gün yeniden ölebilmek gerekiyor ama ne hikmetse yaşıyoruz.

Çok öldük bugün biraz da yaşayalım. Hayat olağan rayında devam ediyor. Hala bir şeyler üretmeye devam ediyorum. Namazları savsakladım biraz onlara biraz odaklanmak istiyorum bu aralar. Bedenim ve ruhum bir olsun istiyorum. Karın ve mide bölgem çok ağrıyor bu aralar. Sanırım hareketsizlikten olsa gerek o yüzden haftalık bir spor planı yaptım? Ne dersiniz şöyle hafif evde egzersiz şeyleri de eklesem iyi olur mu? Yoksa sadece koşmalı mı? Sonra boğazımız var tabii, şu keloğlandaki uzun vardı ya aynı onun gibi yiyeceksin. Hakikaten adam ne zayıftı be. OKumak gerek birde, ama sıkılganlık vuruyor bu birazda neşesini kaybetmesi ve hızlı yaşmaya odaklanmasıyla oluyor insanın. Odak ve dikkat kayıyor ve sürekli erteleme yapılıyor.

Biliyorum kolay olmayacak, biliyorum yoracak, biliyorum her gün belki de öncekini yalanlayacak ya da sonrakini? Ama beyler yanlışlar doğruların başlangıçları değil miydi? Bir hata yapan dönemez miydi? Lütfen öyle olsun çünkü öyle olmasını istiyorum.
 

Rodion Romanoviç

Raskolnikov
Üst Düzey Moderatör
Çevirmen Üye
Katılım
16 Şub 2021
Mesajlar
1,078
Tepki puanı
2,633
Puanları
180
Konum
Türkiye
Belli bir amaç uğruna yapılmadığında eylemlerin ne kadar anlamsız olacağı çok garibime gidiyor. Diyelim siz bir oyun oynuyorsunuz, bu satranç olsun eğer amacınız belli değilse bir müddet sonra satrançtan sıkılmanız muhtemeldir. Aynı şekilde diyelim kız arkadaş istiyorsunuz ve hedefiniz bu ama net bir amacınız olmadığında bu hedef ulaştığınızda aslında amacınızın ne kadar dar olduğunu fark ediyorsunuz. Bu düşünce aslında insanda motivasyonu düşürüyor. Ne yani ulaştığım her hedef alışkanlık haline gelecek ise ben boşuna mı bir şeyler peşine koşuyorum? Aslında burada devreye amaç girer. Eğer mutlu bir aile amacıyla kız arkadaş isterseniz bu ulaşılmış bir hedef gibi görünse de tamamlanamamıştır. Ayrıca mutluluk net bir terim değil. O yüzden bu amaç uğruna çeşitli hedefleri tamamlamak gerekebilir.

Sanırım bu konuda ciddi sorun yaşıyorum. Her şeyi kısa süreli hedefleri niteliğinde yaptığımdan olsa gerek yüksek bir amaca hizmet duygusuna erişemiyorum. Tabii ki de bu yüksek amaç öncelikle dinim ve Allah idir ama bu dünyada bir amacım olduğunu hissediyorum ve dünyalık(!) bir şeyler başarmam gerektiğini düşünüyorum.
 

Rodion Romanoviç

Raskolnikov
Üst Düzey Moderatör
Çevirmen Üye
Katılım
16 Şub 2021
Mesajlar
1,078
Tepki puanı
2,633
Puanları
180
Konum
Türkiye
Bir öpücük ile uyanıyordu Ali, "Hadi yavruum kalk fabrikaya geç kalacaksın"! Ali bu sıcaklığı her hissettiğinde içi kıpır kıpır oluyordu. Kendinde tahayyül edemediği bir iştiyak uyanıyor ve birden yatağında zıplayıveriyordu. Annesinin sabah namazı için abdest aldığı gözlerine ilişiyor, hızlıca banyoya doğru seyirtiyordu.

Beraberce kahvaltılarını yapıyorlardı, köşedeki Semaver ne de güzel kaynıyordu. Ali bu semaverden çıkan buharı mutluluğa benzetirdi, ne de güzel yukarı doğru öylece giderdi. Hiçbir şey ona engel olamazdı. Sonra gözleri annesine doğru kayar Semaver ile annesinin mutlu tablosuna bakıp yüzünde hafif bir tebessüm oluşurdu. Bugün her şey olması gerekenden daha yeşildi. Evin avlusunda geçip dışarıya doğru yol aldı, annesine son bir öpücük verdi. "Güle güle yavrum, iyi çalış emi"! Ali mağrur ve gururlu yola doğru koyuldu. Fabrika bugün daha hareketli gibiydi, hızlıca işlerini halledip akşamleyin eve seyir etti. Annesi kapıyı açmıştı, içeriden yemek kokusu burun deliklerinden içeriye sızıyordu. "Hoş geldin yavrum, gel hadi gel ne bekliyorsun." Ali istemeden de olsa gene sırıttı. Yemek yiyince Yatsı namazını eda edip doğruca yatağa yöneldi. Ne de yorulmuştu bugün.

Ertesi sabah Ali her zamankinden geç kalkmıştı, saat sabahı geçmiş annesi onu uyandırmamıştı. Geç kalmışlığın verdiği acelelikle salona ilerledi annesini orada kımıldamaz şekilde buldu. Öylece kaskatı kesilmiş gibi duruyordu. Yanına vardı , seslendi ama cevap yoktu. İttirecek oldu ama üzerinde bir ölü katılığı vardı. Hiç ses gelmiyordu, Ali o an bir ölüye baktığını fark etti. Ağlayamadı öylece kesilip kaldı. Korkmuyordu, ölünün gözlerine bakıyor öldüğünü tahayyül edemiyordu. Demek ölüm böyle geliyordu. Aniden, beklenmeden... Ali bugün de her zamanki gibi bir öpücükle kalkacağını sanarken ölüm ona derinden bir oyun oynamıştı. Ali üzerine çöken soğukluğa aldırmadı, kıyafetlerini giydi. Semaver bugün yanmıyordu, bugün buharlar yukarı doğru yönelmiyor bugün mutlu bir tablo göremiyordu. Bugün bir ölünün katılığı vardı üzerinde , bugün etraf yeşillik değil gri bir tonda iyi ama gene de Ali kıyafetlerini giydi ve fabrikaya yöneldi.

Ertesi günler Ali eve her girdiğinde evi boş bir yığın olarka görüyordu. Üzerine sanki bir hayalet çökmüştü. Semaver kaynamıyordu, bahçe yeşil görünmüyordu. Semaver buharı yüzüne vurmuyor kaskatılığa destek atıyordu. Ali biraz böyle geçirdi. Sonra kendisine yeni bir güğüm aldı. Bahçe biraz yeşillenecek oldu, ev kaskatılığını üzerinden atacak oldu. Ali öylece düşünüyordu!


Not: Yazı Sait Faik Abasıyanık'ın "Semaver" hikayesinin esinlenilmiştir.
 

Delifisek

yalnız adam
Katılım
1 Ocak 2022
Mesajlar
121
Tepki puanı
237
Puanları
64
Konum
Türkiye
Başta "ben bunu nerden biliyorum?" dedim, sonra alta eklediğiniz notu gördüm. Ortaokulda Türkçe dersinde sınıfta okumuştuk bu hikayeyi. Maziye götürdü beni, paylaştığınız için teşekkürler.
 

Rodion Romanoviç

Raskolnikov
Üst Düzey Moderatör
Çevirmen Üye
Katılım
16 Şub 2021
Mesajlar
1,078
Tepki puanı
2,633
Puanları
180
Konum
Türkiye
Bana denk gelmek anca nasip oldu hocam. Oldukça sade ve düz anlatımı vardı yazarın. Ben okumadım, dinledim. O yüzden muhtemelen bazı yerleri farklı yorumladım. Gerçekten yazar tam Türkçe dersinde okunacak tarzda hikayeler yazmış. Kısa ve net, hayatın kendisi gibi.

Ben teşekkür ederim.
 

Rodion Romanoviç

Raskolnikov
Üst Düzey Moderatör
Çevirmen Üye
Katılım
16 Şub 2021
Mesajlar
1,078
Tepki puanı
2,633
Puanları
180
Konum
Türkiye
Karabaş

- Abi abi kalksana, abi abiii

Hasan'ın üstünde derin bir buhran vardı, kardeşinin bu dürtüşünü hülyasında gördüğüne emindi. 4 katlı inşaat halinde bir binadaydı. Yıldızlar parıltıları ile gökyüzünü buram buram parlatmıştı. Yüreğinde derin bir rahatlık, huzurunun gerçekten tanımlanmış bir hissiyatı vardı. Bu huzuru gerçek hayatında edinemediğini fark ediyordu o yüzden neredeyse bunun bir rüya olduğuna emindi. Kontrol etmeye veyahut dahil olmaya çalışmıyordu, gökyüzündeki yıldızlara bakıyordu, parıltılar gözüne giriyor kendisini huzura kavuşturuyordu. Ancak böyle huzurlu olabilirdi zaten, gerçek hayatı gözlerinin önüne gelmeye başlıyordu.

- Abi abiiii, kalksana yahu, köpek köpek gitmiş.

Gözlerinde mayışmışlık ile kalktı. Kardeşi Ömer'e şöyle bir baktı. Sanki yıldızlar gitmişte kardeşinin gözlerinde tekrardan o huzuru görmüş gibi oldu. Belki de bu kadar karamsar olmaya gerek yoktu. Hayatı iyisiyle kötüsüyle bazen yıldızlara bazen karanlıklara mahkumdu. Şimdi tekrardan yıldızları görüyordu ama kapının çalması ile karanlığa gömüleceğinden habersizdi.

Kapı sert sert vuruluyordu. Yeniden yıldızları düşündü, "keşke hiç uyanmasaydım" diyecek oldu. Kardeşine tekrardan baktı. Yerinden doğrulup kapıya yöneldi. Bazen insanların suratları söyleyeceklerinden daha ağır ifadeler içeriyor. Karşısında işte böyle bir surat görüyordu. Daha bir şey demeye kalmadan mahcubiyet modunu aldı. Özür dilemeye çoktan hazırdı, karşısındakinin egosunu tatmin etmesi gereğinin farkında bile değildi. Oysa konu ne ikili anlaşmaya varmak ne de bir sohbet ile sorunları çözmeye çalışmaktı. Hasan maalesef bu yüzündeki masumiyet ile sorunları çözmeye çalışacak kadar saftı.

- Hasan bu ne yahu, şu itini ikide bir salma demedik mi sana? Gelip bizim eve dadanıyor, mahvetmiş gene

+ Olmuş bir kere abi, kusura bakma. Koparıveriyor tasmasını kaçıyor. Bir dahakine daha sıkı bağlarım.

- İyi de Hasan'ım bir değil iki değil, kaç etti yani. Bir dahakine benim tek kırma ile gireceğim bu köpeğe haberin olsun.

+ Etme abi, köpektir ne yaptığını bilmez açlık işte bilirsin. Didişivermiş sağa sola.

- Açsa, sağa sola salmayacaksın Hasan. İpini sıkı bağlayacaksın. Hem ağzına yal koymadığın köpeği evde tutmayacaksın. Banene gerçi ama senin tarlan yok malın yok ne diye tutarsın bu köpeği, sal gitsin.

Hasanın gözlerinde artık iyice mahcubiyetin ifadesi belirir olmuştu. Karşı tarafın yükselen tavrı karşısında onunda yükselmesi gerektiğinin farkında değildi. Ne haddine idi köpeği salması gerekip gerekmediği, hem ona neydi köpeğin ipini sıkı bağlayıp bağlamadığı. Hasan'ın gözlerinde bulutlar vardı. Geriye doğru baktı, yıldızlar ışıklar görüyordu. Kardeşi masum masum kendisine bakıyordu, onun önünde böyle görünmek istemezdi ama ne çare, bazen çaresizlik tüm eti bedeni sarardı. Bir şey diyecek olmanın bedeli çok ağır olabilirdi. Hoş Hasan bir şey diyecek bir iki kelamı olsa dahi bunu yapabilecek cesarete sahip değildi. Hem annesi dememiş miydi ona, "Ne korkak şey oldun sen öyle". Elimde miydi? Herkes cesur olacak diye kaide mi vardı? Şöyle bir düşündüğünde insanların çeşitliliğine şaşardı. Farklı insanlar , farklı düşünceler, farklı yıldızlar, farklı çocuklar... Ne diye herkesin sanki bir fabrikadan çıkmasını isterlerdi ki insanlar? Ne diye kendisine iyilik yapanlara daha düşük seviyede bakardı?

Hem sade annesi de değildi, sevdiği kızda onu bu yüzden sevmemiş miydi? "Hasan sen iyi insansın ama bana göre değilsin." Hasan o günlerde zihninde bunun münakaşasını çok yapmıştı? Ne demekti bu? Yoksa o iyi bir insan değil miydi? Yoksa iyi insan olmak artık bir güzel ölçüt olmaktan çıkmış mıydı? Öyle demiyorlar mıydı eskiden? "Kumarı var mı damat beyin?" ! Baba göğsünü kabartarak, "yok efendim adımını atmaz". İyi insan olmanın artık kalite ile özdeşleşmediğini fark ediyordu acı verici şekilde. Gerçi böyle düşünceler ancak yıldızlara bakarken anlam kazanıyordu. Dışarıdan söyleyecek olduğunda bir iki kişiye hep tepki geliyordu! "Böyle şeyleri fazla düşünme Hasan, noldu Karabaş'ı veriyor musun Osman dayıya?"

- Anladın mı Hasan?

+ Anladım Hamdi amca, anladım.

- Bak bilirsin Osman dayın bu köpeği pek sever. Sana da demiştir, bana da düşmez gerçi ama bence ver gitsin. Hem sen rahatla hem ben.

Hasan tekrardan geriye dönecek oldu, kardeşinin gözlerinde bir iki damla yaş seziyordu. Hızlıca arka kapıdan çıkışını gördü. Karabaş'ın yanına gittiğine emindi. Oda ağlayacak olmuştu, gözlerine hakim olamayacak hale geldiğini hissediyordu. Neden böyle oluyor, anlamıyordu. Neden bazen insan çaresiz kalıyordu. Yapmamak istediği şeyler üzerine bir çivi gibi çakılıyor o ise umursuzca kabullenmek zorunda kalıyordu.

+ Bilirim Hamdi amca, bilirim. Bende bunu düşünüyordum zati, yarın götürüp veririm.

- Ha benim güzel kardeşim şöyle işte. Bu devirde böyle olacaksın, itmiş mitmiş bunlar ile uğraşmayacaksın pek. Gel kahvede çay ısmarlayayım sana.

+ Sağ olasın amca, ben bizim Ömer'e bir bakayım. Hadi görüşürüz.

Hamdi amca gerisin geri çıktı. Hasan bir müddet donuk halde bekledi. Hava kararıyordu, gökyüzünde hiç yıldız göremiyordu. Parıltılar gitmiş karanlıklar tüm köyü etkisi altına almış gibi geliyordu. Ömer'in yanına gitti, Karabaş'a sarılmış ağlar şekilde buldu. Oda yanlarına gitti, ikisini birden kollarını kocaman açarak kucakladı. Hava kararmış göz gözü görmüyordu. İki kardeş gökyüzüne doğru baktığında bir yıldız kaydığını gördüler. Hava bir anlık aydınlanmış sonra yeniden karanlığa boğulmuştu. Kardeşler o sıra birbirlerine baktılar, gülümsediler.
 

Rodion Romanoviç

Raskolnikov
Üst Düzey Moderatör
Çevirmen Üye
Katılım
16 Şub 2021
Mesajlar
1,078
Tepki puanı
2,633
Puanları
180
Konum
Türkiye
29.10.2025:

Şöyle 3 gün boyunca aralıksız uyumak istiyorum. Üzerimde anlam veremediğim bir can sıkıntısı ve yorgunluk var. Güne ne kadar enerjik başlasamda gün ortasına doğru iyicenek yoruluyor ve tüm motivasyonumu kaybediyorum. Bunun iki sebebi olabilir; ödül sisteminin eski halini gelene kadar böyle bir süreç geçirmek şart ama bana bu kadar ağır olmaması gerektiği geliyor. İkincisi ise doğrudan uyku ve yemek düzeni ile alakalı olabilir ama bu konularda da azami denge içerisindeyim. Sanırım daha erken uyumalı ve daha çok su içmeli ve daha çok meyve yemeliyim. Biliyorum kolay olmayacak ama bu artık porno ile alakalı bir konu değil ki bu artık geleceğe umutla bakıp bakmama davası. Bilemiyorum baylar; bu kadar çalkantılı bir iniş düşüşte insan nasıl olurda bir şeye odaklanarak iş yapabilir? Gerçi kolay dopamin kaynakları bunu daha da kötü edecek bu da bir gerçek. Çünkü onların temelinde de inişli çıkışlı ruh halleri var hatta bu en temel yapı taşları. Önümde şöyle iki bakış açısı görüyorum; ya bunu kötü ve iyisiyle, sıkılganlığı ve iyi yönleriyle kabul edecek hayatın bu olduğunu anlayacak ve ona göre kendimi bulacağım ya da irademi ve tüm benliğimi bu sıkılgan ve düşüşlü durumlara katlanmak üzere geçireceğim. İkincisini yapmak olağanca zor görünüyor ve sürdürülebilir değil. Bu sıkılgan ve kötü durumları yok etmek gibi üçüncü bir yol olduğunu sanmıyorum ama birinci bakış açısında daha az olacağına inanıyorum. Yağmur hem alimlere hem de hainlere yağar o yüzden bazen durumlara değil kendimize odaklanmak daha iyi fikir olabilir.

Yarın yeni bir gün! Hatalardan ders almak için yeni fırsatlar belki de bilmediğimiz ve göremediğimiz fırsatları kovalamak için yeni durumlar bizleri bekliyor.

Hata1: Aşırı kalori alımı, öğlene doğru aktif bir kalori alımı yapıyorum ve akşam acıkamıyorum bunu her ne kadar bir yenileme için yapsamda yediğim yemek beni tam tersi yenilemiyor düşürüyor. Öğlen daha hafif ve net bir şeyler yemeliyim. Meyve, balık, kuruyemiş, su.

Hata2: Odak noktası: En önemli işler sabah, ardından ikincil önemli işler öğlen yapılmalı gün ortasından sonra ise alışkanlıklar ve akşam ise ekran tamamen salınmalı. Ben ise sevdiğim noktalara bazen fazla odaklanıyorum. Günün erken saatlerinde kolay işleri yapıyorum. Tam tersi yapılmalı.

Hata3: Uyusunda büyüsün: Uyuyamıyorum, bir tane eleman uyuyamıyor. Şaka şaka! Fakat 22-5 gibi bir uyku süresi tutturmam şart gibi duruyor fakat şimdilik 23-6 kabüldür. Erken yatmak erken kalkmaktan daha önemli. Yatarken tabi ekran olmamalı.

Hata4: Benim tatlı tetikleyicim: Bazen aşırı can sıkıntısı olabilir. Bunları daha sosyal ortamlara giderek atlatmaya çalış. Unutma kimse senden önemli değil. Yapmak istemiyorsan yapma! Bu durumlar istek oluşturabilir ki gayet normaldir. Sen bu değilsin unutma!

Hata5: .... Daha fazla yazma ve yat: Ne? Ne oluyor? Hop, sana diyorum, daha fazla yazma da yat artık, geç oldu. Karışmasana bir dakika ya, burada analiz yapıyorum. Yarın yaparsın, uğraşma fazla. Offff , tamam!

Güle güle... :)
 

Rodion Romanoviç

Raskolnikov
Üst Düzey Moderatör
Çevirmen Üye
Katılım
16 Şub 2021
Mesajlar
1,078
Tepki puanı
2,633
Puanları
180
Konum
Türkiye
Hepimiz şu sözleri biliriz: Aksiyon , bilgiden daha önemlidir. Ama ya değilse? Ya ikisi de hayatın akışında potada eritilmesi gereken iki farklı yaşam kaynağı ise. İnsan bazen bilginin sonsuz olabildiğinin farkındalığını yitiriyor. Bir profesör bildiklerini kabullenip bunlarla aksiyon alıyor; diyelim çıktığı programlarda güncel bilgiler yerine önceden öğrendiği bilgiler ile konuşmalar yapıyor. Halk ne yapıyor? Halk güncel bilgiye bu adam kadar bile önem veremeyecek maalesef.

Hepimiz bu yanılgıya düşünüyoruz. Mevcut durumu korumaya çalışmak her ne kadar olumlu olsa da olumsuzluğa sürükleniyorsak artık bakışımızı değiştirmek şart olmuş demektir. Burada artık eylem bizim bilgi seviyemiz için yeterli gelmemektedir. Örneğin şeker yiyorsak ve bunu durduramıyırsak yeni bir deneyime ve bilgiye ihtiyacımız var demektir. Bu ani bir şekerden ölen insan haberi olabilir ama bunu bilinçli yapmayı tercih etmek gerekiyor. Şeker nedir? Neden yiyorum? Yedikten sonra nasıl hissettim? Bugün neden yorgunum? Bunlar insanın kendini analiz edereke yaptıkları yanlışları görmesi ve sonrasında yaptığı yanlışlardan dersler alarak bilgilerini arttırması için en kritik başlangıç noktası.

Gelin detaylı bakalım:

Ali bazı yanlışlar yaptığının farkında fakat bunları mevcut bilgi birikimi ile çözebileceğini düşünüyor. O yüzden her ne kadar başarısız olsa da yeni bilgiler öğrenme konusunda çabalamak yerine tekrar deneme konusunda ısrarcı. Ali, mevcut bilgilerinin yeterli olduğunu düşündüğü için asla yeni şeyler öğrenmiyor dahası Ali mevcut durumunu analiz etme gerekliliği de görmüyor. Ali yaptığı yanlışlara devam etmesinin sebebinin anlık zaaflar olduğu kanaatinde. O yüzden Ali'ye göre her vakit tetikte olmak sorunları çözecek. Fakat işin aslı , Ali bu döngüde uzun zamandır bulunuyor. Kendi bilgisine çok güvendiğinden yeni bilgilere bakma gereği duymaması bir yana, kendini analiz etmeye bile gerek durmuyor. Dahası bu süreç onu gittikçe daha aşağı çektiğinden kendinde analiz yeteneği daha da düşüyor. Verimli düşünemiyor;

Ali bu durumda oturup şu konuda kararını vermeli;

1. Neden yapıyorum? Yani bunu şu anda veyahut yakın zamanda yapmamın sebebi neydi? Onda ne buldum?
2. Ne fayda elde ediyorum? Bunu yaptığımda kazandığım şey tam olarak nedir? Neyi ekstra olarak alıyorum?
3. En çok hangi zamanlarda yapıyorum? Bu kötülüğü en çok ne zaman yapıyorum?
4. Hangi durumlar beni bunu yapmaya yönlendiriyor? Ne tarafından tetikleniyorum?
5. Bunu yapmamak bana ne kazandırabilir? (Tersine olumlamaama ama kötülük problemlerinde neden yapıldığını bulmak daha önemlidir)
6. Bunu yapmadığımda ne yapacağım?
7. İleriye dönelik ne gibi önlemler alacağım?


Ali bu sorular ile öncelikle kendini analiz etmeyi deniyor. Diyelim Ali şeker üzerine bir sorun yaşıyor ve çözümü bu sorularla bulmaya çalışacak. Gelin inceleyelim:

1. Ani mutluluk salgılanması ve açlığımı gidermesi. Tatlı olması ve beni iyi hissettirmesi.
2. Her ne kadar anlık mutlu olsamda açlığım tam gitmiyor kalori ve tokluk doğru olmuyor ve mutluluğum hızlıca azalırken tok hissetmiyorum. Fayda olarak ani mutluluk diyebilirim sadece. Ya da sadece hizli kalori bombardımanı.
3. Genellikle öğlen. Sabah ve akşam gerek görmüyorum.
4. Aç, stresli ve gergin olduğumda yemeyi seviyorum. Ya da canım çok sıkıldığında bir şey izlerken yiyorum.
5. Daha stabil hale gelebilirim, anlık duygu değişimlerim durabilir.
6. Protein ve meyve bazlı ürünlere yönelebilirim ama onlarda aaynı mutluluk hissini vermeyebilir ama tok tutacağı kesin.
7. Aç, gergin ve stresli olduğumda yanımda hep su ve meyve taşıyacağım. Öğlenleri bunları ara öğüun olarak tüketeceğim. Ayrıca güncel şeker makaleleri okuayacağım.


Ali bu aşamada şekerin ne kadar boş olduğunu anlamaya başlıyor. Aslında hiçbir mantık silsilesinin olmamasını bir yana ciddi zararı var. Burada dikkati çeken nokta Ali şekeri olumlamaya yönelik soruları daha önce sordu yani şekerde ne bulduğunu anlamaya çalıştı. Hatta şeker neden zararlı konseptine hiç girmedi bile. Çünkü Ali içten içe zaten şekeri bırakmıyor istiyor, baştan beri amacı da bu zaten. O yüzden şeker zararlarını bilmek işine yaramayacak.

Ali sonrasında bu sonuçları rutinlere çevirirken tekrardan analiz yapmaya devam etti fakat tekrardan yediğini fark etti. Sonrasında yeni bilgileirn oluştuğunu fark etti. Örneğin şekerleri akşam yemeye başlamış ve gündemde şekerle alakalı yeni bilgiler çıkmıştı. Örneğin akşam yenen şekerin uyku bozukluğu yaptığını öğrenmeişti. Ali bu bilgilerle soruları tekrar sordu ve güncellemelerini tamamladı. Ali her ne kadar yüzde 100 başarı sağlayamasa da kesinlikle şekeri fazla tüketmedi. Ali bu sistemi şeker dışında da uyguladı.

Baylar bayanlar, işte bu! Sorun bu! Bunu yapmam gerek. Buna zaman verecek olmak çılgınlık gibi duruyor ama vermeyi planlıyorum bana dua edin.
 

Rodion Romanoviç

Raskolnikov
Üst Düzey Moderatör
Çevirmen Üye
Katılım
16 Şub 2021
Mesajlar
1,078
Tepki puanı
2,633
Puanları
180
Konum
Türkiye
Öylesine Adamlar;

Gecenin karanlığı şehrin üstüne çökmüş, her şey karanlığa teslim olmuştu. Dışarıda geziniyordum, bir kahveye girdim. Kahvenin ortasına soba yanıyordu, içerisine aşırı sıcak hava hakim olmuştu. Dışarıdan girince bu hava değişimini derinden hissettim. Sobanın yanına sokuldum, ellerimi ovuşturarak ısınmaya çalıştım.

- Hoş geldin, beyim. Ne içersin?
+ Kahven var mı?
- Var beyim.
+ Ver bakalım.

Köşeden bir çocuk içeriye daldı. Bana doğru yaklaştı.

- Abi,abi şu sokaktan aşağı geçen benim gibi adamlar gördün mü?

Ne demekti şimdi bu? Benim gibi adamlar derken, insanın kendi gibi adamlar mı olurdu? Şöyle bir süzdüm kendisini, sarkık paltosu, kafasına geçirdiği alelade fesi ve atkısıyla üzerinde bir rastgelelik vardı. Çok şirin bir çocuktu, konuşmasından r harflerini söyleyemiyor onu daha da şirin yapıyordu bu durum.

+ Ne demek senin gibi adamlar?

- Aynı bana benzeyen işte ben gibi.

Şöyle bir tekrar süzdüm kendini, sokaktan gelirken böyle bir kimseyle karşılaşmamıştım.

Gelmiyor...

Not: Sait Faik Abasıyanık Hikayesidir.
 

Rodion Romanoviç

Raskolnikov
Üst Düzey Moderatör
Çevirmen Üye
Katılım
16 Şub 2021
Mesajlar
1,078
Tepki puanı
2,633
Puanları
180
Konum
Türkiye


Şöyle bir bakıyorsun da ne kadar rahat halinin değiştiğine şaşıyorsun. Sokakta gezdiğin an, göz reseptörlerin saniyenin bilmem kaçında milyonlarca veriyi yakalamaya çalışırken, beynin en önemlilerini ayırt etmeye çalışırken bir an fark ediyorsun. Yaşıyorsun. Gözlerin görmeye devam ediyor, komutlarınla birlikte hareket ediyor ellerin ve işte bir anlığına fark ediyorsun ki varlığın bir sokağın ortasında var. Bir yer kaplıyorsun evrenin ortasında. Çevreyi gözlemliyorsun, en çokta gökyüzüne bakıyorsun çünkü insanın en az müdahele ettiği yer orası. Masmaviliği ile sana bakıyor, bir an sorguluyorsun? Ya yoksam? Ya bütün bunlar ufak bir rüyadan ibaretse? Ya yarın kalkacaksam ve öğreneceksem ne olduğumu? Sonrasında diyorsun ki ne olacaksa olsun, kalkacaksam bile bu deneyimin hiçbir anlamı yok muydu? Bu maviliğin bende uyandırdığı his tamamen gereksiz miydi? Şu bulut gereksiz yere mi oradaydı? Var olmanın anlamı üzerine düşünmeye başlyıyorsun ama olmuyor kendini önemseyemiyorsun. Sen kim oluyorsun ki? Sen onca atomun arasında rastgele bir hale gelmiş gereksizlik bütünüsün. Kendini küçültüyorsun. Daha da küçültüyorsun, artık gözlerin görmez oluyor etrafı, artık komutlarınla elini hareket ettiremiyorsun. Sokak boyunca yürümeye devam ediyorsun ama yaşıyor musun yoksa bir ölü bedenin içinde ayakta mı kalmaya çalışıyorsun belli değil. Farkındalığını yitiriyorsun, ben neden kendimi sorgulayayım ki? Ben küçüğüm ben noktayım , ben önemli değilim. Peki ya önemliysem diye de bir sorgu geçiyor aklından? Ya şu ötedeki kız sırf ben buradayım diye buradaysa, ya tüm deneyimlediğim evren tamamen bana özgüyse. Böyle de olmuyor, kibrinde boğuluyorsun. Her şey bana muhattap ha? Her şey bana hizmet ediyor. Ölülük üzerinden kalkıyor ruhun bedenin ile tekrar bütünleşiyor artık yaşamak bir anlam ifade ediyor ama bir saniye... Artık daha kibirlisin, artık olduğun ve iyi hissettiğin halinden yüzlerce kilometre uzaklıktasın. Hatalar yaptığını bilmenin derin üzüntüsünü çekmeye başlıyorsun. Ama yediremiyorsusn, sokak boyunca ilerliyorsun ellerin ve gözlerin... Her birisine komutlarlınla hükmediyorsun. İşte ben insanoğlu! Dünyanın yaşayan en önemli varlığı... Varlığım boyunca bu dünyanın en önemli unsuru oldum. Peki ya sen? Nokta geri geliyor... Önem derecesini kaybediyorsun, bulutlar tekrardan gökyüzünde bir bütün oluşturuyor. Gök olabildiğince yıldırım atıyor. Küçülüyorsun tekrardan. İşte ben insanoğlu diyorsun kendi kendine... Ne kadar da acizim? Bir yıldırım çarpıyor ağacın altına, bir dolu boşalıyor bulutlardan, sel ve sağanak oluyor her taraf... İşte diyorsun, ben insanoğlu, ne kadar da acizim!!!

Karamsarlığında boğulmuyorsun, devam ediyorsun. Gökyüzünde güneş çıkıyor, sular su döngüsüne katılıyor solunan her nefes, karbondioksit olarak geri dışarı atılıyor. Bir döngüye hizmet ediyorsun. Fakat bu ufacık hizmetin ne anlamı vardı ki zaten? Olmasaydım , daha iyi olurdu diyorsun... Keşke hiç var olmasaydım diyecek oluyorsun ama o zaman bunu bile nasıl düşünürdüm? Bulutlar ve gökyüzü ve güneş... Sarılık, mavilik ve kızıllık... Güneş tepeden beri aşağı doğru ilerliyor. Gökyüzünü müthiş bir kızıllık kaplıyor. Gözlerin tekrardan reseptörlerini kullanıyor , beynin ise manzaranın büyüsüne kapılmış durumda. Varım diyorsun. Bende bir şekilde varım. Var olmak yeter mi diye devam ediyor kaldırımlar. Yere bakıyorsun. Düşecek oluyorsun. Karşıya geçerken bir araba sana çarpacak oluyor. Ölüyorsun, sonra tekrardan var oluyorsun. Aklında ve düşüncende güneş ve kızıllık kalmış ama ya kaldırımlar? Kaldırımlara bakınca her şey ufalıyor. Dev bir evrenin ortasına olduğun gerçeği işte bu kaldırımlar yüzünden bozuluyor. Köşede yürüyen kıza gözün çarpıyor. Acaba diyorsun? O ne düşünüyor? Oda varlığıyla dertleşmekte mi? Bunları hiç düşünmemek mümkün olur muydu derdiniz? Fakat işte ellerim baylar, işte buradalar... İşte beynim arkadaşlar, işte buradalar... Yönlendirmeler yapıyorum ve biliyor musunuz ne kadar su döngüsüne katkı sağlasam da bende yaşıyorum, ölümüm bile size katkı olacak. Belki Orhan Veli çıka gelecek öteden beri ve diyecek ki "Ölünce de iyi adam olamadın! " Olamamış olayım ne yazar ki? Ben elimi hareket ettirebiliyordum ve bende yaşıyordum. Elimi hareket ettirdiğimi biliyordum. Farkındaydım. Orhan Veli lafa tekrardan karışıyor: "Peki ne işe yaradı bu?" Şey diyecek oluyorsun.. Şey işte, ben fark ettim. Ne güzel diyor, Veli. "Fark etmene sevindim." Gözden kayboluyor. Peki ya ne yapsaydım? Keşke hiçbir tanıdık olmadan doğmanın bir yolu olsaydı. Kimseyle minnettar olmadan yaşamanın bir yolu ama yok diyorsun. İşte annem , babam buradalar. Her ne kadar kötü bile olsalar onlara sadakat duyacağım. Onlar benim varlığıma ve yaşamıma dokunan yegane şeyler. İşte bunun üzerine varlığını fark etmenden öte daha ileri bir şeyler yapma gereği duyuyorsun. Ama her şey yapılmadı mı albay? Tabii, komiserim... Teknolojik gelişmeler neticesinde medeniyetmizin çöküşünü izlemek üzere sizi şu tepeye alayım. "Aşkım sende gel , robotlar atom bombası atacaklar" Booom ve pufff... Her şey yok oldu. Avcılar ve toplayıcılar, fıravunlar, peygamberler ve tekrardan birbirini öldüren insanlar... Bir şey değişmedi ve tekrardan robotlar ve "Aşkım, gel seyredelim" ler. Fakat aşkın ve tepeden rezerve edecek yerin olmadığından gökyüzündeki kızıllığı bir bomba bulutuna boğulan halktan biri oluyorsun. Ellerini hareket ettirmek bir işe yaramayacak, gözlerin ve bulutlar bu duruma engel olmayacak ve sen farkındalığın sayesinde bunu durdurmayacaksın. İşte, öldün! Yeniden Başlat butonun çalışmıyor, her şey gitti... Tek bir şansın vardı ve maalesef öldün. Rezil ettin tek şansını, Mario. Prenses tepeden atom bombasını izliyordu ve sen onu kurtarmaya çalışıyordun. Fakat o sana aşık bile değildi belki de. Bıyığın güzelmiş ama hikayeler gerçeklikle yüzleşince genel de çocuklara anlatılması daha uygun kaçıyor, değil mi Mario? Üzülme Mario, kafanı ne de güzel tuğlalara vurmuştun. Oradan bir çiçek gelmişti almış ve büyümüştün. Ne kada rçok kaplumbağa ezmiştin öyle değil mi? Haklarını ödeyebilecek misin Mario? Tepede prenses bizleri izliyor. Ellerini kaldır Mario ve Boom. Her şey yok oldu.


Kızıllık artık karanlığı gömüldü, gökyüzündeki her şey artık siyahın teslimiyeti altında. Eller havaya! Kim o? Siyah rengim ben , kanun namına tüm renkleri tutukluyorum. Özellikle sen beyaz renk. Bunlar hep senin başının altından çıkıyor. Kırmızı, Yeşil ve Mavi sizde baş şüpheliler arasındasınız. Yakalayın çocuklar. Beyaz renk bağırıyor ama ne hacet. Gökyüzünün karanlığı çoktan oluşmuş durumda. Belki sabah olunca Sarı rengin yapacağı darbe ile tekrardan yönetimi ele geçirebilirler ama şimdilik gece oluyor. Her şey karanlığa gömüldü, artık elimi göremiyorum ve artık gözlerim hiçbir şeyden haberdar değil. Siyah rengin yönetiminde artık yaşamak ve yaşamamak aynı yere geliyor. O halde ne yapalım dersiniz? Yok yok, "Aydınlıklar sizin olsun verin karanlıkları" demeyeceğiz. Farkındalığımız ve eylemlerimiz bir bütün olacak olsun ve ben artık siyah renge karşı koymak istiyorum ve ben artık sadece su döngüsüne katılmak değil katkı sağlamak istiyorum ve ben albayım ve ben Mario ve ben atom bombası ve ben köşedeki kız ve ben güneş ve ben bulut ve ben siyah renk.. Artık ölümümden daha çok yaşamımla anılmak istiyorum.
 

Black Rose

Admin
Forum Yöneticisi
Katılım
5 Kas 2020
Mesajlar
1,228
Tepki puanı
3,285
Puanları
180


Şöyle bir bakıyorsun da ne kadar rahat halinin değiştiğine şaşıyorsun. Sokakta gezdiğin an, göz reseptörlerin saniyenin bilmem kaçında milyonlarca veriyi yakalamaya çalışırken, beynin en önemlilerini ayırt etmeye çalışırken bir an fark ediyorsun. Yaşıyorsun. Gözlerin görmeye devam ediyor, komutlarınla birlikte hareket ediyor ellerin ve işte bir anlığına fark ediyorsun ki varlığın bir sokağın ortasında var. Bir yer kaplıyorsun evrenin ortasında. Çevreyi gözlemliyorsun, en çokta gökyüzüne bakıyorsun çünkü insanın en az müdahele ettiği yer orası. Masmaviliği ile sana bakıyor, bir an sorguluyorsun? Ya yoksam? Ya bütün bunlar ufak bir rüyadan ibaretse? Ya yarın kalkacaksam ve öğreneceksem ne olduğumu? Sonrasında diyorsun ki ne olacaksa olsun, kalkacaksam bile bu deneyimin hiçbir anlamı yok muydu? Bu maviliğin bende uyandırdığı his tamamen gereksiz miydi? Şu bulut gereksiz yere mi oradaydı? Var olmanın anlamı üzerine düşünmeye başlyıyorsun ama olmuyor kendini önemseyemiyorsun. Sen kim oluyorsun ki? Sen onca atomun arasında rastgele bir hale gelmiş gereksizlik bütünüsün. Kendini küçültüyorsun. Daha da küçültüyorsun, artık gözlerin görmez oluyor etrafı, artık komutlarınla elini hareket ettiremiyorsun. Sokak boyunca yürümeye devam ediyorsun ama yaşıyor musun yoksa bir ölü bedenin içinde ayakta mı kalmaya çalışıyorsun belli değil. Farkındalığını yitiriyorsun, ben neden kendimi sorgulayayım ki? Ben küçüğüm ben noktayım , ben önemli değilim. Peki ya önemliysem diye de bir sorgu geçiyor aklından? Ya şu ötedeki kız sırf ben buradayım diye buradaysa, ya tüm deneyimlediğim evren tamamen bana özgüyse. Böyle de olmuyor, kibrinde boğuluyorsun. Her şey bana muhattap ha? Her şey bana hizmet ediyor. Ölülük üzerinden kalkıyor ruhun bedenin ile tekrar bütünleşiyor artık yaşamak bir anlam ifade ediyor ama bir saniye... Artık daha kibirlisin, artık olduğun ve iyi hissettiğin halinden yüzlerce kilometre uzaklıktasın. Hatalar yaptığını bilmenin derin üzüntüsünü çekmeye başlıyorsun. Ama yediremiyorsusn, sokak boyunca ilerliyorsun ellerin ve gözlerin... Her birisine komutlarlınla hükmediyorsun. İşte ben insanoğlu! Dünyanın yaşayan en önemli varlığı... Varlığım boyunca bu dünyanın en önemli unsuru oldum. Peki ya sen? Nokta geri geliyor... Önem derecesini kaybediyorsun, bulutlar tekrardan gökyüzünde bir bütün oluşturuyor. Gök olabildiğince yıldırım atıyor. Küçülüyorsun tekrardan. İşte ben insanoğlu diyorsun kendi kendine... Ne kadar da acizim? Bir yıldırım çarpıyor ağacın altına, bir dolu boşalıyor bulutlardan, sel ve sağanak oluyor her taraf... İşte diyorsun, ben insanoğlu, ne kadar da acizim!!!

Karamsarlığında boğulmuyorsun, devam ediyorsun. Gökyüzünde güneş çıkıyor, sular su döngüsüne katılıyor solunan her nefes, karbondioksit olarak geri dışarı atılıyor. Bir döngüye hizmet ediyorsun. Fakat bu ufacık hizmetin ne anlamı vardı ki zaten? Olmasaydım , daha iyi olurdu diyorsun... Keşke hiç var olmasaydım diyecek oluyorsun ama o zaman bunu bile nasıl düşünürdüm? Bulutlar ve gökyüzü ve güneş... Sarılık, mavilik ve kızıllık... Güneş tepeden beri aşağı doğru ilerliyor. Gökyüzünü müthiş bir kızıllık kaplıyor. Gözlerin tekrardan reseptörlerini kullanıyor , beynin ise manzaranın büyüsüne kapılmış durumda. Varım diyorsun. Bende bir şekilde varım. Var olmak yeter mi diye devam ediyor kaldırımlar. Yere bakıyorsun. Düşecek oluyorsun. Karşıya geçerken bir araba sana çarpacak oluyor. Ölüyorsun, sonra tekrardan var oluyorsun. Aklında ve düşüncende güneş ve kızıllık kalmış ama ya kaldırımlar? Kaldırımlara bakınca her şey ufalıyor. Dev bir evrenin ortasına olduğun gerçeği işte bu kaldırımlar yüzünden bozuluyor. Köşede yürüyen kıza gözün çarpıyor. Acaba diyorsun? O ne düşünüyor? Oda varlığıyla dertleşmekte mi? Bunları hiç düşünmemek mümkün olur muydu derdiniz? Fakat işte ellerim baylar, işte buradalar... İşte beynim arkadaşlar, işte buradalar... Yönlendirmeler yapıyorum ve biliyor musunuz ne kadar su döngüsüne katkı sağlasam da bende yaşıyorum, ölümüm bile size katkı olacak. Belki Orhan Veli çıka gelecek öteden beri ve diyecek ki "Ölünce de iyi adam olamadın! " Olamamış olayım ne yazar ki? Ben elimi hareket ettirebiliyordum ve bende yaşıyordum. Elimi hareket ettirdiğimi biliyordum. Farkındaydım. Orhan Veli lafa tekrardan karışıyor: "Peki ne işe yaradı bu?" Şey diyecek oluyorsun.. Şey işte, ben fark ettim. Ne güzel diyor, Veli. "Fark etmene sevindim." Gözden kayboluyor. Peki ya ne yapsaydım? Keşke hiçbir tanıdık olmadan doğmanın bir yolu olsaydı. Kimseyle minnettar olmadan yaşamanın bir yolu ama yok diyorsun. İşte annem , babam buradalar. Her ne kadar kötü bile olsalar onlara sadakat duyacağım. Onlar benim varlığıma ve yaşamıma dokunan yegane şeyler. İşte bunun üzerine varlığını fark etmenden öte daha ileri bir şeyler yapma gereği duyuyorsun. Ama her şey yapılmadı mı albay? Tabii, komiserim... Teknolojik gelişmeler neticesinde medeniyetmizin çöküşünü izlemek üzere sizi şu tepeye alayım. "Aşkım sende gel , robotlar atom bombası atacaklar" Booom ve pufff... Her şey yok oldu. Avcılar ve toplayıcılar, fıravunlar, peygamberler ve tekrardan birbirini öldüren insanlar... Bir şey değişmedi ve tekrardan robotlar ve "Aşkım, gel seyredelim" ler. Fakat aşkın ve tepeden rezerve edecek yerin olmadığından gökyüzündeki kızıllığı bir bomba bulutuna boğulan halktan biri oluyorsun. Ellerini hareket ettirmek bir işe yaramayacak, gözlerin ve bulutlar bu duruma engel olmayacak ve sen farkındalığın sayesinde bunu durdurmayacaksın. İşte, öldün! Yeniden Başlat butonun çalışmıyor, her şey gitti... Tek bir şansın vardı ve maalesef öldün. Rezil ettin tek şansını, Mario. Prenses tepeden atom bombasını izliyordu ve sen onu kurtarmaya çalışıyordun. Fakat o sana aşık bile değildi belki de. Bıyığın güzelmiş ama hikayeler gerçeklikle yüzleşince genel de çocuklara anlatılması daha uygun kaçıyor, değil mi Mario? Üzülme Mario, kafanı ne de güzel tuğlalara vurmuştun. Oradan bir çiçek gelmişti almış ve büyümüştün. Ne kada rçok kaplumbağa ezmiştin öyle değil mi? Haklarını ödeyebilecek misin Mario? Tepede prenses bizleri izliyor. Ellerini kaldır Mario ve Boom. Her şey yok oldu.


Kızıllık artık karanlığı gömüldü, gökyüzündeki her şey artık siyahın teslimiyeti altında. Eller havaya! Kim o? Siyah rengim ben , kanun namına tüm renkleri tutukluyorum. Özellikle sen beyaz renk. Bunlar hep senin başının altından çıkıyor. Kırmızı, Yeşil ve Mavi sizde baş şüpheliler arasındasınız. Yakalayın çocuklar. Beyaz renk bağırıyor ama ne hacet. Gökyüzünün karanlığı çoktan oluşmuş durumda. Belki sabah olunca Sarı rengin yapacağı darbe ile tekrardan yönetimi ele geçirebilirler ama şimdilik gece oluyor. Her şey karanlığa gömüldü, artık elimi göremiyorum ve artık gözlerim hiçbir şeyden haberdar değil. Siyah rengin yönetiminde artık yaşamak ve yaşamamak aynı yere geliyor. O halde ne yapalım dersiniz? Yok yok, "Aydınlıklar sizin olsun verin karanlıkları" demeyeceğiz. Farkındalığımız ve eylemlerimiz bir bütün olacak olsun ve ben artık siyah renge karşı koymak istiyorum ve ben artık sadece su döngüsüne katılmak değil katkı sağlamak istiyorum ve ben albayım ve ben Mario ve ben atom bombası ve ben köşedeki kız ve ben güneş ve ben bulut ve ben siyah renk.. Artık ölümümden daha çok yaşamımla anılmak istiyorum.
🤔🙄😕😑😑😑
 
shape1
shape2
shape3
shape4
shape5
shape6
Üst